" />
  • BIST 97.533
  • Altın 145,745
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 10 °C

Hakkari halkı aşiretçi hainliğini yenebilir

Çiya Berçelan

Halkımızın tarihsel sosyolojik feodal bir değeri olan aşiretsel yapı, son yıllarda bölgemizdeki demokratik değişim ve dönüşümlere rağmen fazla değişime uğramadığı görülüyor. Tarihten gelen bu feodal toplumsal özelliğin ortaya çıkış sebebi ve devam etme nedenleri bilimsel olarak ortaya konulabilir ve bu bağlamda doğru çözümlemeler üretilebilir.

Çıkış noktası yöredeki toplumların hem doğaya hem de çevredeki her türlü tehdit ve tehlikelere karşı ortaklaşmaları, tehditlere karşı korunma arayışı zamanla birlikte aşiretsel sosyolojik yapıyı ortaya çıkarmıştır. Hem doğa koşullarına hem de çervelerinde tehdit oluşturan her türlü duruma karşı birleşerek karşı koyma, bir arada savunma duygusu bu sosyolojinin ortaya çıkmasının ana nedenlerinin başında gelmektedir.

Çetin doğa koşulları, çok karlı, fırtınalı geçen kış ayları, çığ felaketleri ve sel felaketleri, yabani hayvan saldırıları, çevredeki diğer toplumların çıkar çatışmalarına karşı sosyolojik dayanışma biçimi olarak yüzlerce yıl önce doğan bu yapı sürecini tamamladığı halde devam ettirilmek istenmesi anlamlıdır.

Çevrede, toplumun yaşam alanları olan köylerin, yaylaların, sürülerin çevre tehditlerine karşı ve toplumlar arası çıkar çelişkileri sonucu ortaya çıkan her türlü durumlardan kaynaklanan belli bir feodal sosyal yapının birlikte hareket ettiği bir yapısal dönem geride kaldı. Faaliyet alanı genel olarak ağırlıklı hayvancılık olan toplumun yayla, mera, biçenek ve diğer tarımsal faaliyet alanına, tarımsal ve hayvancılık değerlerine dışardan gelebilecek her türlü tehdit ve tehlikeye karşı ortaklaşan, feodal sosyolojik savunma mekanizması, varlıklarını korumaya yönelik olduğu gibi yaşam biçiminden doğan bu yapının kentsel yaşamda varlığını ve bu gerici örgütsel yapısının devam ettirilmek istenmesi doğanın kanunlarına da terstir. Kentlerdeki sosyolojik yapı genel olarak ekonomik sınıfsal yapılara dayanıyor. Yani işçi-emekçi sınıfı, Memur-bürokrat ara sınıfı, Küçük esnaf, küçük üretici ara sınıfları, sanayici ve sermaye sınıfları olarak kategorize edilebilir. Bu yapının içinde feodal aşiretçi zihniyet yer alamaz.

Ancak bu durum ilimize özel olduğu, Hakkari toplumunun genel feodal sosyolojik yapısı bunun üzerinden şekillendiği ve bunun devam ettirilmesi hedeflenmektedir.

Aşiretçilik ondokuzuncu yüzyıldan itibaren de Kürdistan'ın paylaşılması için sömürgeciler tarafından kullanılan önemli bir araç olmuştur. Hakkari özelinde onyıllarca süren çok kanlı iç çatışma gibi bir mazisi, geçmişi bulunuyor. Tamamı akraba olan Hakkari halkı, bütün Hakkari ve ilçelerini kapsayan bin dokuzyüzlü yılların başındaki kanlı çatışmaların çıkış nedenlerini sıradan toplum bireyleri bugün bile bilemiyorlar.

