• BIST 89.109
  • Altın 146,701
  • Dolar 3,6410
  • Euro 3,9269
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 12 °C

Dünya Halklarına Bağımsızlık Kürtlere Uşaklık mı?

Çiya Berçelan

İran sınırı boyunca son zamanlarda hareketli günlerden geçiliyor ve sıınır boyunca konumlanmalar statik durumdan dinamik duruma getirecek hareketlenmeler olabilir. Şimdi bu hareketlenmeler yedekte bekletiliyor ve günü zamanı gelince sahaya sürülebilir. İran, bölgeyi ve süreci etraflıca ve derinliğine, bütün boyutları ile birlikte, geniş kapsamlı izliyor.

İran, tarihsel diplomasi geleneği olan bir ülke, bin yılı aşkın Devlet geleneği büyük ustalıkla sürdürmüştür. En büyük özelliği tarih boyunca bütün çelişkileri ve savaşlarını taoprakları dışında, başka topraklarda başkalarına yaptırmasıdır. İran ülkesine ve evine savaşı taşımamış, Baas rejimi ile savaşını bundan istisna tutuyorum. Bugün bölgemizde yaşanan olaylara yakından bakıp çözümlendiğinde bu savaşın büyük kısmı İranın doğrudan savaşı olduğunu görülecektir.

Suriye coğrafyasında pişirilen mezhepsel çelişkiler, bölgeyi çok kanlı yüzyıllara taşıyacak derin , sessizce ve hızlı bir şekilde Irak coğrafyasına servis edildi. Ortadoğu bölgesi üzerinde hesap yapan egemen güçler, mezhep ve etnisiteleri plan kapsamına alması yeterli görülüyor. Halkların her ne kadar akrabalık ve kültürel ortak bağları güçlü ise bile sürü zihniyetini aşmış toplumlar oldukları söylenemez. Bir noktada birbirlerine karşı kopuş başlatıldığı zaman kar topu gibi nerede duracağı, nereyi hedefleyeceği belli olmayabilir.

Afganistan örneğinde olduğu gibi bizzat organizasyonun başındaki yaratıcılarına bile yönelim olabilir. Şu anda Suriye ve Irak toplumları geri döndürülmez karanlık bir girdabın içinde, gücü diğerine yetene, kuralsız ve sınırsız bir savaşın içine sokulmuştur.

Bölgemizin gündemine yapay, zoraki, Sunni Müslümanlar ile Şii Müslümanlar arasına kanlı bir savaş sokuldu. Bu kuralsız ve çok vahşi, imha ve yok etmeye dayalı bir savaş karakteri taşıyor. Bu savaştırma sürecini mercek altına alıp dar alanda, kısa vadede hesaplananlar ve olası gelişmeleri çözümlemek gerekiyor.

Batılı güçler Suriye'nin nasyonalist sol ırkçı Beşar Esed iktidarını değiştirmeye karar veriyor ve bir süreç başlatılıyor. Bölgesel güçler Türkiye, Suudi ve Katar'ı da işin içine katarak hızlı biçimde sonuca gitmek istiyor. Bölgesel güçler de bu hesabın kısa sürede görüleceğini varsayarak Şam'da kahvaltı hesapları yapmaya başlıyor.

Evdeki hesap çarşıya uymuyor, muhalefetin birlikte hareket edeceği koşullar sağlanamadığı gibi Kürtler, Dürziler, Hiristiyanlar ve Nuseyrilerin doğal haklarına yönelik talepler görmezden geliniyor, yok sayılmaya devam ediliyor. Kürtler, Dürziler, Hiristiyanlar, Nuseyriler bölgesel güçlerin oluşturduğu Suriye muhalefetin peşinden çok koşuyor, birlik oluşturmak istiyor, bir türlü olmuyor ve dışlanıyorlar.

Kürt halkının siyasal grubları ırkçı Baas rejimine karşı Suriye'nin Kuzeyi, Batı Kürdistan bölgesini denetimlerine alıp özerk kantonlar oluşturarak kurumsallaştırıyor. Kürt halkının bu kurumsallaşması üzerine Suriye Muhalefetini örgütleyen bölgesel güçlerin kafalarının karışmasına neden oluyor.

