" />
  • BIST 97.713
  • Altın 143,932
  • Dolar 3,5669
  • Euro 4,0007
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 13 °C

Demokratik özerkliğe ve boyutlarına kısa bir değinme

Resul Edemen

Demokratik Özerklik,Türkiye de son zamanların enikonu tartışılan ve başat gündem konusu haline gelen olgusudur. Önümüzdeki süreçte de yoğun tartışılacağı öngörülmektedir. Kürt Özgürlük mücadelesinin kürt sorununun çözümü noktasında kendi çözüm projesi olarak Türkiye kamuoyuna deklere ettiği çözüm paradigmasıdır. Çok yoğun tartışıldığı bir süreçte Türkiye medya cenahı tarafında, taraflı-tarafsız farklı yerlere esnetilen Demokratik özerkliğin, ne olduğunu kısaca ortaya koymaya çalışacağız.

Öncelikle Demokrasi ve Özerklik mefhumlarının ne demek olduğuyla yola koyulalım:     Demokrasi, kısaca toplumun kendini yönetme rejimidir. İnsanlığın toplumsallaşmasına paralel olarak açığa çıkan bir olgudur.İlk toplumsal form olan klan;doğal demokrasiyle kendini ifadeye kavuşturmuş ve bu çeşitlilik göstererek günümüze kadar gelmiştir. Yani öyle lanse edildiği gibi Yunan 'polis'lerinde doğmuş bir olgu değildir. Toplumla birlikte gelişmiş ve devlet aygıtının boy vermesiyle baskı görmüş,çoğu yerde sınırlandırılmıştır.

Özerklik ise kelimeden de anlaşılacağı üzre öz-erk yani öz -güç,öz-yönetim manasına gelmektedir.Kendine yeterliliği demokrasi ile birlikte ele alında temel parametresini teşkil eder.Çevresiyle köprüleri kurmayı,hukuku geliştirmeyi esas alır.Akademek açımlama olarak devlet altı bölgenin merkez tarafından yetkilendirilmesi ile kendini yönetmesi olarak ifade edilebilir. 

Demokrasi ve Özerklik mefhumlarını ayrı ayrı ve kısaca ele aldıktan sonra,şimdide birlikte ele alıp bu çerçevede kısa bir değerlendirmeye tabi tutalım; Özerkliğin,Demokratik olması hem geleneksel özerklik anlayışlarının kırılmasını öngördüğü gibi,hem de paradigmanın özgünlüğünü-farklılığını ortaya koymaktadır.Geleneksel özerklikler genelde ya ulus-devletin bir türevi ya da kaçınılmaz olarak (ulus-devletin zihniyetini taşıması itibariyle) kendisi olmuşlardır.

Daha doğru ifadelendirecek olursak,Ulus-Devlet mentalitesini aşamamış,dolayısıyla öyle davranmaktan ya da kendisini ona ulaşma isteminden alıkoyamamıştır.Ulus-Devleti tek kurtuluş yolu olarak görmesi en sorunlu yanıdır.Burda Ulus-Devlete kısaca değinecek olursak;bir ulusa dayanan toplumun devlet formudur.

Ulus tüm yönleriyle milliyetçilik temelinde kendini devletle bütünleştirir, dolayısıyla tektir-homojendir. Kapitalizmin istediği devlet biçimidir. Ulus ile devletin tekleşmesi her şeyin tekleşmesini gerektirir, bunu sinsice enjekte eder. Zira tek-ulus ve tek-birey kapitalizmin yaşamsal alanını-ideolojisini muazzam palazlandırır. Genelde toplumlardan tek ulusu,özelde de bireyi hedeflemesi araçsal bir taktik, kendisini yaşatma eğiliminin bir amacı olup, özünde ikisini de en içten kemirir.

Birinci doğadaki özgürlük,renklilik farklılığından toplumsal doğadaki çok renkliliğin inkarına dek bir ideolojiye sahiptir.Dolayısıyla tarihten günümüze (devletin tarihini de göz önünde bulunduracak olursak) ekolojik ve toplumsal sorunların kaynağını oluşturduğunu söylemek günah keçisi aramak olmayacaktır.İşte burada geleneksel özerkliğin hangi temel üzerinden yapılandığı ve sonunun ne olacağı (en azından radikal demokrasi olamayacağı) aşikardır.

