• BIST 83.067
  • Altın 146,538
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 4 °C
  • Ankara -3 °C

Beyin ve irade fırtınası estirilsin

Çiya Berçelan

Sovyetler Sosyalist Cumhuriyetlet Birliği (SSCB) 24 yıl öncesine kadar dünyanın süper gücü Amerika'nın karşısında yer alanan ikinci süper gücüydü. Komünist ideoloji iddiası ile kendisini sosyalist proleteryanın yeryüzündeki temsilcisi olarak konumlandırmıştı.

Yani yeryüzündeki yoksulun, işçinin, köylünün dayanağı, herkesin eşit olduğu bir yaşamın temsilcisi iddiasındaydı. Empaeyalizme, vahşi kapitalist dünyada mazlumların, mahalli tabirle garip-gurebanın sesi, nefesi iddiasını Marks'ın ekonomi politiği ve Lenin'in ''Karl Marks ve Marksizm üzerine'' tezlerinden ilham alıyordu.

ciya-bercelan-1.jpg

1917 bolşevik devrimi bu felsefe ve ideoloji ekseninde SSCB'de iktidar olmuştu. Marksit bir sistem derken Marksizmin ortaya çıkışına kısaca değinmek gerekiyor, genellikle üç kaynağın etkisi ile açıklanır: İngiliz siyasal iktisadı, Fransız sosyalizmi ve Alman klasik felsefesi...Marx ve Engels önceleri felsefeyle ilgilenmiş, ilgi alanları siyasal süreçlere kaymış, ilerleyen yıllarda iktisat alanına yoğunlaşmışlardır.

Marksizm, 1840’ların sonlarından başlayarak dünyayı değiştirmeyi amaçlayan düşünce ve eylem akımları içinde mutlak olarak öne çıkmıştı. 19. yüzyılda siyasallaşan modern işçi sınıfı saflarında giderek büyük bir etkinlik kuran ve “işçi sınıfının dünya görüşü” kimliğini pratikte edinen Marksizm,

20. yüzyılda yeryüzünün üçte birinde onlarca yıl hüküm süren sosyalizmin temellerini oluşturmuşdu. 1917 Büyük Ekim Sosyalist Devrimi’nin otoritesi ve Lenin’in adıyla anılan teorik geliştirmelerle birlikte Marksizm-Leninizm adını alan bu akım, işçi sınıfı sosyalizminin ötesinde genel olarak kendisine ilerici adı takan hareketlerin de başlıca esin kaynağı haline geldi.

Diyalektik ve tarihsel materyalist yöntemin bir olgunlaşma süreci yaşadığı dönem olarak algılara işleniyordu. Marx’ın başladığı, ölümünden sonra Engels’in derleyerek son haline getirdiği Kapital, bir iktisat eseri olmanın ötesinde bir yöntem sunumu olmuştu. Marksizm felsefe, siyaset teorisi veya siyasal iktisada indirgenemeyecek bir toplumsal ve siyasal bütünlüğe sahip olmuştu.

Bu ideoloji Lenin ile iktidar olacak ve Stalin'le devam ederek kısa sürede insanlık vahşetine imza atarak 40 Milyon civarında eski sistemin ardılları diye Asya halkları, insanlar imha edilecekti. Proleterya diktatörlüğü iddiasındaki bu faşizm Asya halklarının üstüne karanlıklar getirmiş ve kabus gibi çöküvermiş, imha ve sürgünlerle halkların yaşamı ellerinden alınmıştı.

Bugün bile doğru dürüst özeleştirisi yapılmayan SSCB diktatörlüğü geriye büyük acılar ve hayal kırıklıkları bırakarak 1991 yılında saman alevi gibi tarih sahnesinden silinivermişti. Yıkılışın ana nedeni halkların doğal yaşamı üzerinde kurulan baskı ve militarist zorun uluslar arası güçlerin baskılarıyla gevşetilmesi ve halkların demokratik kırıntılarla buluşmasıdır. Demokrasi kırıntılarını ülkede demokratikleşme ve özgürleşme zemini haline getirerek ceberrut, despot dikta rejimi ve kalıntılarını içinden söküp atmıştı.

Kürdistan halkları katı ulusalcı/ırkçı rejimlerin imhacı uygulamalarına karşı özgürlük ve demokrasi mücadelesi veren kitleler SSCB'de yaşanmış ceberrut paradigmal deneyimden dersler çıkarabilir. Birincisi, Kürtler, evrensel demokratik değerlerle çatışan, çelişen dayatmacı, zora dayalı paradigma inşa edebilecek ve kulağa hoş gelen ideolojik teorilerle geleceğin despotizmine evrilme eğilimlerine karşı dikkatli olabilirler.

İkincisi evrensel demokratik değerlerin karşıtı, ortaçağ karanlıklarına toplumu sürükleyecek olan katı dinci teokrasiye evrilme eğilimleri derin bir proje olarak geliştiriliyor ve güçlendirme operasyonları doğrutusunda yapılabilecek hesaplar üzerinden kurulacak tuzaklara dikkat edilebilir.