Bölge rejimlerinin katı ulusçu Devletleşme süreçleri ile birlikte farklılıkların üzerinde sistemleştirilen inkar ve imha politikalarında, aşiretçilik toplum üzerinde baskı aracı haline getirilmişti. Bölgemizde halkımız çok uzun yıllar aşiretler arası çatışmalarla uğraştırılmış, çevresndeki halklar ulus devletlrini kurarken, Kürt halkı ise aşiretler arası küçük çelişkiler kullanılarak birbirlerine kırdırılıyordu.

Aşiretçilik Hakkari'de ve Bölgede bugünkü yapısı ile halkımızın varlığı ve ortaya çıkardığı demokratik değerler için sadece bir tehdit ve olumsuzluk unsuru durumundadır.

Aşiretçiliği esas itibarı ile tarihte ortaya çıkaran, canlı tutmasına neden olan toplumsal tehditlerin, gerekçelerin hiç biri günümüz koşullarında bulunmamakta, toplumsal yaşamda yer almamaktadır. Aşiretçilik Hakkari'de ve Bölgede sadece katı ulusçu rejimlerin elinde araç olarak kullanıldığı gerekçeleri kalmıştır. Hakkari ve bölgemiz için egemen sistem toplumu Aşiretçilik üzerinden kamplara ayırıp onlarca yıl bütün bölgeyi çatışmalı hale getirerek varlığını pekiştirme gerekçesi dışında varlık gerekçesi kalmıştır.

Sosyolojik olarak günümüzde halkımız için hiç bir anlamı kalmayan bu çağdışı ve zararlı yapı olan aşretçilik bugün neden halen canlı bir varlık olarak karşımızda duruyor?

Hakkari halkı Aşiretçiliği terk etmemesinin altında hangi nedenler yatmaktadır?

Aşiretçilik niçin varlığını sürdürüyor ve halkımız niçin bu geri sosyal yapıyı terk edemiyor? Toplumun doğa şartlarına, çevresindeki tehditlere karşı beşyüz yıllar önce, yaşam alanlarını savunma, tehlike ve dehditlere karşı korunma amaçlı oluşan bu feodal sosyolojik yapının bugün hiç bir varlık gerekçesi kalmadığı halde halen varlığını sürdürmesi tek bir gerekçe ile açıklanabilir. O da katı ulusçu sistemlerin halkımızın özgürlük, eşitlik ve Demokratik taleplerine karşı kullanılan toplumsal bir argüman, araçsal durum oluşturmasıdır.

Kentlerimizde aşiretler bahane edilerek çatışmalı durumun aşılamamasında sorumluluğu bulunan çevreler, bugün ortaya çıkmış bulunan olumsuzluklar karşısındaki tutumları incelendiğinde sorumsuzluklarının devam ettiği görülüyor. Toplumun feodal sosyolojik ve zararlı alışkanlıklarından arınması, giderilmesi yönünde sorumlu demokratik kurumların hiç bir eğitim çalışması yapma becerisi gösterememesi, sorumlu sorumsuzlar, sorumsuzluklarına devam etmesi anlamındadır.

Bugün görüldüğü kadarıyla yerleşik Aşiretçi feodal sosyolojik kültür bazen belli kişilerin ekonomik veya siyasi çıkarları için harekete geçirilebiliyor. Aşiret yapısı içinde öne çıkan bir aile siyasi çıkar peşinde Aşiretçi duyguları kışkırtılarak ve kullandığı görülüyor. Aynı Aşiretçi duyguları belli kişilerin ekonomik çıkarları için kışkırtılarak ve kullanıldığı görülüyor. Bu süreçler yaşanırken toplumsal gerilimler çıkartıp, çatışma üzerinden belli menfaat hesapları yapılır. Çoğu zaman aşiretçi toplumsal yapılar çatışma üretecek ve çatışma yaygınlaştıracak noktaya taşıma hesaplarını aşiretçilerle birlikte katı ulusçu sistemin katkıları ile yapılabiliyor. Konjöktür olarak katı ulusçu sistemin ve aşiretçi grup çıkarlarına bağlı olarak olayın boyutları geniş veya dar tutulabiliyor.