Demokratik özerklik ise;zeminsel olarak ulus-devlet ideolojisinden ve zihniyetinden değil, Demokratik Ulus kültüründen beslenir. Demokratik Ulus; doğa ve toplumsal doğanın renkli-çeşitli olduğunu bu bağlamda amaçsal olarak ta ikisinin özgürlüğü hedeflediklerini öngörerek, bu bilinçle gelişen her duruşu anlamlı bulur. Farklı bir ifadeyle bütün insanların demokratik ekolojik cinsiyet özgürlükçü paradigma bilinciyle hiç bir ırka ve dine dayanmadan bir arada yaşamasını ve dayanışmasını esas alan bir ulus modelidir. İnsan haklarına dayanır. Etnisiteleri ve kültürleri bir arada toplayıp geliştirerek özgür bir şekilde yaşamalarını temin eder.

Demokratik ulusun;özgürlükçü,her kesime hitap eden,açılımcı-yenilikçi, tekçilik paranoyasını söküp atan, çoğulcu-bağlayıcı,çok-kültürlülüğü esas alan, radikal demokrasi taraftarı ve benzeri özellikleri taşıdığını düşünürsek-kısaca ve basitçe-, demokratik özerklik için güçlü bir kaynak olduğunu anlayabiliriz.

Demokratik özerkliğe gelecek olursak;kürtlerin devletle uzlaşma,aradaki köprü rolünü ve misyonunu en iyi oynama projesi olarak dile getirirsek yanlış olmaz.Bir toplum modeli olan Demokratik Konfederalizmin bel kemeği ve temel politikasıdır.Yani Devlet + Demokrasi diye formülleştirilirse;bir tarafta devlet ve kurumları,diğer tarafta demokrasi ve-veya toplumun öz örgütlenme modeli.Aralarındaki hukuku sağlayan,+ (artı) ise demokratik özerkliğin kendisidir.Böylece Demokratik Özerklik,Demokratik Ulus çerçevesinde müzakereci ruhu en iyi şekilde ortaya koyar.

Demokratik özerkliği,boyutlarıyla birlikte ele alırsak daha da netleşecektir.

1-SİYASİ BOYUTU: Türkiye bir kültürler mozaiğidir.Yani çok uluslu bir yapıya sahiptir. Demokratik özerklik projesi bu çok ulustan hiç birine kayırıcı ve imtiyazcı yaklaşmaz. Bütün renklere (salt ulus bağlamında değil) eşit mesafede yaklaşır. Bir etnisiteye dayanmadığı gibi coğrafik sınırlara da dayanmadan köklü bir demokratikleşmeyi hedefler.Bölgelerin yapılarına göre özerkliklerini öngörür.Buradaki amaç katılımcı ve demokratik yönetimlerin oluşturulması,öz gücün açığa çıkarılmasıdır.

2-HUKUKİ BOYUTU: Halkların ortak vatanda demokratik ve özgürce yaşayabilmelerinin ön koşulu demokratik bir anayasadır.Bu bağlamda bütün farklılıkların hakları güvenceye alınmadan demokratikleşme sağlanamaz.Hele de Türkiye gibi, hala darbe anayasasıyla yönetilmekte olan bir ülke için en elzem çözüm reçetesi bu olacaktır.

Özellikle 1924 ve ondan sonraki anti-demokratik,tekçi,diğer halkları ve azınlıkları yadsıyan anayasaların tahribatları bize göstermektedir ki katı-merkeziyetçi bir anayasayla sorunlar çözülememekte hatta daha da kangrenleştirilmektedir. Bu eksende demokratik, bölgesel yönetimlerin durumuna pozitif vurgu yapan, etnik, kültürel, dinsel vb toplumsal gruplara inkar ve ret etme temelinde yaklaşım göstermeyen, yurttaşlığı yeniden tanımlayan bir anayasaya gereksinim, aciliyet arz etmektedir.Bu çerçevede 1921 anayasası olan Teşkilatı Esasiye,güncellenerek alternatif oluşturulabileceği gibi prototip olarak da değerlendirilebilir.

3-KÜLTÜREL BOYUTU: Demokratik Özerklik,kültür kırımı,içeren tek-tipleştirici politikaların karşısındadır. Çok-Kültürlülüğü zenginlik,kültürel özgürlüğü tüm toplumsal değerlerin özgürlüğü olarak görür. Demokratik Ulus perspektifine bağlı olarak tüm kültürleri güvenceye kavuşturmayı öngörür.