Kürt halkına kurulacak tuzakları, yine Kürt halkının içinden çıkarılacak kişi, grup ve örgütler üzerinden yapacaklar. Kürt halkının düşmanları çok iyi biliyorlar ki dünya egemen evrensel demokratik değerler sistemi ile çelişen, çatışan dayatmacı ideolojik hesaplar, Kürdistan halklarını insanlığa karşı zora sokacaktır. Evrensel demokratik değerler dışında, dayatmacı ideolojik paradigmal hesaplar Kürdistan halklarına her hangi bir kazanım getirmeyeceği gibi sömürgeci katı ulusçu/ırkçı sistemlerin elini güçlendirecektir.

Ortadoğu bölgesi dünya enerji temini yeri ve yolu üzerinde olması çok uluslu egemen güçlerin çekişme alanı haline getirilmiştir. Bu güçler farklı yakıcı senaryoları şimdiden İŞİD gibi kural tanımaz vahşi ve barbar örgütlar üzerinden devreye sokmuş görünüyor. Bu bölgedeki gelişmelerin henüz başlangıcı sayılır, ardından meydana gelebilecek daha yakıcı ve yok edici bir çok olasılık olabilir. Kimi olasılıklar evrensel demokratik değerlere karşıt, aykırı ideolojik hesaplarla kendisini gösterecek, dayatacaktır. İŞİD'i halklara saldırtan güçler, karşısına da konumlandırabilecekleri güçler üzerinden detaylı ve kapsamlı projeler hayata geçirilebilir. Bölge rejimleri bu hesapların tam ortasında yer alacak, günlük hamlelerle çıkarlarını korumaya ve kurtarmaya çalışacaklar.

Kürtlerle İŞİD karşıkarşıya getirilmişse çıkarları gereğidir ve bölge rejimlerinin önemli bir kısmını İŞİD'in yanında konumlandırabilir. En azından bölgenin dört güçlü ülkesi gizli veya açık böyle bir konumlanma içinde olabilirler. Bu yönelim ileriki aşamalarda bölge devletlerinin kendilerinde sistemsel dönüşümlere de neden olabilecek gelişmelere sahne olabilir. O zaman bölge çok boyutlu ve kapsamlı paradigmal çatışmaların, savaşların ana merkezi haline gelecektir.

Çatışmalar ve savaşların başlangıcı bile bölgeyi yangın yerine dönüştürmeye yetti. Daha ileriki aşamaları düşünmek bile insanları ürpertmeye yetmektedir. Pakistan'da İslam adına masum savunmasız çocukların okuduğu bir okulda yapılan katliam gelecekte bölgenin içine sokulacağı görüntünün çekilmiş fotoğrafı gibidir.

Ortadoğu bölgesinde kimlerin neyi hangi amaçla yaptırdığı muğlak olan karanlıklar dönemi içine sokulmuştur. İslam adına kafa kesmeler, toplu katliamlar, tecavüzler, insanlık adına ne kadar aşağılık iş varsa birbiri ardına yaşanmaktadır. Bölge insanlarının inancının sarsıldığı, kime nasıl ve neden güveninin yok olduğu, ortadan kaldırıldığı çıldırmış bir döneme sokuldu. Kimin hangi amaca hizmet ettiği belli olmayan bu süreci selametle atlatmanın büyük zorlukları hesaba katılmalıdır.

Düşünün bir kere kapı komşumuz sayılan, kısa bir zaman önce yeryüzü cenneti konumundaki kentler şimdi yerle bir olmuş durumdadır. Hangi gücün kimin adına sahne aldığını hesaplamanın zor olduğu bir dönem yaşanıyor. Böylesi bir zaman diliminde Kürt halkı özgürlük ve demokrasi mücadelesini yükseltmeye çalışıyor.

Bir yandan iç çelişkilerini aşmaya çalışırken, bir yandan bölgesel sistemlerin kendisi üzerine yaptıkları kirli hesapları boşa çıkarma, diğer tarafta uluslar arası güçlerin hesapları, bütün hesapların merkezinde mazlum, ülkesi parçalanmış Kürtler durmaya devam edecektir.

Ortadoğu bölgesinde enerji hesapları yapanlar Kürtler üzerinden hesap yapıyor, iktidar hesapları yapanlar Kürtler üzerinden hesap yapıyor, Çatışma hesapları yapanlar yine Kürtler üzerinden hesaplar yapmaktadır. Görüldüğü gibi Ortadoğu bölgesinin kalbi coğrafyası Kürdistan ve üzerinde yapılan kapsamlı ve çok boyutlu, çoğu da kirli olan hesaplar baş döndürüyor.

Acaba bölgenin enerjisi için bu denli kapsamlı hesaplara gerek var mı? Denilebilir, ancak ardındaki paradigmal hesaplar enerjiden de çok önce geldiğini unutmamak gerekiyor. Ortadoğu bölgesi halklarını sürü psikolojisi ayarında yönetmek isteyen teokrasiyi hedefleyen güçler, halkları sürü psikolojisi ayarında yönetmek isteyen sınıfsal egemen diktatörlüğü hedefleyen güçler, katı ulusalcı/ırkçı güçler ile evrensel demokratik değerlerle özgür bir sistem hedefleyen güçlerin çekişme alanı olmuştur.

