• BIST 1.112
  • Altın 453,668
  • Dolar 7,3038
  • Euro 8,5906
  • İstanbul 32 °C
  • Ankara 30 °C

Guşe-i Uzlet

Erol Hanlıgil
“Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür. 
Davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınıza dönüşür. 
Alışkanlıklarınıza dikkat edin; değerlerinize dönüşür. 
Değerlerinize dikkat edin; karakterinize dönüşür. 
Karakterinize dikkat edin; kaderinize dönüşür.”
MAHATMA GANDHI
 
Koca bir yılı yavaş yavaş geride bırakıyoruz. Ömür takvimimizden tek tek dökülüp gidiyor günler. 
Her ömrün kendi sessizliğinde kaldığı kalmak istediği bir yer vardır. "Guşe-î Uzlet" demişler evvelce. Issız ve tenha köşe. Her insanın en çok kendisi olduğu köşedir bu köşe. Belki bir yer belki de bir andır.
 
Kabul etmeliyiz ki hepimizin hayatında var olan bir köşedir. Yalnızlık diye tanımlayanlar da var tenhalık olarak tanımlayan da. Ben daha çok ömür defterimizin kendiliğinden açıldığı bir yer olarak görüyorum "guşe-î uzlet"i. Tek tek açılır sayfalar önümüzde, biz bir sayfada kaybolurken diğer bir sayfada sonsuza dek kalmak isteriz. 
Muhtemeldir ki hepimiz gün içinde bir veya birkaç kez bu köşemize çekilip yaşadıklarımızı ölçüp biçip tartıyoruz. İşte ben bugün bu ölçüden ölçülerden bahsetmek istiyorum.
 
Yazımın girişinde paylaştığım MAHATMA GANDHİ sözünü defalarca okumuşluğum görmüşlüğüm vardır.Eminim sizin için de durum böyledir. Bu muhteşem sözün ana fikrinin "ÖLÇÜ" olduğu hepinizin malumudur. Peki ne kadar ölçülüyüz. Ölçülerimize dikkat ediyor muyuz? Sanmıyorum. 
 
Duygu sözcüğünü duyduğumuzda çağrışım değeri olarak hepimizin içini bir hoşluk bir romans kaplar. Oysa GANDHİ duygu sözcüğünün yanına "DİKKAT EDİN" uyarı levhasını asıp gitmiştir. 
erol-2.jpg
Yaşamımıza kavram ve sözcüklerden bir yapı yapsak herhalde taşıyıcı kolonlarının ismi "DUYGU-DAVRANIŞ-ALIŞKANLIK-DEĞER-KARAKTER ve KADER olurdu. Taşıyıcı kolonları sağlam olmayan yapıların en küçük bir sarsıntıda ne hale geldiğini uzun uzun anlatmaya gerek yok sanırım. Ölçüsünü tutturamadığımız veya kaçırdığımız şey (AŞK-SEVGİ-DİN-IRK-MİLLİYET-KARDEŞLİK-DOSTLUK- vb.) -ne olursa olsun- eninde sonunda bize dönecek ve bu işin ziyana uğrayanı biz olacağız. 
 
Bu sebeple ıssız ve tenha köşemize (guşe-i uzlet) çekildiğimizde bütün muhakemelerimizi,muhasebelerimizi,eleştirilerimizi,özeleştirilerimizi vicdanlı bir şekilde yapmasını bilmeliyiz. 
Sessizliğini iyi dinlediğimiz kendimiz ile insanlara gösterdiğimiz kendimiz ne kadar birbirine benzerse o kadar dürüst oluruz. Halk irfanı bunu da çok güzel bir şekilde özetlemiş çok karmaşık cümlelere gerek yok. ÖZÜ SÖZÜ BİR OLMAK tam da bu durumun özetidir. 
 