Hakkari'deki çağdaşlık ve devrimcilik adları altındaki toplumsal yapılar ve kurumlar halkımızın çağdaş örgütlenme biçimleri ile buluşması için bugüne kadar neredeyse sıfır etkiye sahip olmuşlardır. Bu doğrultuda yazılı veya görsel eğitim, seminer, bilinçlendirme, bilinç düzeyini yükseltmeye yönelik herhangi bir abaları olmamış ve sınıfta kalmışlar. Toplumun Aşiretçi zihniyet geleneklerinden, çağdaş toplumsal değerlere evrilmesi bu ve benzer nedenlerden dolayı bir türlü sağlanamamıştır. Halkımızın büyük ve ağır bedellerle yarattığı, büyüttüğü demokratik kurumları siyasi partileri ve meslek örgüt ve dernekleri ile diğer çağdaş sosyal ve siyasal yapılar da toplumu Aşiretçi zihniyetten arındırmak yerine çoğu kere onlardan yararlanma, nemalanma veya kullanma yolunu seçmiştir.

Halbuki büyük emeklerle yarattığı siyasi hareketin ve demokratik kitle örgütlerin, Aşiretçi zihniyeti ortaya çıkaran toplumsal nedenleri ortadan kaldırmaya, toplumu bütünlüklü olarak birlik ve beraberlik içinde kapsamaya yönelik çalışmalar yaparak geri ve çağdışı bu feodal sosyolojik hastalıklardan toplumu arındırabilirlerdi.

Hakkari halkı bu gün sosyal olarak, Aşiretçi zihniyet yönünden geldiği nokta sadece ve sadece iç karartıcıdır. Toplumda kendisini bir Aşiretin mensubu olarak görenler, dayandıkları sosyal yapı nedeni ile daha güçlü olduklarını sanıyorlar ve görüyorlar. Bu tablo toplumumuzun tüketildiğinin açık resmi olarak tarihe geçecektir. Kendisini bir Aşiret mensubu olarak görmek, sınırlandırmak istemeyen kişiler ise daha yanlız ve korunaksız kalıyorlar, bırakılıyorlar. Hatta son yıllarda kentteki göçün ana nedenlerinin başında, göç edenlerin sosyolojik yapısını incelediğimiz zaman Aşiretçi zihniyete bağlı olmayanların başı çektiği görülüyor. Bunlar sahip olduğu ekonomik ve sosyal bütün değerlerini aşiretçi zihniyet tehditlerine karşı korunmak için göç etme gereği, ihtiyacı duyanlar olduğu iddia ediliyor.

Kendisini bir Aşirete bağlı hissetmeyenlerin, kendilerini bir Aşirete bağlı hissedenlerden daha güvensiz gördüğü bir yapı hastalıklıdır. Nitekim zaman zaman toplumsal çekişme ve çatışmaların boyutları, ortaya çıkan fotoğraf bu vahim durumu açıklamaktadır. Hakkari halkı bugün bu hastalığın pençesinde can çekişmektedir.

Siyasi Partiler, Demokratik kitle örgütleri halkımıza karşı görev ve sorumluluklarını artık hatırlamak zorundadır. Bu çağdaş kurumların çağımızın gerekleri olan sağlıklı eşitlikçi, özgürlükçü ve demokratik toplumsal yapılanma için halkımızın her kesmine ulaşmalı eğitmeli ve çağdaş değerleri toplumsal yapı ile buluşturmalı ve bunun gibi sorumluluklarını hatırlamalıdır.

Burada sorumlulukların ana merkezinde Belediyelerimiz yer alıyor, yük ve vebal onların umuzlarında bulunuyor. Dünyada ve ülkemizde barışa en çok ihtiyaç duyulan bu dönemde savaşa karşı barışın, şovenizme karşı halkların kardeşliğinin, baskılara karşı demokrasi ve özgürlüğün mücadelesini verenlerden ve bunun için sürgünlere gönderilenlerden biri olarak Hakkari toplumunda yaşanmakta olan feodal aşiretçi çatışmayı gördükçe kahır olmamak mümkün değildir.

