• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 4 °C

Halklar özgürlük ve demokrasiye ilerliyor

Çiya Berçelan

Avrupa ülkelerinin 1920'ler ve öncesinin katı ulusçu ırkçı sistemleri, Avrupa kıtasını büyük bir yıkıma uğratıp ve enkaza çevirdikten sonra ancak 1946'larda varlıkları sonlandırılabilmiştir. Bu süre zarfında katı ulusçu ırkçı sistemler sadece faşizm üretmiş ve bölgeyi halklar mezbahasına çevirmiştir. Avrupa halkları yaşadıkları büyük can ve mal kayıpların, yıkımların ardından önemli dersler çıkarıp ırkçı sistemlerinden1946 yılından itibaren kurtulmayı başardılar.

Avrupa egemen katı ulusçu ırkçı sistemleri aynı dönem ve zamanda 1920'ler ve öncesinde Ortadoğu bölgesini, Kuzey Afrikayı da kendisine benzer bir sistemle şekillendirmiştir. Avrupa'nın 1946'lara kadarki katı ulusçu ırkçı ideolojik rejimleri maalesef Ortadoğu'nun bugünkü yönetim modeli, sistemleri olmaya devam ediyor. Böylece bu bölgelerde çok kültürlü, farklı halkların ve farklı inançların bir arada, aynı coğrafyada kardeşçe yaşadığı bölgemizin başına tekçi, ırkçı sistemler bela edilmiştir. Bölgemiz halkları bu katı ulusçu ırkçı sistem belasından şimdi, günümüzde kurtulmaya çalışıyor. Bölgemiz halklarının katı ulusçu ırkçı, tekçi sistemlerden kurtulma mücadelesi, çabası çok kanlı ve yıkıcı bir döneme girmiştir. Kuzey Afrika'dan Ortadoğu'ya uzanan geniş bu coğrafyanın halkları mevcut katı ulusçu ırkçı sistemlere karşı Kürt halkları özelinde özgürlük ve demokrasi mücadelesini büyütmüş ve boyutlandırmıştır.

Gelişmekte olan bu süreç aynı zamanda vahşi global kapitalist sistemin de iştahını kabartıyor. Baskıcı, inkarcı ve imhacı mevcut sistemlerden kurtulmaya çalışan bölge halklarını birbirine boğazlatmaya ve vahşi kapitalizmin ticari metası haline getirmeye, zor ve şiddet araçların satılarak karlarına kar katamaya devam ediliyor. Aynı zamanda katmadeğer yaratan bölgenin yer üstü ve yeraltı kaynaklarına çökerek sahiplenmeye çalışılıyor.

Mevcut gelişmelerden anlaşıldı ki Ortadoğu bölgesini yöneten siyasi şahsiyet ve kurumların önlerindeki süreci, katı ulusçu ırkçı sistemi dönüştürerek kazasız belasız, ülkelerine ve halklarına zarar vermeden yönetme kabiliyetinden uzak olduğu ortaya çıktı. Bu siyasi, sosyal kurumların geneli ya katı ulusçu ırkçı ideolojik sistemin ya da katı dinci ve ırkçı karma ideolojik sistemin etkisi altında kalmış ve körelmişlerdir.

Bu kısa belirlemeden sonra ülkemizin bu süreci hızlı biçimde kazasız belasız atlatması için acilen yapması, yerine getirmesi, karşılaması gereken önemli hususlar bulunuyor. Öncelikle insanların, halkların, toplumların katı ulusçu ırkçı sistemin ve tasarı halindeki katı dinci, ırkçı ideolojilerin etkisinden kurtarılması projesi masaya konulmalı, kapsamlı biçimde evrensel değerlere dayalı, yeni ve çağdaş dünya için hazırlıklar yapılmalı, eğitim kurumlarında ders, yönetim kurumlarında icraat olarak hayata geçirilmelidir.

1920'lerin Merkeziyetçi katı ulusçu tekçi yönetim sistemi modelinden, günümüz dünyasının ademimerkeziyetçi, demokratik özerk yerel bölgesel modele geçilmesi hedeflenmelidir. Bölgemiz gibi ülkemiz de farklı kültürlerin, halkların ve farklı inançların bir arada yaşadığı büyük bir coğrafyadır. Bugüne kadar bütün farklılıklar doğal değerleri ile yaşama imkanına sahip olamadılar. Dil, kültür, eğitim ve yönetimde tekçi merkeziyetçi egemenlik farklılıkları ret ve inkar etmiş, imha olmaları için hertürlü yol, yöntem, politika uygulamış ve halklar arası hukuksuzluklara neden oluşmuştur. Farklı halkların, farklı inançların doğal hakları için hak ve hukuk arayışı, demokratik mücadelesi tekçi sistemin baskı ve şiddet politikaları ile bugüne kadar ertelenmiş, ötelenmiştir.