Kuzey Kürdistan bölgesini coğrafyası içine tutan Türkiye, katı ulus sisteminin geleceği için bu kurumsallaşmayı tehdit olarak algılıyor, hayati olabilecek kadar önem addediyor. Suudiler ve Katar için de paradigmasal ve ideolojik açılardan çok daha farklı sonuçlara neden olabilecek özellikler taşıyor.

Bu nedenlerden dolayı henüz filizken, olayın başında Özgür Suriye Ordusu doğrudan doğruya Kürtlerin oluşturduğu özerk bölgelerin üzerine saldırtıldı. Ancak Uluslar arası güçlerin buna muhalefeti ve rahatsızlığı artınca farklı yol ve yöntemlere yönelme zorunluluğu doğuyor.

Bunun üzerine denetimlerindeki Özgür Suriye ordusu içinden bazı grupları değişik radikal islamcı isimlerde oluşturup Kürt özerk yönetimleri altındaki bölgelere saldırttılıyor. Bu politika ile uluslar arası güçlerin sesini kesmeyi başardıkları gibi Kürtlere karşı düşündükleri, tasarladıkları imha hedeflerine ulaşmayı deniyorlar.

Şimdi oluşan görüntü radikal İslamcılar Kürt özerk bölgelerine saldırıyor şeklindedir, böylece özgür Suriye Ordusuna yönelen uluslar arası tepkiler en aza indirildi. Aslında radikal İslamcıları çekip aldığınızda geriye Özgür Suriye ordusu diye bir olgu kalmıyor, bu kurumun Suriye zemininde zaten varlığı kalmamış, bu isim altında varlığını sürdürülüyor görünenler de Kürt cephesi (el ekrad) ve geriye buna bağlı bazı gruplar kaldı.

Suriye zemininde radikal İslamcı grupları eski Baas rejimi ile buluşturup Irak Maliki Hükümetine saldırtılması ise başlı başına uluslar arası bir mühendislik işidir. Bölgesel güçler halkayı biraz daha büyüterek çemberin içine bir çok hesap yerleştirdiler. Türkiye ve Suudi Arabistan, muhalifi Maliki iktidarı ile yakından ilg,ileniyor ve alternatif iktidar hesapları yapılıyor, başarıya ulaşır ise İran'ın egemenlik alanı sınırlandırılmış olacak, Kürtleri dört bir yandan saracak bir düzen kurulması hedefleniyor.

Suriye ve Irak bu kapsam içine alınmış üzerinde yoğun çalışmalar yürütülüyor. Suriye'de Kürt bölgeleri tesfiye hedefinin birincı sırasına yerleştirilmiş, Beşar iktidarı tasfi süreci ise tali duruma gelmiş, ilerleyen zamanda süreçte meydana gelecek gelişmelerle birlikte bölgesel güçlerin uygun gördüğü güçlerin iktidarı hesaplanıyor. Kısa vadeli hesaplar bunlar ama evdeki hesap çarşıya uymayacağı radikal İslamcıların ideoloji ve felsefesinde saklı olduğu geçmiş denemelerde görüldü.

Bunlar yaratıcıları tarafından kontrol altına alınırlar mı, bilinmez ama kendilerine yönelecekleri çok açıktır. İsmini İslam Devleti olarak değiştiren bu güçler Musul'u elde ettikten sonra önemli oranda silah lojistiği de sağladılar. Beşar Essed iktidarı hesapları alt üst edecek kadar sağlam durdu, sıradaki Maliki iktidarı da sağlam durmaya çalışıyor.

Dikkat çeken diğer güç Güney Kürdistan yönetimi ve bölgesel itifak ile ilişkileri, boyutları tartışılıyor. Bölgesel Kürdistan Yönetimi güvenlik tedbirlerini en üst düzeye çıkarıyor ve koparılmış bölgeleri de sınırlarına dahil etmeyi başarıyor.

Bölge adeta herkesin diğerinin koyusunu kazdığı bir komplolar dizisine dönüşmüş durumdadır. İran bütün gücü ile müttefikleri Maliki ve Beşar Essed'i ayakta tutmaya çalışıyor, diğer tarafta Kürtleri denklemin bir yerinde çıkarlarına uygun bir noktada tutmak için çabalıyor. Suudi, Katar ve diğerleri sunni mezhep üzerinden ve bölgedeki gelişmelere yö vererek coştukları görülüyor.

Bu durum, Suriye muhalefetinin Başlangıç tarihindeki heyecana benzetilebilir. Üç ay içinde Şam merkezinde çay ve kahve içilecekti, dört yıl geçti, Suriye'de taş üstünde taş kalmadı, herşey daha kötüye gitti, evdeki hesaplar çarşıya uymadı.