Hepimizin yaşadığı bir şeyden bahsetmek istiyorum. Yaşadığımız bir durumdan veya olaydan sonra 'şöyle yapmalıydım,şunu demeliydim vb.' gibi hayıflanmalarımız olmuştur. Olması da normaldir. 
 
Kimse hatadan beri değildir. "BEŞER ŞAŞAR" demiş irfanına kurban olduğum halkım. Bu bağlamda meselemiz şuraya dönüyor güzel insanlar. Her zaman her yerde doğru davranmak elbette istenilen ve olması gerekendir. 
İstenilen beklenilen gerçekleşmemiş ise bunun değerlendirmesini yapmak ve sonraki durumlarda aynı hataya düşmemek veya eksik kalmamak için guşe-i uzletimizde yaşadıklarımızı iyice değerlendirmeli ve doğru sonuçlara varmalıyız. Yani doğru ÖLÇÜ'yü bulmalıyız. 
 
Yanlışından ders çıkarmamak aciz insanların payına düşen bir zavallılık halidir. ÖLÇÜLERİMİZİ doğru belirlemek için ıssız ve tenha köşemizde KENDİMİZİ iyice dinlemeliyiz. 
 
Guşe-i Uzletimizdeki doğrularımızı ve kendimizi, ne kadar gerçek yaşamımıza taşırsak o kadar güzel o kadar dürüst o kadar delikanlı bir insan oluruz. Sustuğumuz dünyamızda, yalancı olan biri, gerçek yaşamımızda da layık olduğu en alçak yerde olmalıdır. 
 
Sustuğumuz ama -içimizde avaz avaz bağırdığımız- dünyamızda, vefasızlığını gördüğümüz bir insan, gerçek yaşamımızda da layık olduğu en alçak yerde olmalıdır. Dostluğun kıymetini,paylaşmanın sırrını bilmeyen,ahdine sadık kalmayan, dünyaya ve dünyalığa itibar eden biri hem içimizde hem de yaşamımız da uzak ne kadar uzaksa o kadar uzakta ve ötede kendine yaraşır ve yakışır rezil bir yerde olmalıdır.
 
Şairin dediği gibi "ömür tasımızdan dökülüp geçiyor günler" bütün yaşadıklarımızdan sonra elimizde bir tek bu hakikat kalıyor. İşte bu hakikatin üzerimize düşen gölgesini ne kadar unutursak o kadar kaybedenlerden 'ziyan edenler'den oluruz. Halk irfanının "ÖLÜMLÜ DÜNYA" diye kodladığı bu hakikati bilmemek veya görmezden gelmek sonu hüsran olan bir yolculuktan başka bir şey olmayacaktır. 
 
Yaşamımıza bir anlam arıyor veya vermek istiyorsak adına VİCDAN dediğimiz terazimizi bulmalı ve yaşadığımız yaşayacağımız her şeyi önce bu terazide tartmasını bilmeliyiz. 
 
DUYGUMUZ var diye hiçbir DAVRANIŞIMIZ, 
ALIŞKANLIĞIMIZ bu diye hiçbir DEĞERİMİZ ölçüsüz olamaz,olmamalıdır.
DEĞERLERİMİZ doğru seçmezsek KARAKTERİMİZ doğru olmaz.
 
Hatalarımıza KADER adını vermek de bizi ne bu dünyada ne de öte alemde hiçbir mes'uliyetten kurtarmaz.
KENDİMİZİ DİNLEMESİNİ BİLMELİ, ÖLÇÜLÜ OLMAYI DÜSTUR BELİRLEMELİ VE MAHŞERİN PROVASINI İLK ÖNCE KENDİ VİCDANIMIZDA YAPMASINI BİLMELİYİZ.
Bu yazı toplam 16969 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Hakkari Haber TV | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel :
Feyzullah TAŞ- 0.(505) 440 39 66
Savaş TAŞ - 0.(545) 864 3909
YUSUF TAŞ- 0.(544) 346 1740 | Haber Scripti: CM Bilişim