• BIST 89.764
  • Altın 145,339
  • Dolar 3,6255
  • Euro 3,9111
  • İstanbul 10 °C
  • Ankara 12 °C

Aşiretler gölgesinde demokratik özerklik

Aşiretler gölgesinde demokratik özerklik
İhsan Çölemerikli sessizliğini Hakan Taş'a bozdu. Çölemerikli "Özel nedenlerden dolayı uzun süredir gazetelerde köşe yazılarını yazmıyorum",,,

Bazı dostlarımın ısrarı üzerine Hakkari'de meydana gelen olaylarla ilgili düşüncelerimi duyarlı okuyucularla paylaşmak gereğini duydum. Makaleme yer veren HAKKARİ HABER TV yetkililerine teşekkürlerimi sunmayı görev biliyorum.

Şunu da hatırlatmakta fayda görüyorum: Suskun toplumların daima içlerinde potansiyel bir tehlike barındırdıkları bilinen bir gerçektir. Bu da demokrasiyi içlerine sindiremeyen, toplumun değişim ve dönüşümünden yana olmayan, halkın önderliği koltuğuna vesayetle oturan siyaset pazarlamacılarına yaramıştır. Bölgemizin bir gerçeği olan bu çağ dışı anlayışa sahip kimilerinin makalemden rahatsızlık duyacaklarını biliyorum.

ihsan-colemerik-1.20140811114938.jpg

19 Temmuz günü Hakkari merkezinde duyumlara göre GEVDAN ve PİNYANİŞİLİ 4 genç arasında meydana gelen tartışma; kısa sürede iki aşiretin tabanına kaydırıldı. Kent merkezinde yayılma gösteren taşlı-sopalı karşılıklı saldırılarda yaralananlar oldu. Bir gün sonra; tarihte BASK A RAST - BASK A ÇEP (sağ sol kanatlar) olarak tanımlanan aşiret konfederasyonunun kanatlarını karşı karşıya getirilecek kadar büyüdü. Silahla öldürülenler oldu.

Olayların yayılma göstermesi üzerine 20 Temmuz'u 21 Temmuz'a bağlayan gecede Hakkari Valiliği sokağa çıkma yasağı uyguladı ve uygulama iki gün sürdü. Çatışmalar kenar mahallelerdeki aşiret sitelerinde yer yer devam etti.

Peki nasıl oldu da son 30 yılda devam eden Kürt özgürlük hareketiyle çözüldüğüne inanılan aşiretçilik; 70-80 bin nüfuslu kent merkezinde iki gün içinde tüm kent sakinlerini kuşatacak bir büyümeye imzasını attı? Açıklaması gayet basit:

Kürt halkı adına 20 yılı aşkın süredir demokratik zeminde mücadele veren, mahalli yönetimi ezici bir çoğunlukla elinde tutan, ilin3 milletvekilliği kontenjanının tamamına sahip olan parti yerel yönetimi olayları yatıştırmada, bir barış ortamı sağlamada yetersiz kaldı. Çünkü aşiret bölünmüşlüğünü yaratanlar, aşiretler arası yarışın aktörleri bizatihi partinin organlarında yuvalanmışlardı ve güvensizliğin oksijenini onlar tabanlarına koklatıyorlardı.

Gerek yerel gerekse genel seçimlerde halkın temsilciliğine seçilenlerin temel dayanakları aşiret güçleri idi. Seçimlerde adaylar, tabanın iradesi ayaklar altına alınarak bir nevi atama ile belirleniyordu. Halkın iradesiyle belirlenemeyen bazı etkili seçilmişlerde; şımarıklık, kendini beğenmişlik, ukalalık, sahte kahramanlık biçimlenmişti.

Bu ilkellik aşiretçiliği aşan eski kent yerlilerinden uzaklaşmayı, hatta aşiretin militan gücüne dayanarak kentte filizlenen sivil toplum örgütlerini dahi küçümsemeyi beraberinde getirdi. Hakkari feodalitesinin bir karakteristik özelliğinin ürünü olan sinsilik, kitlelerden gerçekleri saklamayı beceren ikiyüzlülük, köylü kurnazlığıyla donatılmış bir politikacı tipinin kentin siyasetine hakim olmasına yol açmıştı.