Ulus-devletin, bir kültürü diğerine üstün kılıp,diğerini yok sayan,rencide eden,şiddetle ve yasalarla bastıran, tek tipçi toplum kırım politikalarıyla toplumda açılan derin nasırlar artık iyileştirilmeyi beklemektedir. Demokratik özerklik çok-kültürlülük politikasıyla,

dil,din,tarih,edebiyat,sanat vb tüm alanlarda her kesimin kendisini ifade etmesini ve geliştirmesini garanti altına alır.

4-EKONOMİK BOYUTU: Demokratik özerkliğin ekonomik boyutu özellikle temelsel olarak öz-yeterlilik tutumuna dayanır. Bu öz-yeterliliğe ulaşılması için komün, kooperatif,üretim çiftlikleri,ve fabrikalara kadar çalışma gruplarının anti-metalaşma çerçevesinde toplumun yaşamına, değerlerine, ekolojiye uygun bir ekonomi geliştirmek temel amaçtır. Üretim araçlarını devletin tekelinden çıkaran, devlet kapitalizminin topluma dayatılmasını kabul etmeyen, sorumluluk bilinci çerçevesinde özel sektöre rol biçen, azami karcılığı değil kullanma değerini önemseyen ekonomik bir perspektif ihtiyaçları karşılamada temel bir rol oynayacaktır.

Özellikle anti-tekelcilik ilkesiyle,kapitalizmin ruhsuzlaştırdığı ekonomiye dolayısıyla doğaya, topluma ve değerlerine yeni bir ruh katar.Ekonomiye katı-bilimsel analitik değil anlamsal yaklaşır. Kapitalizmin bireyi yüceltip (ki özünde öyle değil) toplumu düşürmesine karşı,demokratik özekliğin eko-ekonomisi bireyi toplumsal denge içerisinde optimal düzeyde ele alıp birlikte bir kalkınmayı amaçlar.

Son tahlilde kapitalizmin ekonomi olmadığı,toplum ve ekonomi üzerine kurulan bir iktidar formu ve tekeli olduğu Demokratik Sosyalizmin uzun uzadıya çözümlemelerinden anlaşılmıştır. Kapitalizmin gerçek yüzünü pratikte de deşifre eden eko-ekonomi pratik sahasını genişletip-geliştirdikçe kapitalizm daha da daralacak ve kendi çelişkisinde boğulmaya mahkum olacaktır.

5-ÖZ SAVUNMA BOYUTU: Öz Savunmasız varlık düşünülemez.Varlığın,varlığı sözkonusuysa,öz savunmasıda kaçınılmaz olarak beraberinde ortaya çıkar.Öz Savunma varlığını sürdürmenin,gelişmenin,var olup-var etmenin,olgunlaşmanın temel koşulu ve gerekliliğidir.

Tek hücreli canlıdan atom altı parçacıkların yaşamlarına kadar öz savunmanın varlığı bilinen bir hakikattir. Milyonlarca hücreli bir canlı olan insanın da bunu temellendirmesi ve zaruri gereksinim duyması gayet anlaşılırdır. Kısa ve özce, Öz Savunma öncelikle bir zihniyet işidir. Sadece askerliğe ya da silaha indirgememek gerekir. Güvenlik boyutunun inkar edilmemesiyle birlikte özünde bir anlayış ve örgütlenme duruşudur. Kısacası canlıların bir yaşam duruşu olarak, hep var olmuş ve var olacaktır.

6-DİPLOMASİ BOYUTU: Diplomasi,diplomatik alanda silahsız olarak savaşın yürütülmesidir. Demokratik Özerk bölgelerin kendi çıkarını koruyabilmesi, iradesini ortaya koyabilmesi, kendisini anlatabilmesi için diplomasiye gereksinim duyar. Özellikle devleti hedeflemeyen ve devletle bir hukuku olan yerel yapıların,kendi içindeki ilişkilerini, komşu halklarla iletişimini kuracak merci merkezi yapı değil,yerel yönetimin kendisidir.Bu noktada ahlaki ve ilkesel olmak esastır.

 

 

 

 

 

Bu yazı toplam 2554 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    YASAL UYARI: Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Hakkarihabertv.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Hakkari Haber TV | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel :
Savaş TAŞ - 0.(546) 273 25 56
Yusuf TAŞ- 0.(545) 266 87 94 | Haber Scripti: CM Bilişim