Yaratılan ve derinleştirilen Sunni Şii mezhep savaşı bölgeyi yangın yerine çevirecek ve uzun yıllara yayılacak karakter taşıyor. Kürt halkı özgürlüğünü kazanmasın diye bu yangını ve kıyameti toplumların içine sokmanın vebalini herkes yaşayacaktır. Çünkü radikal İslamcılar üzerinden yapılan hesaplar, bu ideolojinin yaygınlık kazanması sonrasında hareketin önü bir daha kolay kolay alınmayacak, yayıldıkça yayılacak ve bölgeyi sarmalayacak, insanların, toplumların hayatlarını ve yaşamlarını zindana çevirecektir.

Şiayı temsil eden İran bir kısım Kürt hareketleri pratiğini kendi kontrolünde tutmaya çalışıyor, Sunniliği temsil eden Suudi, Katar ve diğerleri de bir kısım kürt hareketi teorisini kontrolünde tutmaya devam ediyor. Kendileri açısından önemli bir güç olarak gördükleri Kürt hareketi ile çatışma alanlarını sınırları dışında, belirledikleri bölgelerde sürdürülmesini hesaplıyorlar.

Bölgesel gelişmelere bakıldığında Sunni radikal İslamcı gruplar üzerinden Suriye'de Batı Kürdistan bölgesi çatışma alanı olarak seçilmiş olduğu görülüyor. Bu pratik İran'ın işine geldiği gibi aynı zamanda Suudi, Katar rejimlerinin ve diğerlerinin politikalarına göre de uygun olabilir. Mezhep savaşının dışında kalmaya çalışan Kürtleri ise bölgesel güçlerin değişik politikalarıyla bu savaşın tam merkezine oturtulup süreçle birlikte özerk yönetimler boğmaya çalışılacaktır.

Bölgesel denklemde bu süreç doğru okunduğunda görülüyor ki dar hesapların genel çıkarlar üzerine çıktığını ve özelde Kürt halkı, genel de bölge halkları için zorlu bir süreç başlatabilir.

Kürt halkı, isteği dışında muhatap olacağı bu şiddet girdabının sonunda ne kayıp edebileceği veya ne kazanabileceğini kendi tutumu belirleyecektir. Kürtler, kendilerine servis edilen sol tendanslı teorik hülya ve hayallerine kapılmaktan ziyade bölgesel gerçeklikleri dikkate alarak somut olgular üzerinden geleceklerine bakmalıdır. Bu şekilde hem kendi birliklerini oluşturmuş olurlar, hem de oynanan oyunları ve bölgesel güçlerin derin operasyonlarını boşa çıkarmış olurlar.

Bölgedeki ulusal devlet sistemlerinin ortasında, tümünü değiştirip Demokratik ulus paradigması hayali peşinden halkımızı sürüklemeye çalışmak hertürlü pasifleştirme ve imhanın önünü açıyor. Aynı zamanda doğanın gerçekliği ile de uyuşmuyor. Kürtlerin bölgeyi demokratik ulus paradigması inşasına Bölgesel güçlerin verdiği cevap, radikal İslamcı grupları palazlandırıp karşılarına çıkartmak oldu, mezhep savaşlarının tam orta göbeğine oturttular, ülkeyi ve halkı kanlı bir girdabın içine sürülediler. Bugün yaşananlar açıkça bu olguların hayata geçirildiğini gösteriyor.

Amaç Kürtleri zora sokup, mecbur bırakıp, bölgedeki sistemlere yama yapmaktır. Şimdi bölgesel egemen güçler bütün boyutları ile olguları seyrediyor, o noktaya doğru sürüklüyor. Oluşturulan radikal İslamcı gruplar kontrolden de çıkabilir, bölgesel kanlı ideolojik bir savaşa doğru da sürüklenebilir. Bunun alt yapısını, birbirine karşıymış gibi görünen, aslında aynı hedefe doğru ilerleyen İran, Suudi, Katar, Suriye ve Türkiye gibi bir çok güç hep birlikte hazırlıyor.