Ankara ve Diyarbakır'da ikili ilişkilerle belirlenen adayların keyfiyete dayalı uygulamaları halka hesap vermeyi gerektirmiyordu. Çünkü bir nevi halkın iradesi olan ön seçim sonuçlarına dahi riayet edilmiyordu. Birinci sırada oy alan aday evine giderken 7. sırada seçilen koltuğa oturtuluyordu. Bu tür seçilmişlerin en başarılı yönleri de politika borsasının rant pazarından kar sağlamaktı.

20 yıllık siyaset geleneğinde sosyal, siyasal ve kültürel alanlarda çağdaş bir değişim geçirmedikleri gibi tabanları olan feodal toplumun değişim ve dönüşümüne öncülük yapacak kadroların yetiştirilmesinden de özenle ve bilinçli olarak kaçındılar. Hatta toplumdaki sosyal ve kültürel değişimin önüne set çekmeyi de ihmal etmediler.

Halkın bir kesimi ödenen ağır bedellere rağmen özlemini duyduğu çağdaş, toplumcu siyasi rehberlere kavuşmamıştı. geçirdiği bir kaç seçim dönemiyle yeni önder tipleriyle buluşmak istiyordu.  Halkın ezilen kesimleri böyle bir arayışın içine girerken; içinde bulunduğu sosyal konumu ve bilinç düzeyine göre fazlasıyla fedakarlılar yaptı. Fakat her yeni dönem seçilmişleri, bir dönem öncekilerini aratıyordu.

Öne çıkan kadrolarda yenilenmenin tersine büyük bir erozyon ve küçülme yaşandı. Seçilmişler küçük hesapların peşine düştüler. Atanmışlıklarına rağmen aşiret, kabile, klan biçiminde yaşayan tabanlarına göz kırpmayı, geceleri kapalı kapılar arkasında buluşarak aşiretsel proje üretmeyi, koltuklarını kalıcılaştırmak için onların kan bağına dayalı duygularını okşamanın dışında körüklediler.

Geçmişte feodal önderleri olup sistemin yanında yer almakta direnen aşiret reislerine, kabile, klan şeflerine yeniden yaslanmayı, onlarla flört etmeyi tercih ettiler. Bu ilişki aynı zamanda eski efendilerine karşı günah çıkarma, kaynaşma anlamına geliyordu. Bu çağ dışı duygularla beslenen kirlilik; barış için toplanan kimi aşiret reisleri tarafından "siz de artık aşiret reislerinizi dinlemelisiniz" söylemiyle seslendirildi. Bu ikilem ve tutarsızlığın temelinde yetersiz ve sahte bir ulusal bilinç yatıyordu.

Zaten ulusalcılığı bir maske olarak takmışlardı. Öyleki seçilmişlik dönemi sona erenleri bir daha siyaset arenasında görmek olanaksızdı. Bu aşırı esneklik, özgürlük mücadelesi veren tabanda bir toplumsal kırılmaya yol açtı. Zemin kırılmaya, bölünmeye çok uygun bir yapıya sahipti. Aşiretçilik kendisi bölünme demekti. Bu bölünme günlük yaşamda kentin ana caddelerinde kendisini hissettiriyordu.

Kent sakinlerinin en fazla tur attıkları Bulvar Caddesi'nin kaldırım taşlarında çalım atarak yürüyenlerin ayak sesleri; bir aşiret kabadayılığının ve biriken kinin, nefretin habercisiydi. Eskiden beri kent sokaklarında kol kola girerek gövde gösterisinde bulunmayı adeta gelenek haline getirmişlerdi. Toplu gezmekle şehrin ana caddelerini güç gösterisi arenasına dönüştürmüşlerdi. Öylesine ilkelce ve ahmakça bir görüntü sergiliyorlardı ki kente gelen bir yabancı onları zincire vurulmuş bir halkın bireyleri değil; tüm siyasi, demokratik, kültürel haklarını kazanmış özgür bir halk oldukları yargısına varırdı.