Ortadoğu bölgesinde anılan tekçi egemen sistem özellikle oluşturulmuş, bunu oluşturanlar bölgede çatışmalı bir süreç hedeflemiştir. Kürt halkını dört ayrı katı ulusçu sistemin arasında paylaşılması, Beluci halkının üç ayrı katı ulusçu sistem tarafından bölünmesi ve diğer sosyal, kültürel çelişkilerin oluşmasına neden olabilecek bir çok konu gelecekte çatışma gerekçeleri olarak tasarlanmıştır. Bölgemizde bu oyunu kuranların oyunları maalesef hedeflediklerinden daha kapsamlı biçimde karşılığını buldukları, aldıkları ortadadır.

Bugün ortaya çıkan durumu etraflıca çözümlediğimizde şu görülüyor; tekçi merkeziyetçi sistemlerin baskı ve şiddet politikalarının da karşıtlık doğurduğu, bölgemizi sardığı, ülkemizi de sarabileceği gerçeği acilen dikkate alınmalıdır.

Türk, Kürt, Arap, Çerkez, Boşnak, Ermeni, Suryani ve diğer bütün halkların doğal değerleri ile yaşayabilecekleri, yönetimde eşit haklara ve hukuk önünde eşit haklara sahip olabilecekleri bir sistem, bir dünya düzenini öncelikle ülkemize ve bölgemize kazandırma zorunluluğu doğmuştur.

Batı medeniyetinin bugünkü egemen yönetim sistemi farklı halklara, farklı inançlara bu hakları sağlıyor. Ülkemizin mevcut yönetim sistemi günümüz genel evrensel insan hakları ve özgürlükleri ile demokratik değerleri karşılayamadığı bunun için kapsamlı sorunlar yaşadığı ortaya çıkmış, zorun araçları ile halkların ve inançların taleplerini baskılayarak devam etmenin, sürdürmenin imkansızlığı anlaşılmıştır.

Bölgemizde olsun ülkemizde olsun mevcut statükonun baskı ve zor araçları ile devam ettirilmek istenmesi halkları ürkütmekte, endişelendirmektedir. Birçok uluslar arası güç bu mevcut durumu arzulayabilir, hedefleyebilir, karanlık bir sürecin içinde debelenmesi istenebilir. İktidar, siyasi kurum ve şahsiyetler bu sürecin bilincinde olmalı, kendi kişisel ideolojik perspektifleri üzerinden genele bakılmamalıdır. Siyasi kurumların, şahsiyetlerin kendi kişisel ideolojik perspektifleri üzerinden ülkemize ve bölgemize yaklaşması, halkların çoğunu kapsam dışında bırakmaktadır. Herkesi, bütün farklılıkları evrensel demokratik hak, hukuk ve özgürlükleri ile birlikte kapsamak için evrensel değerler üzerinden geleceğe bakmak, ona göre değişim ve dönüşüm hedeflemek gerekiyor.

Ülkemiz ölçeğinde oluşturulan akil insanlar komisyonu yeterli olmazsa bile verimli bir çalışma yürüttü, halkların taleplerini tespit edip rapor olarak sundu. Bu çalışma doğrudan halklarla yapıldığı için çok önemli ve değerli bir çalışma olduğu haklı olarak iktidar tarafından da ifade edildi. Buraya kadar herşey iyi sonuç alıcı bir yola girilmek üzereydi. Doğrudan halkları ve inançları muhatap alan bu çalışmadaki tespitlere uygun sürecin ilerlemesi gerekirken, toplumun, halkların ve inançların kafasını bulandıracak gelişmeler yaşanmaktadır. Çözüm sürecinin muhatabı halklar olması, halkların seçilmiş kurumları olması gerekir. Görülmeli ki ülkemizde yirmi-yirmibeş milyonu aşkın Kürt halkının gasp edilmiş özgürlük ve demokratik hakları iade sorununu çözmek, bölgemizdeki kırk, kırkbeş milyonu aşkın bir halkın evrensel değerlere dayalı temel sorunlarını çözmek anlamına geldiği gibi bölgeselleşmek ve global aktör olmak demek olduğu neredeyse unutuldu. Ülkemiz açısından çok büyük bir imkan doğuracak olan perspektif küçük hesaplara, bencil ideolojik takıntılarla neredeyse kurban ediliyor.