Öylesine iç içe geçmiş ki tarafları şimdiden birbirinden ayırmak oldukça zor, zaman en iyi ilaç, kimin nerede ve kimin yanında yerini aldığını zaman gösterecektir. Bugün ön sahnede veya arka tarafta yer alanların tümü kendi ideolojisinin en doğrusu olduğunu öne çıkarmaya çalışmaktadır. Ortadoğu bölgesinde kişiler, gruplar kendilerine özgü ideolojilerle egemenlik hesapları evrensel demokratik değerleri gölgede bırakacak kadar karmaşıklaştırılan bir süreç yaşanıyor.

Yani her aşiret, parti, tarikat, sosyal sınıf kendisine özgü bir sistem kurmaya çalışıyor. Bu aslında bölgedeki toplumların inanç ve sosyo-kültürel yapısına yabancı da değildir. Demokrasinin evrensel değerleri ile henüz tanışmayan toplumların yaşadığını düşünüldüğünde geleceğin altüst oluşları tahmin edilebilir. İŞİD vahşeti bile savunduğu ideoloji ekseninde İslam devletini kurabileceğine halkları inandırmaya çalışıyor ve bazı aşiret ve tarikatları yanına çekebiliyor. Uluslar arası güçler buna benzer bölgesel diktatörlükleri yakın geçmişte halkların yaşamından söküp alarak tasfiye etmişlerdi. Yine yaşanacak kaosun ardından evrensel demokratik değerleri önceleyen meşru güçler egemen olacaklarından kuşku duyulmamalıdır.

Kürt halkı için en doğrusu evrensel demokratik değerlerin yanında yer almaları, özgürlük ve demokrasi mücadelelerini büyütmeleri ve mücadelelerini uluslar arası alanda meşrulaştırmalarıdır. Elbette ki gelecekte hangi paradigma egemen olacaksa, kaynağın başına onlar oturacaktır.

Olacaklar halklara, çocuklara olacak, şimdiye kadar olduğu gibi, yük her zaman halkın umuzunda, sırtında olmuştur. Özellikle belirtilebilir ki bu köprünün altından daha çok sular akıp gidecektir, görünürde halkların özgürlük umutları üzerinden palazlanan, kişisel çıkarları için karanlıklara maşalık yapan ve günü kurtarmayı hedefleyen vefasızlığın gerçekliği halklar tarafından anlaşılacaktır.

Uluslar arası evrensel demokratik güçlerinin, Ortadoğu bölgesindeki devletlerin giderek sahip oldukları demokratik kırıntılardan da uzaklaşmaları nedeniyle endişeleri artmıştır. Ulsular arası evrensel demokratik değerlere bağlı güçlerin kuşkuları yersiz olmadığı gibi bölge halkları adına duydukları endişe de ciddidir. Ve diyaloglarla çözülemeyen sorunlar yumağı sürecin önünde büyük ve yıkıcı bir savaş duruyor olabilir.

Halkları evrensel demokratik değerlere dayalı paradigma için özgürlüğe ulaştırmak ancak bölgede toplumlara egemen olan sürü psikolojisi denilen duygunun çözemlenmesine, toplumların bünyesinden söküp atılmasına bağlıdır. Şöyle ki uçurum ucundaki biri atlıyorsa ardındaki bunu göremeyecek kadar körelmiş ise bu duygunun üstesinden gelmenin zorlukları açık ve büyük bir dönüşümle mümkündür.

Ortadoğu bölge insanının inanç sistemini ve sosyo-kültürel değerlerin etkisi sürü psikolojisi ile adeta akraba olabilecekleri gerçekliği ortadadır. Bu duygunun aşılması ve insanların özgür kişiliğe kavuşturulması, kişi ve toplumların kendisi adına karar verebilme ve uygulama iradesi göstermesi ile ancak o zaman sürü psikolojisinden kurtulabilir. Bunun zamana, süreye, evrensel değerlerle özgür ve çağdaş eğitim yapılarak mümkün olabilir.

Unutmayalım ki Rusya halkları sıra dışı bir rejimi buna benzer bir psikoloji ile birlikte yaşadı ve bedelini ok ağır ödedi. Alman halkı da buna benzer bir duygu ile Hitler faşizmini yakıcı olarak yaşadı. Ve Ortadoğu halklarının bugün ve tarih boyunca başına musallat edilen imhacı ırkçı rejimleri bu duygularla yaşamaktadır.

ciya-bercelan-2.jpg

Sürü psikolojisinden söz ederken toplumun gelenek, inanç ve sosyo-kültürel yapınına değinmemin nedeni ''şeyh söyler, mürit yapar'' kültürünün aşırı baskın olmasındandır.

 

Bu yazı toplam 1402 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    YASAL UYARI: Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Hakkarihabertv.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Hakkari Haber TV | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel :
Savaş TAŞ - 0.(546) 273 25 56
Yusuf TAŞ- 0.(545) 266 87 94 | Haber Scripti: CM Bilişim