Ne acıdır ki bu kırılmanın mimarlığını da 2010 genel seçimlerinden sonra atama ile temsilcilik koltuğuna oturtulan kimi üst düzey sözde siyasetçiler yaptı.Yaratılan bölünmüş, parçalanmış siyasi tablodan ve meydana gelen gelişmelerden bu rahatlıkla okunuyordu. Kırılma, yüzeye vuran ilk meyvesini 2013 yılında aşiretler arası izlenen yanlış bir politika sonunda yaşandı.

Aşiretler arası yaşanan öldürme olaylarında ihmali olduğu gerekçesiyle HDP il yönetimi haklı gerekçelerle değiştirildi.Ancak tabandaki sorunu çözmek için sistematik, sağlıklı, politik bir çalışma yapılmadı. Yara bir bantla kapatılmaya çalışıldı. Bantla kapatılan yara tarafların bünyelerinde iltihaplanmaya neden oldu.Aşiret düzeninde herhangi bir nedenden dolayı iki aile arasında olayların çıkması doğaldır.

Fakat bu ailelerin olayları tabana yayma becerileri yoktur. Bu yetenek egemen ailelerin tekelindedir. Taban kıvılcımlar saçabilir. Yalnız kıvılcımları alevlendirecek benzin tavanın cerikanlarında saklıdır. Aşiretleri yeniden birbirlerine düşürmek, ulusal birliği engellemek için bir çok iç ve dış karanlık gücün pusuda bekledikleri biliniyordu. Bu talihsiz gelenek yüzlerce yıllık bir siyasi geçmişe sahipti.

Kökleri 430 yıl öncesine dayanıyordu. Kontrol altına alınmayan, vergi vermeyen düşman Safevi İmparatorluğuna karşı sınır bekçiliği görevini zaman zaman aksatan Hakkari halkını; bask a rast - bask a çep biçiminde aşiret konfederasyonuna dönüştürmek ve konfederasyonun sol kanadını oluşturan Ertuşilerle, sağ kanadı meydana getiren Pinyanişiler arasında düşmanlık yaratılarak hayata geçirilmesi görevi; zamanın Van Valisi Saraybosnalı İskender Paşa'nın kız kardeşi ATİYE HANIM'a verilmişti.

Hakkari beylerinden Zeynel Bey veya oğlu Zekeriya Beyle evlendirildiği tahmin edilen Atiye Hatun dört asrı geride bırakan bir düşmanlığın tohumlarını ekmişti,bağımsız beylerin, özgür aşiretlerin mekanı olan Colemêrg Kalesi'nin çevresine.

Günümüzde Bab-ı Ali'nin mirasına oturanların bu kirli siyasetlerini yeniden devreye koymamaları düşünülemez. Bölgedeki siyasi gelişmeler karşısında tarih egemenlere yeni görevler vermiştir. Dağlık coğrafyanın direngen halkının birliğe doğru yol alması, yeni Kürt kazanımlarını beraberinde getirebilirdi.

Gelişmeler karşısında endişelenen hakim ulusun güçleri, yereldeki işbirllikçileriyle tarihsel rollerini yeniden sahneleyerek oynamak istediler. Fakat günümüzde meydana gelen olaylarda perde arkasındaki güçler kadar; yerel Kürt siyasetçileri de sorumlu ve suçludurlar. Stratejik ve kadim coğrafyada provokatörler her zaman işbaşında olacaklardır.

Önemlli olan halk adına siyaset yapanların, mazlum bir halkın provokasyona gelme koşullarını ortadan kaldırmaktır. Bunu 20 yıldır legal zeminde Kürt özgürlük mücadelesi verdiklerini iddia eden bir partinin müsvedde siyasetçilerinden talep etmek kutsal bir haktır. Kürt halkı adına il çevresinde siyaset yapanların; bu tehlikeyi fark ederek önlem almaları tarihsel görevleri değil mi?

