• BIST 97.717
  • Altın 144,143
  • Dolar 3,5683
  • Euro 3,9936
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 15 °C

Bu kanı durduracak yok'mu

Bu kanı durduracak yok'mu
Sakine Ana, 4 çocuğunu bölgede yaşanan çatışmalar nedeniyle yitirdi. Sakine Ana, acılarla yoğrulmuş bir yaşam ile Türkiye'yi yönetenlere soruyor:

"Ben, 30 yıldır bu acıyla yanıyorum. Ölünceye kadar da bu acıyla yanacağım. Bu işkenceyi durdurun. İnsanlara zulüm etmeyi durdurun. 30 yıl geçti bu devlette hiç insaf, elini vicdanına koyup da bu kanı durduracak bir insan yok mu?"

 

PKK'li ve PAJK'lı tutsakların PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın sağlık, güvenlik ve özgürlük koşullarının sağlanması ve Kürtlerin demokratik taleplerinin kabul edilmesi amacıyla 12 Eylül'de başlattıkları açlık grevi eylemi 43. gününe girdi. Daha önceki yıllarda da birçok kez cezaevinde siyasi tutsakları gerçekleştirdiği açlık grevi ve ölüm orucu eylemlerinde İHD raporlarına göre, 144 kişi yaşamını yitirirken, yüzlerce kişide ise kalıcı sağlık sorunları ortaya çıktı. Türkiye'de özellikle 1980 askeri darbesinin ardından cezaevindeki işkence ve hak ihlallerine karşı başlatılan açlık grevi eylemlerinin adresi Diyarbakır 5 Nolu Askeri Cezaevi oldu. Binbaşı Esat Oktay Yıldıran'ın cezaevinde uygulamaya koyduğu işkence yöntemlerine karşı birçok kez açlık grevi eylemine giren tutsakların talepleri kısmen olsa da yerine getirilmişti. Fakat yine de yaşanılan ölümlerin önüne geçilemeyen bu açlık grevi eylemlerinde yaşamını yitiren tutsaklardan biri de 28 yaşındaki Cemal Arat'tı. Cemal Arat'ın annesi Sakine Ana ile yaşadığı acılara ve bugün süren açlık grevlerini konuştu. Hayatı acılarla geçmiş bir anne olan Sakine Ana, 4 oğlunu bölgede 30 yıldır süren çatışmalı ortamda kaybetti. 12 Eylül sonrası tutuklanarak Diyarbakır Cezaevi'ne konulan oğlu Cemal Arat'ı ise cezaevinde yaşama geçirilen işkencelere karşı girdiği açlık grevi eyleminin 52. gününde yitirdi. Sakine Ana, açlık grevi eylemlerinin bir daha ölümle sonuçlanmaması için herkesi vicdanlı olmaya çağırarak, şu an cezaevlerinde açlık grevi eyleminde olan tutsakların karşılaştıkları sağlık problemlerinin yıllar önce oğlunun da yaşadığını söyledi. Sakine Ana, ölümlerin önüne geçilmesi için bir an önce adım atılmasını istedi.

 

'Cemal onursuz yaşamamak için açlık grevine girdi'

 

Tutuklu bulunduğu Diyarbakır Cezaevi'nde işkenceye karşı girdiği açlık grevi eyleminde 2 Mart 1984'te yaşamını yitiren oğlu Cemal'in işkencelere ve onursuzluğa karşı açlık grevine girdiğini belirten Sakine Ana, o dönem kendinin ve oğlunun cezaevinde yaşadıklarını şu cümleler ile dile getirdi: "Cemal 1981 yılında tutuklandı. O dönem her cezaevinde işkence vardı. Bazı dönemler işkenceler daha fazla oluyordu. İşkenceler arttığı zaman çocuklar açlık grevi eylemine girmek zorunda kalıyordu. Cezaevlerindekiler yine 1984 yılında açlık grevine girdiler. Açlık grevinin 20. gününde askerler Necmettin Büyükkaya'yı alıp işkenceye götürüyorlar. İşkencede ölüm sınırına getirdikten sonra getirip, ranzaya bırakmışlar. Sonra 'ranzadan düştü öldü' diye rapor verdiler. Bizim çocuklarımız 'arkadaşımızı niye öldürdünüz' diye kapılara vurarak, protesto etmişler. Ardından açlık grevi eylemi ölüm orucuna dönüşmüş. Kendisi gibi çok arkadaşının ölüm orucuna girdiğini, işkenceden ve yapılan haksızlıklara artık dayanacak güçlerinin kalmadığını anlatmıştı. Yani işkencenin her türüne katlandı. Fakat 'onursuzluğa dayanacak gücümüz kalmadı. İnsan onuruyla yaşar, onuru olmazsa insan yaşayamaz' ve benim yemeğimi ret etti. Ben yemek getireyim 'ye' dedim. 'Olmaz sen getireceksin hastanede yiyeceğim beni yeniden cezaevine götürecekler. Yeniden orda bana pislik yedirip, yemek yedirecekler. Hayır, anne ne senin yemeğini ne de kimsenin yemeğini yemeyeceğim' dedi. Şimdi kayıtlara geçirmişler 'kendi isteğiyle öldü' diye. İnsanlar kendi isteğiyle ölüme gitmez."