Hayretler içindeyim ki yakın tarihte böyle görkemli bir tarihi misyonu üstlenen, yaratanların Kürt halkının Hakkari özelinde Aşiretçi zihniyete teslim oluşunu ibretle izleniyor. Küçük feodal sosyolojik aşiretçi zihniyet hastalığının halen Hakkari halkının başına bela olarak devam ettirmesi ve toplumumuzu teslim almaya başlaması ve toplumun çaresizliği karşısında hayretler içindeyim. Bu aynı zamanda Hakkari'deki Demokratik yapıların tükenmişliğinin, çürümüşlüğün açık ve net fotoğrafıdır.

Bu feodal sosyolojik aşiretçi zihniyet hastalıkları halkımızın, eşitlik, özgürlük ve demokratik sistemin düşmanlarının oyunları olduğu ve bunların artık toplumumuzun bünyesini kemirmesine, kanatmasına halkımızın artık müsaade etmemesi gerektiği bilinmelidir.

Aşiretçi zihniyeti canlı tutanmaya açılanların tümünün yakın tarihin çeteleri olduğunundan kuşkusuzdur. Yakın tarihte eşitlik, özgürlük ve demokrasi mücadelesi verenlere düşmanlık yapanlar bugün bu aşiretç zihniyeti çıkarları için yaşatmaya çalışıyor ve kayıp ettiği mevzilerini aşiretçi zihniyeti canlandırarak yeniden kazanmak istiyor. Nitekim toplumu bugün öyle acı ve iç karartıcı bir noktaya sürüklediler ki kendilerini yeniden topluma farz kılmaya, medet, tek çare ve çözüm noktası olarak sunmaya çalışıyorlar.

Toplumun Demokratik kurumları da maalesef bunu anlayamayacak, çözüm üretemeyecek kadar çaresiz ve tükenmişliğin pençesine düşürülmüştür. Feodalizm palazlandırılırken hesaplar yapan toplumun demokratik kurumlarının çaresizliğini de hesaplıyor ve ondan cesaret alıyorlardır. Nitekim geçmiş seçimlerde toplumun aşretçi zihniyete teslim edilmesi, demokratik kurumların aşiretçi zihniyete teslim edilmesi bugünkü sürecin hazırlıkları olarak görülmelidir. Bugün Hakkari halkının içinde bırakıldığı çatışmalı durumu hazırlayanların bildik politikaları içimizde ve halkın demokratik kurumları kullanılarak sürdürülüyor. Bunlara karşı halkımızın çaresizliği her sohbette, her dokunuşta duyuluyordu. Sorumluluk sahibi hiç kimse bu kirli ilişkileri çözmeye yanaşmıyor, halkın beklentilerini karşılamaya yaklaşmıyordu.

Hakkari halkına genel olarak bir çağrıda bulunmak istiyorum, hepiniz bir halkın, Kürt halkının evladı olmasından öteye birbirinizle akraba olduğunuz gerçeğini görmelisiniz. Sizleri bu çatışmalı sürecin içine sokmaya çalışanların oyunlarını boşa çıkartabilir, kardeşlik kültüründe ortaklaşabilirsiniz. Bunu yapmak zorunda olduğunuzu hatırlatmak istiyorum. Yakın tarihte özgürlük mücadelesi içinde yer alan herkese yönelenler, bugün toplumu birbirine kırdırmaya çalışanlardır, onların bu oyunları ancak kardeşleşme kültürü ile aşılabilir.

 

Bu yazı toplam 2772 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    YASAL UYARI: Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Hakkarihabertv.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Hakkari Haber TV | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel :
    Savaş TAŞ - 0.(546) 273 25 56
    Yusuf TAŞ- 0.(545) 266 87 94 | Haber Scripti: CM Bilişim