Bu kara bulutların aylardır Hakkari semalarında dolaştıklarını neden farketmediler? Yanıtı basit; kendi siyasi geleceklerini kalıcı kılmak için kent semalarında dolaşan bulutları görmezlikten geldiler. Çünkü bulutlar içinde onların da zerrecikleri vardı ve sayıları da kabarıktı. Halk demokrasilerinde uzun vadede atama yöntemi geçici,halkın iradesinin ise kalıcı olduğunun farkındaydılar kimi seçilmişler.

Onun için de kara bulutların içine bulanık su damlacıklarını damlatmak yerel siyasetin bir temel yasasıydı. Varlıklarını bu yasa ile sürdürmüşlerdi. Bulut parçaları arasında sürtüşmeyi meydana getirmek, şimşek çakmanın pimi onların elindeydi. Ürkütücü olan da kent merkezinde böylesine çağ dışı bir yapılanmanın yaşatılmış olmasıdır. Bu aynı zamanda kentteki ulusalcı güçleri, özgürlük hareketini arkadan vuran bir hançerdir.

Yurtsever güçleri hiçe sayan, onların otoritesini tanımayan bir başkaldırıdır. Yüzeysel bir barış palavrasıyla bilenmiş, her zaman çekmeye hazır olan aşiret hançerini bir süre için kının içine bırakılması, güven vermediği gibi inandırıcılığı da yoktur. İnternette bazı aşiret reislerinin kışkırtıcı beyanatlarını okuyunca endişelerimin daha da arttığını ifade etmek durumundayım. Onların susuzluğunu gideren aşiret zemzemiydi. Onsuz yaşayamazlardı. Balığın susuz yaşayamayacağı gibi.

Son 60 yılda Hakkari feodal yapısının; yaşayan tanıklarından biriyim. Mezopotamya Uygarlığında Hakkari isimli tarihsel çalışmamda; yakın siyasi tarihle ilgili gözlemlerime yer vermişim. Ertuşi-Pinyanişi aşiret kavgaları genelde seçime yakın dönemlerde yoğunlaşır. Çatışmalar aynı zamanda seçimde öne çıkacak adayların bir nevi provası olmuştur. Hem yerel hem de bölgesel bazda; gönlünde Hakkari temsilcisi olma aslanı yatanların, kendi tabanlarını yanlarında tutmak için yarattıkları bir hamledir.

Diyarbakır'da gelenlerin içinde de bu hayalle yaşayanların olduğunu; 2015 milletvekilliği seçimleri arifesinde göreceğiz. Çünkü bölgede egemen olan Kürt siyaseti de; Kemalistlerin Hakkari'ye uyguladıkları sömürge siyasetini taklit ederek aday belirlemeye çalışmaları bu savımızı doğrulamaktadır. Eğer iddia ettikleri gibi devlet provokatörlerinin şırıngasından çıkan virüs; bir gecede Keklikpınar Mahallesinden Bağlar Mahallesine kadar yayılmış olan Ertuşi ve Pinyanişi aşiret bireylerinin tüm kılcal damarlarına girmiş ise bu da 20 yıllık maskeli yurtseverlerin bir zaafiyeti değil midir?

O aşiretleri yıllardan beri Newroz alanına çekip, nutuk çeken, yüzlerce basın açıklamasıyla yanlarında ayakta tutanların hiç mi suçları yoktur? Provokatörlerin bir gecede ayaklandırdıkları binlerce aşiret insanı onların seçmeni değil miydi? Kürt yurtseverliği, Kürt ulus kaynaşması Ertuşi ve Pinyanişileri tören alanlarında halayda tutmak ve halay başını çekip mendil sallamakla olmaz.

