" />
  • BIST 106.843
  • Altın 142,580
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • İstanbul 25 °C
  • Ankara 26 °C

BARIŞIN ÇOCUKLARINI YETİŞTİRMEK!

Abdurrahman Aşkan

Sevgiyle beslenen, takdirle karşılanan, güzellikleri övgüyle karşılaşan bir birey, bir toplum, bir millet çevresi, halkı ve ülkesi ile barışıktır, huzurludur, mutludur her zaman ve mekânda…

Barış kardeşliği sevmektir, insana âşık olmaktır, doğayı, tabiatı, evreni, canlı cansızı bağrına basmaktır. Barış iki dil arasında inandırıcı olmayan ama güzel süslenen, paketlenen, insan ağzını açık bırakacak derecede nazik, şirin ve tatlı sözlerle çıkan sözcüklerle değil.

İnsan gönlünü fethedecek, kalbini okşayacak, bedenine, ruhuna canlılık ve dirilik verecek kalıcı, inandırıcı ve kale gibi sağlam kaynaklardan, projelerden meydana gelecek sözünün eri insanlar olarak yetişmediğimiz ve yetiştirmediğimiz müddetçe barıştan söz etmek söz açmak hayalden öteye gitmez.

Barışın temeli atılmalı, tohumu ekilmeli ki barışık bir birey, bir aile, bir halk, bir millet ve bir toplum oluşturulsun…

Yıllardır barıştan bahsedenler hangi somut adımlar attılar ki barış gelmedi. Yok ki bir somut adımları, hep söylenti lakin kimse içine sindiremedi, temelini atmadı, geleceği hesap etmedi.

Baba sözde barış diyor ama sürekli renginden, ırkından, halkından, dininden, kültüründen, aşiretinden olmayan insanları dışlardı ve bunu detaylı bir şekilde yarının geleceğini kuracak çocuklara gençlere gösterişli haliyle anlatırdı, yaşatırdı.

Bir tek kendisinin barış istediğini karşıdakilerin karşı olduğunu anlata anlata çocuğunun bilinçaltına yerleştirmiş ve bu düşünce yıllar önce söylenmişse, o çocuk da bugün yirmi yaşında hesaplarsak barışın çok ırak olduğunu da hesap etmeliyiz…

Barışın çekirdeğini bugün geç demeden atmalıyız çocuklarımızla, gençlerimizle geleceğimizle bir nesil önümüzdekiler gibi yaparsak daha çok barış barış deriz. Barışı tüm detayları ile evlatlarımıza aşılamalıyız.

Irkı, rengi, şekli şemalı, dini, kültürü her ne olursa olsun insan olduğunu ve Allah’ın yarattığı bir canlı olduğunu onun bizimle bizim gibi yaşamaya hakkı olduğunu çocuğun bilinçaltına yerleştirmediğimiz ve meyvesini alacağımız yaşa gelene kadar sabırla beklemediğimiz müddetçe de gerçek manada barıştan medet ummak suda buzun erimemesini istemektir.

Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale i Nur’da: ‘’Ey Mü'mine kin ve adavet besleyen insafsız adam! Nasıl ki, sen bir gemide veya bir hanede bulunsan; seninle beraber, dokuz masum ile bir cani var; o gemiyi gark ve o haneyi ihrak etmeye çalışan bir adamın ne derece zulmettiğini bilirsin.

Ve zalimliğini, semâvâta işittirecek derecede bağıracaksın. Hatta bir tek masum, dokuz cani olsa, yine o gemi hiçbir kanun-u adaletle batırılmaz’’ Sözü insanlarla nasıl bir hayat sürdürmemiz gerektiği, gerçek huzurun barışın ve kardeşliğin ne tür yollarla sağlanacağı tüm çıplaklığı ile Elhamdülillah çağın fehmine uygun bir dille Kur-an ışığında anlatılmış.

İnsani sorumluluk üstlenen her insanın hayatı boyunca karşılaştığı, karşılaşacağı zorlukları, mesleğinin insanlık yanlarını, hizmet aşkını sevdirmekten öte nefret, kin ve dışlama gibi kışkırtıcı, doldurucu gibi temsillerle çocuğunu yetiştirirse,  bir birey evladını geleceğinin temelini oluşturan çocuğunu haset, kırma, yıkma vs. gibi sözcüklerle… Bir toplum ülkesinin yanlış olan yöneticilerini devletine mal ederek bölücülüğü, yıkıcılığı, tahribatı anlatırsa ve yaşatırsa barış nasıl gelebilir.

Bir Türk veya Kürt kardeşimiz evladını ırkından, renginden, milletinden olmayan insan (ları) ı düşmanmış gibi nifakla, tefrikayla yetiştirirse, değil barışın gelmesi ileride taşların yağmamasına dua etmeliyiz. Aynı düşünceler diğer halklar içinde geçerlidir. Tüm ülke olarak yaşadığımız tatsızlıkların tek sebebi geçmişte bugünleri kuran kendisinden olmayanları ötekileştirme temelini atan 20–30-100 yıl önceki yetişkinler, yetiştiriciler değil mi?

Ülkenin Savcısı,  Avukatı, Polisi, Memuru, Temizlikçisi, Esnafı, Öğretmeni ve en önemlisi de ilk öğretmen, ilk eğitmeni, ilk iyiliği ve kötülüğü çocuğun bilinçaltına ( hayatta silinemeyeceği hafızaya) yerleştiren. Anne ve baba ne zaman gerçek değerleri, sözde değil özde (özgürlük, kardeşlik, barış, hak, hukuk, adaleti) yaşayarak ve yaşatarak geleceğin her türlü barışını sağlayabilirsek, tohumunu ekersek kardeşlik, birkaç yıl sonra da barış kaçınılmaz olur…

Barışın temelini herkes ama herkesin yetiştireceği çocukla atabilir. Birinin zıt adım atması halinde bu kargaşa bitmez devam eder.

Hepimizin geleceğin teminatı olan canlarımızın kulaklarına barışın yolları kardeşlikten geçtiğini fısıldamalıyız. Irkı rengi milleti düşüncesi ne olursa olsun insan oluşundan dolayı sevmeli, saymalı ve ‘’yaratılanı sev yaratandan ötürü’’ deyimine körü körüne bağlanmalıyız…

Her kesimin, geleceği kardeşlik içinde yaşama dileğiyle…Selam ve dua ile…

Bu yazı toplam 1032 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    YASAL UYARI: Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Hakkarihabertv.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Hakkari Haber TV | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel :
    Savaş TAŞ - 0.(546) 273 25 56
    Yusuf TAŞ- 0.(545) 266 87 94 | Haber Scripti: CM Bilişim