• BIST 108.489
  • Altın 151,185
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 3 °C

Dikkat şiddet var

Aysel Oturak

SEN sevdanın rengi,
Dünyanın en güzel armağanı olmalısın.
SEN Aşkın büyülü haliyle yüreğime yumuşak dokunuşlarıyla can katmalısın…
SEN Acılara beraberce gülümsediğim.
Yağmurlarla dolu hayatıma doğan güneşim olmalısın
Korkularımda hiç kimsenin bilemediği, gizli sığınağım olmalısın
Tutulduysam sana verdiysem ömrümü,
Bedeli (ÖLÜM) olmamalı Sevdanın…

Sevgiler günü dolayısıyla bu yazıma becerebildiğim kadar bir şiirler giriş yapmak istedim Ama maalesef, alındığı söylenen her önleme rağmen bir türlü önüne geçemediğimiz kadına şiddetin her geçen gün giderek artış gösterdiği bir toplumda, Kadına Şiddet Uygulayan Erkekler de Tahliye Edilecek!

Beklide sırası değil bunu hatırlatmanın diyeceksiniz.

6411 Sayılı Yeni Denetimli Serbestlik Yasası, TBMM’de kabul edildi ve kanunlaştı. Resmi Gazete’de yayınlanması ile halen ceza evinde bulunan ve kadına karşı şiddet kapsamında suç işleyen erkeklerin de tahliyeleri derhal başlayacak.

Bilindiği üzere, kadına yönelik şiddet kapsamında işlenen suçlara verilen cezalar (özellikle yaralama, tehdit, hakaret) zaten oldukça az ve caydırıcı değil. (Ülkemizde gerçek suçlular ödüllendiriliyor o başka konuda) Hele ki, suça maruz kalan bir kadın ise. Dolayısıyla, bu yasa bu suçları işlemiş erkeklerin hepsinin tahliyesine olanak sağlayacak.

Şimdiden geçmiş olsun diyoruz.

Bu gün, her 3 kadından 1’i evde kocasının ya da sevgilisinin fiziksel şiddetine maruz kalıyor. Kadına yönelik şiddet bütün dünyada en yaygın insan hakkı ihlalleri arasında. Görüldüğü söylendiği halde kadınları, analarımızı koruyamıyoruz. 

Erkekler tarafından evde uygulanan şiddetin çocuklara da zarar verdiği biliniyor. Fiziksel yaralanmaların yanı sıra aşırı korku, yetersizlik duygusu, özgüven eksikliği bu zararlar arasında olduğu halde yetinemiyoruz.
Sadece el kaldırmakla, vurmakla, dayak atmakla, bedene darp yapmakla, fiziki olarak can yakmakla yetinemiyoruz artık. Öldürmeden rahat nefes alamaz olduk.

1960’lı yıllardan beridir kadın hakları savunucu ve hareketleri buna karşı mücadele veriyorlar. Şiddetin kaynağında toplumun her yanında izlerini görebileceğimiz erkek egemenliğinin yattığı aşikâr…

Günümüzde öyle tahammülsüz olduk ki, ağzımızdan çıkan kelimelerle beraber elimizi yumruklarımızı da frenleyemez olduk. Şiddet söze düşmüş ardından da dayağa çıkıp ölümcülleşmiş, kimsenin haberi olmamış sanki. Öyle ki, yardım istemekte korunmakta koruyamıyor artık kadını… “Çünkü caydırıcı gerçek önlem alınmıyor, caydırıcı ceza verilmiyor”…

En saygın, en görmüş geçirmiş insanlara bakıyorsunuz, dışarıdan hanımefendi ya da beyefendi gibi görünen pek çok maskeli insan… Gerçek kimlikleri ise tamamen tam tersi olduklarını gösteriyor zaman içinde.

Bu sözler öyle derin izler açıyor ki zamanla insan ruhunda; telafisi kolay, kolay mümkün olmuyor. Geri alınamıyor, üzerine merhem olarak sürülecek hiçbir ilaç bulunamıyor.

Elinizi kaldırıp tüm kuvvetinizle tokat atmakla, yetinmeyip birbiri ardına indirdiğiniz darbelerle birlikte sözsel şiddet. Birinde fiziki şiddetinizi, diğerin de ise sözlerinizdeki şiddeti konuşturuyoruz.

Karşınızdaki kişinin bedeninde bıraktığımız izler kadar, ruhunda da onarılmaz yaralar açtığımızın farkında olmaksızın. Sanırım bu anlamda insanları en iyi tanıdığımız zamanlar, öfke nöbetlerine ve kızgınlıklarına rastladığımız anlardır. Oysa tartışmaların, öfke ve kızgınlıkların da bir seviyesi, bir ölçütü olmalı. Kabalaşmanın, hakaret yüklü sözcüklerle adeta saldırmanın, işi fiziksel ve sözel şiddete taşımanın, gurur kırmanın, rencide etmenin, sırf kendi gibi düşünüp davranmadığı için kalp yaralamanın kime ne faydası olmuş ki şimdiye değin sorarım size? O bir anlık rahatlama dışında…

Eğer siz biraz düşünebilen ve saygın bir yaşamı savunuyor ve saygıyı her davranışınıza yansıtıyorsanız, ne kadar öfkelenirseniz öfkelenin asla kişiliğinizde bir değişme göstermezsiniz. Maskeniz yoktur yüzünüzde, kimliğinizi saklama gereği duymazsınız çünkü. Oysa maske takanlar, öfke anında maskelerini takmayı unuturlar…

Mertebeleri nere olursa, olsun öfke ve şiddetin eylemi değişmez. Saygın meslek sahipleri de, iyi eğitim görmüş pek çok insanda da şiddetin şekli aynıdır… Maalesef adam gibi adam olabilmek için bunlardan daha önemli olan bir duygu var ki, o da insanlık ve vicdani duygulara sahip olabilmektir.

Gönül gözüyle bakmasını bilen sevgi dolu bir yürek ise bunun için yeterli. Başkalarının canını yakmayı bırakın, onlara her türlü kusurlarına rağmen bağışlayarak ve sevgiyle sarılabilme potansiyeline sahip olabilmektir asıl olan. Sizce de öyle değil mi?

Maskelerin ardına saklanmamak, öfkesine yenik düşmemek fiziksel ve sözsel şiddeti alışkanlık haline getirmemek en kestirme yoldur. Kalp kırmak niye, öfkeye yenilmek neden? Bir gün gelir o kırdığınız kalbi onarma zamanı bile bulamayabiliriz kim bilir…

Asıl kimliğini saklayan, maskelerinin arkasında; kendince güç bulan insanlardan uzak tutalım kalplerimizi. Her türlü şiddetten uzak bir hayatın sımsıcak renklerinde yaşayabilmek umudumuz her zaman taze kalsın diyorum, her şeye rağmen.
Sevgiyle kalın.

 

Bu yazı toplam 1362 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    YASAL UYARI: Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Hakkarihabertv.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Hakkari Haber TV | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel :
    Savaş TAŞ - 0.(544) 543 29 43
    Yusuf TAŞ- 0.(545) 266 87 94 | Haber Scripti: CM Bilişim