Bu kardeşliğin çimentosu ulusal bilinçtir. Bu da sistematik kültürel ve programlı etkinliklerle sağlanır. Geleneksel yöntemler ve dört yılda bir yapılan seçimlerde yüzeysel aşiret ittifaklarıyla aşiretler halklaşmaz. Halk ve ulus kavramları farklı şeylerdir. Kürt halkı adına bölgede siyaset yapanların

bu tehlikeli gelişmeden habersiz oldukları söylenemez. Aktörler kendi siyasi gelecekleri için halktan bir bölünmenin meydana gelmesine zemin hazırlamaya çalıştılar. Yanlış yapılan siyasi hesapların bedelini halkın en saf, temiz ve en yoksul ailelerine ödettiler. Siyasi parti temsilcileri, yerel yönetim sorumlularıyla birlikte, kentteki tüm sivil toplum örgütleri de bu günaha ortaktırlar.

Tümü de demokratik ulus yaratmada sınıfta kaldılar. Halktan özür dileyip görevlerinden bir an önce istifa etmeleri gerekiyor. İşin garip tarafı bu küçük kasaba politikacıları ilan edilmesi düşünülen demokratik özerkliğin de temsilciliğine soyunarak boy göstermeye hazırlanıyorlardı. Ben yaklaşık 40 gün önce Hakkari’deydim.

Aşiret taşkınlığı Sümbül Dağı'nın eteklerinde değil, zirvesinde dolaşıyordu. Olup bitenlerin en hazin ve kızartıcı halkası da, birkaç aydan beri MESKAN DAĞI'nda karakol inşaatına karşı kurulan çadırda nöbet tutmaya gidenlerin; kent merkezinde meydana gelen aşiret kavgasını kutsal sayıp, katılmak için mevzideki görevlerini terk etmiş olmalarıdır.

Demeç veren siyasilere sormak lazım o çadırda da "derin provokasyon" mu vardı? Ulusal bilinç, ulusal demokratik ahlak bu çekilmenin, kaçışın neresinde yatıyor? İki ayı aşkın sürede nöbet tuttukları, namusla eşdeğer nöbet çadırının terk edildikten sonra akıbeti ne oldu? Maskeli aşiret kalıntılarıyla demokratik özerkliği inşa etmeye kalkışmak, mahalle meclislerini oluşturmak, ileride meydana gelebilecek büyük bir yenilginin şimdiden habercisidir.

Emperyalist, sömürgeci güçlerin sınırlarını cetvelle belirledikleri kukla yönetimler dışında; sağlam bir demokratik ulus kalesinin moloz taşlarla inşa edildiği dünyanın neresinde görülmüştür? Ortadoğu cehenneminde kapısız, penceresiz bir coğrafyada ablukaya alınmış bir halkın aşiret bölünmüşlüğüyle özgürleşmesine; siyaset rantı ile beslenenlerin dışında kim inanır?

Tarihsel görev, Ertuşi ve Pinyanişilerin fazla zaman kaybedilmeden kardeşlik potasında eritilmesini sağlamaktır. Bunun için sürekli eğitim programları, etkinlikler devreye sokulmalıdır. Kişisel ve ailesel çıkarları için çırpınanlar halka uzun vadede önderlik yapamazlar. Yöre insanının aşiretçiliği aşmış tarafsız rehberlere ihtiyacı vardır.

"Derin provokasyon" söyleminin arkasına sığınanlara Ertuşi ve Pinyanişilerin itibar etmemelerini temenni ederken, her iki tarafa da barışa ve kardeşliğe katkı sunmalarını diliyorum. Gerçi benim konumumda olanlar; küçük kasaba politikacıları nezdinde "kanaat önderleri" kategorisine girmezler. Ama yine de barışın kalıcı olmasını temenni ediyorum.

 İhsan Çölemerikli

 

Bu haber toplam 6833 defa okunmuştur
Etiketler: ,
  • Yorumlar 30
  • Facebook Yorumları 0
    YASAL UYARI: Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Hakkarihabertv.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Hakkari Haber TV | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel :
    Savaş TAŞ - 0.(546) 273 25 56
    Yusuf TAŞ- 0.(545) 266 87 94 | Haber Scripti: CM Bilişim