Kürtler bölgedeki her halk gibi davranmalı, tıpkı Türk halkı, Arap halkı, Fars halkı nasıl ki kendi ulusal öncelikleri bulunuyor ise Kürt halkınında aynı öncelikleri olmalıdır. Bu önceliklere göre ortaklaşmalı, birlik ve beraberliğini sağlamalıdır. Bu önceliklerin ne olduğunu bölge halklarının yaşamında zaten görülüyor. Hangi bölge halkı Türkleri, Kürtleri, Arapları, Farsları ve rejimleri demokratik ulus paradigmasına dönüştürelim demektedir, hiç biri böyle bir paradigma için kılını kıpırdatmıyor.

Böyle bir şey dile getirmedikleri gibi kendi ulusal değerleri etrafında ulusal dinamiklerini bir araya getiriyorlar. Kürt halkını onlardan farklı kılan bir durum daha fazla hayalcilik peşinde sürüklenen grupların aktifliğindan başka bir şey değildir.

Kürt halkı bölgesel denklemde yerini, konumunu, paradigmasını inşaa ederken kapsayıcı olmalı ve ülkesini bağımsızlığa doğru götürmelidir. Ancak o zaman bölge halkları ile eşit, özgür ve kardeşçe yaşama imkanı bulabilir.

Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri, Rusya gibi global güçler bölgemizdeki gelişmelerden bağımsız değiller. Endişe ve korkuları radikal İslamın bölgedeki etkinliğini arttırması nedeni ile çıkarlarının tehlikeye girmesidir. Mevcut durumda Avrupa ve Amerika'nın bölgede dayandığı güçlerle ters düşmek istemeyeceği ortadadır. Rusya da aynı şekilde bölgedeki partnerleri ile devam etmek istemektedir.

Her üç global gücün bölgede mevcut durumda bir değişiklik istemeyeceği varsayılsa bile 50 milyonluk Kürt halkının birliği ve tutumu ilişkilerin gelişmesi, dengelenmesi, değişmesinde belirleyici olacaktır. Kürt halkı sahip olduğu bu gücü değerlendirip, birliğini sağlayabilir ve sosyal ve paradigmasal kapsamını genişletebilirse önünde engel kalmayacaktır.

Kürdistan'ı kontrolünde tutan güçler de bu durumu çok iyi biliyor, ondan dolayı Kürt halkının birliğini parçalama tarih boyunca onların birinci hedefi olmuştur. Bugün Kürdistan'ı egemenliğinde tutan bölgesel güçlerin üzerinde çalıştıkları, stratejik olarak ortaklaştıkları nokta birliğe giden yolları tıkamaktır. Bugüne kadar sürekli başarılı olmuş, bundan sonra da başarılı olmaları ihtimal dahilindedir. Çünkü Kürt siyasi ve sosyal kurumlar geçmişten bu yana özgürlük mücadelesinde maalesef benzer özellikler taşımaktadır. Bir tarafa karşı mücadele verirken diğer tarafa yaslanma durumu en büyük zafiyetleridir.

Dikkat edilirse Dünya halkları içinde genel geçerli kaide bağımsızlıktır, ben ülkemin bağımsızlığını istemiyorum, halkımın bağımsızlığını istemiyorum diyecek dünyamızda sosyal ve siyasi kurum bulunmayabilir. Dünya üzerinde bir istisna var o da Kürt halkının sosyal ve siyasal kurumların bir kısmı olduğunu söyleyebiliriz.

Dünya halkları için genel geçerli olan bir kaideye, kurala Kürt halkının itiraz etmesi aykırı bir durum olsa bile yakıcı bir gerçekliktir. Kürt halkını temsil ettiğini iddia eden güçlerin bağımsız bir Kürdistan'a itirazlarını ne Kürt halkı ne de Dünya halkları anlayabilmiş değildir. Sadece bölgesel güçlerin tarihten devraldıkları Kürdistan'ı egemenliklerinde tutmaya devam etmeyi kolaylaştıran politikalarından bir tanesi olarak ifade edilebilir.

Bağımsız Kürdistan'a karşı çıkan Kürtler, bu politikayı oturtmak üzere derin operasyonlar yürütülüyor. Bunun ideolojik ve felsefi altyapısının ilmik ilmik örüldüğü görülüyor. Bunu sovyet sosyalist devrimindeki Lenin'in süslü kelimelerine benzetiyorum. Lenin dikkat edilirse sınıfsız toplum hayalini halkların ufkuna enjekte ediyordu, halklar bunun hayal olduğunu ancak kırk milyon insanın Stalin diktatörlüğü tarafından hunharca katledilince anlayabildi.