 

'Bu kanı durduracak bir insan yok mu?'

 

Aynı işkencelerin ve tecridin cezaevlerinde sürdüğünü dile getiren Sakine Ana, tüm bunlara karşı açlık grevi eylemine girenlerin taleplerine karşı devletin sesini çıkarmadığına dikkat çekerek, "Ve şimdi de aynı işkenceler içerde yapılıyor. Tutsaklara aynı muameleler yapılıyor. İnsanlar açlık grevinde ama devletin sesi çıkmıyor. Ben o zaman 1984'te oğlumu hastanede o şekilde gördüğüm zaman kulakları duymuyordu. Çok az işitiyordu. Gözü hiç görmüyordu. Bana dedi ki; 'Anne ne kadar isterdim senin yüzünü bir kere daha göreyim. Ama senin yüzünü artık göremiyorum' dedi. Kulakları çok az işitiyordu. Bana 'Anne git. Artık insanlar bu derdi çekemiyor. Ankara'ya git. Derdimizi anlat' dedi. Ben gittim. Benim param yoktu. Mendilimi serdim para topladım ve Ankara'ya gittim. Meclis'e dilekçe verdim. Meclis'ten ses çıkmadı. Turgut Özal'ın yazıhanesine, partisine gittim. İnsanlar dağılmıştı, kimse yoktu orda. Bir tek kişi nöbette vardı. Oturdum. Turgut Bey gelmeden buradan kalkmayacağım dedim. Benim yanımda Ankara Cezaevi'nde olan tutsakların yakınları vardı. 50 kişiydik orada saat 23.00'e kadar oturduk. Orada bir milletvekili bana söz verdi. 'Senin söylediğin her şeyi ben Özal'a anlatacağım ve senin dilekçeni ona vereceğim' dedi. Ondan sonra 24.00'de oradan ayrıldım. Sabahleyin saat 08.00'de bana telefon açtı. Telefonda 'Özal Diyarbakır'a gitti. İşkenceyi durduracak' dedi. Onun bir vicdanı vardı, o vicdanı ile hareket etti. Geldi cezaevlerinin kapısını açtı. İnsanlara yemek yedirdi. Ailelerin görüşmesine izin verdi. Ve işkenceyi durdurdu. Öyle olmasaydı çok insan ölecekti. Ölüm orucunda, açlık grevinde adını daha bilmediğimiz birçok insan öldü. O kadar insanlar içerde öldü ki, haddi hesabı yok. 30 yıl geçti bu devlette hiç insaf olarak elini vicdanına koyup da bu kanı durduracak bir insan yok mu? Bu kan halen akmaya devam ediyor" diye konuştu.

 'Onlarda benim oğlum gibi ölecekler'

Açlık grevinde olan tutsakların yaşadıkları sağlık sorunları oğlunun da yaşamını yitirmeden önce yaşadığı sorunlar olduğunu dile getiren Sakine Ana, "Ben geçen gün cezaevinin oradan geçiyordum. Baktım insanlar oturmuşlar girdim aralarına. Gene açlık grevi gene insanlar ölüyor. Artık insanların kulakları duymuyor. Gözleri görmüyormuş, yani benim oğlum gibi onlar da ölecekler. Türkiye'de vicdanı olan bir insan yok mu? Bu Türkiye'yi yönetenlerde vicdan yok mu? İnsaf, merhamet, imanları yok mu? Vicdanları varsa bu ölümleri durdursunlar. Annelerin yüreği yanmasın. Her gün de acım biraz daha artıyor. Hele böyle açlık grevleri olduğu zaman, ölüm oruçları olduğu zaman benim acım katlanıyor. Ellerini vicdanlarına koyamıyorlar mı? Yoksa artık vicdan dünyadan kalktı mı? Yeter artık ölümler olmasın. İnsanlar ölmesin analar ağlamasın. Ben, 30 yıldır bu acıyla yanıyorum. Ölünceye kadar da bu acıyla yanacağım. Bu işkenceyi durdurun. İnsanlara zulüm etmeyi durdurun" dedi.

 'Asıl terör cezaevlerinde işkence yapanlardır'

Cezaevi kapılarında bekleyen ailelerin yaşadıklarını çok iyi anladığını dile getiren Sakine Ana, "Cezaevi kapılarında şimdi anaların çektiklerini biliyorum. Çünkü onları ben de yaşadım.

Ben de cezaevi kapılarında onları gördüm. Anaların cezaevlerinde Kürtçe bilmedikleri için 80 yaşındaki kadını bir defa Kürtçe 'Memo, lawîmın tû çawanî' dediği için kollarından tutup, sokağa nasıl attıklarını gördüm. Görüş sonunda koğuşlarına giderken, askerin elindeki köpeği tutsağın üzerine nasıl attığını gördüm. Bunlar cezaevinde işkence gördükten sonra çıktıktan sonra dağlara sığındıkları zaman adlarına 'terör' diyorlar. Asıl terör bu terörü yaratan, bu cezaevlerinde işkence yapanlardır" diye belirtti

 

Bu haber toplam 2338 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    YASAL UYARI: Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Hakkarihabertv.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Hakkari Haber TV | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel :
Savaş TAŞ - 0.(546) 273 25 56
Yusuf TAŞ- 0.(545) 266 87 94 | Haber Scripti: CM Bilişim