Tarihsel gerçeklikler gösteriyor ki süslü kelimelerle gerçek yaşamdan kopup hayallere kapılmak halkların geleceğine olumlu etki etmiyor. Çevremize, bölgemize ve dünyamıza bakıp doğruları, doğru olguları, halkların oluşturduğu, özgür ve bağımsız yaşamsal paradigmalar esas alınarak, görerek karar verilmelidir. Kürt halkı da bu şekilde karar verebilmeli, hayallere dayalı, var olmayan, insanlığın denemediği paradigmaları inşa etme hevesi ne Kürtlerin görevidir, ne de Kürtlerin gücü yetiyor. Kendilerine daha çok düşman kazandırmaktan başa bir işe de yaramayacak hayali paradigmalar sadece Kürt halkının geleceğini olumsuz etkilenmesi için tasarlanmış kurgulardan ibarettir.

Bu nedenle bölgemizin katı ulusçu ırkçı Devletlerin rejimlerini demokratikleştirme görevini Kürt halkına dayatanların niyetlerini halkımız sorgulamalıdır. Bu durum iyi niyetle tarif edilemez, çocuklarımızın, gençlerimizin çıkış noktasındaki ideallerine ve hedeflerine de aykırı, sömürgecilerle pişirilmiş kapsamlı imha operasyonların bir versiyonu olarak görülmelidir. Irak Devleti Baasçı nasyoalist paradigması ancak uluslar arası güçlerce yıkıldı, Liberal Demokratik sistemi bütün uluslar arası güçler bile oturtamadı. Irak Baas ırkçı zihniyeti ile yetişmiş kitlelere kabul ettirilemedi.

Sonuç olarak normal burjuva demokratik sistem bile kabyul ettirilemedi ve radikal dinci ideoloji egemen olmaya başlandı. Bugün Irak ülkesi Baas ırkçı ideoloji, radikal dinci ideoloji ve liberal demokras arasında kanlı br sürece girdi. Bu yakınımızda yaşanılmakta olan küçük bir örnek, geriye kalan rejimler ve toplumlar bundan daha olumlu değildirler.

Geçmişten günümüze siyasi olarak hangi oluşum veya grup içinde olursa olsun Kürt halkının özgürlük mücadelesine katılan her bireyin hedefi bağımsız Kürdistan olmuştur. O yüce insanların bu doğrultudaki mücadeleleri ve anıları önünde bütün Kürdistan halkları saygı ile eğilmeye devam edecek, onların anılarına sahip çıkacaktır. O değerler şu veya bu gruba ait değerler olarak görülmemeli, onlar bütünüyle halkımızın kutsal değerleri olarak görülmelidir.

Enternasyonalizm adını ters yüz ederek, ütopik hayallerin peşinden Kürt halkı koşmayacak, yer yüzündeki her halk gibi kendi geleceğine kendisi karar verecektir. Kürt halkının ütopik hayalleri için uşaklığa hazırlamaya çalışanların yakın zamanda en büyük hayal kırıklığını Kürt halkının bizzat kendisi yaşatacaktır.

Kürt halk dirilişini, özgür ve bağımsız geleceğini inşa etme yürüyüşünü geciktirme misyonu beyhude bir çaba olarak da değerlendirilecektir. Gerçek yaşamı tanıma bütün halklarla eşit, özgür ve demokratik bir sistemde beraber yaşamaya kendisi karar verecektir. Türkiye dahil bölge paradigmaları evrensel değerlere dayalı, halklara eşit, özgür ve demokratik yaşama olanağı sağlayacak şekilde dönüşmesi durumunda demokratik ulus paradigması esas alınabilir.

Bunu da dönüştürecek Kürt halkı değil, egemen halk başta ülke halklarının tümü olmalıdır. Sistemin buna imkan vermesi, koşularını hazırlaması, kuramlaştırması ve kurumlarını buna göre dönüştürmesi bugüne kadar gerçekleşmemiştir. Bundan sonraki süreci hep birlikte izleyecek, gelişmeleri birlikte değerlendirerek yaşayacağız.

 

Bu yazı toplam 2082 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    YASAL UYARI: Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Hakkarihabertv.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Hakkari Haber TV | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel :
Savaş TAŞ - 0.(546) 273 25 56
Yusuf TAŞ- 0.(545) 266 87 94 | Haber Scripti: CM Bilişim