Bölgemizdeki Kürt halk gerçekliğini, eski statükocu ideoloji ve değerler üzerinden bakma alışkanlığı ülkemizi sadece bölmeye doğru sürükleyecektir. İlginç olan eski statükocu, inkarcı ve tekçi ideolojik alışkanlık yönetim erkinin genelini derinden etkilemiş görünüyor. Bölgemizin gerçekliği ortaya çıkardı ki halkların özgürlük ve demokratik kazanım ve taleplerini inkar etmek, makarayı geriye sardırmaya çalışmak, Kürt halkının kazanımlarını geriye sardırmaya çalışmak ne Kürt halkı, ne bölge halkları ne de dünya halklarının kabul edeceği bir olgudur. Varsa süreci geriye sardırma çabası sadece kişi ve kurumların kendisini kandırma, gölgesine kılıç salmamaktan başka bir anlamı olmayacaktır. Ülkemizde olsun, Suriye, Irak ve İran'da olsun halkların doğal değerleri ile yaşama gerçekliği her geçen gün daha fazla ve yakıcı olarak kendisini hisettirecektir. Suriye'de Kürt halkını yeniden Araplaştırma politikalarına tabii kılma hedefi ve sürecini hiç bir güç sağlayamaz, Irak'ta olduğu gibi, katı ulusçu politikalarla eritme, asimilasyon ve yok etme politikaları sürecine geri döndürme çabası karşılık bulamaz ve tabi kılınamaz.

Geriye sadece Akil İnsanlar komisyonun tespitleri, halkların seçilmiş kurumlarının talepleri, halkın bizzat kendisinden alınan talepler üzerinden çözüm süreci müzakere projesine sarılmak, onları birer birer hayata geçirmek kalıyor.

2011 yılında Suriye sürecinin başlangıcında Suriye Kürt gerçekliğine evrensel demokratik ve özgürlükler temelinde yaklaşılmış olsaydı bugün Suriye'de yaşanmakta olanlar yaşanmayacaktı. Sürecin başında bölgemizin statükocu tekçi sistemlerinin farklılıkların özgürlük ve demokratik taleplerini engellenme çabası bugünleri oluşturdu ve farklılıkların sesini kısmak istenmesi, oluşturulması hedeflenen statüko içinde eritilmek istendiği için bugünlere gelindi.

Statükocuların hedeflediğinin aksine Demokratik bir Suriye'de özerk Kürdistan veya Federal Suriye'de Kürdistan bölgesi adım adım gerçekleşmektedir. Çünkü görüldüğü kadarıyla bölge halkları bunu istiyor, bu doğrultuda kurumsallaşıyor, zorun araçlarına, kurgulanmış baskı ve saldırılara rağmen bunu geriye sarmanın mümkün olmadığı ortaya çıkıyor. Bunların tümü bütün boyutları ile görülmeli ve olgular bütünlüklü ele alınmalı, sürece evrensellik kazandırılmalı, statükocu ırkçı sistemler kaçınılmaz olarak evrensel değerler çerçevesinde kurumsallaşarak değişim ve dönüşüm hedeflemekten başka çıkış yolları aramamalıdır.

Statükocu katı ulusçu ırkçı sistem temsilcilerinin oluşturduğu bölünme korkusu gerçekçi değildir. Farklılıklar tekleştirilmeden de ülke aidiyeti güçlü kılınabilir. Farklılıklar bu ülkenin yurttaşlığını gururla sahiplenir ve bundan gurur duyarak devam ettirebilirler. Hiç kimse bundan kuşku duymamalı, koşullar ve şartlara bağlı olarak ötekileştirme, hiçleştirme, yok saymanın etkisi ile bu duygu azalır veya artar.

Aidiyetin özü budur ve halklar, toplumlar sistemin içinde kendilerini buldukça anılan ülkenin yurttaşlığına daha fazla sarılır ve bağlanırlar. Irak'ta federal sistem sürecinde görüldüğü gibi yaşayan Kürt realitesi canlı örneği orta yerde duruyor, federal hükümetin bölge hükümetinin bütçesini keserek halkları aç bırakma çabalarına rağmen bağlılık ve aidiyet sağlam temellere oturtulmuştur.

Kaldı ki tarihten bu yana Kürt halkı ile Türk halkı bir arada yaşamış, birbirine sadakatle bağlı olan halklardır. Daha önce de bu bağlamda temel haklar ve hukuksal değerlere bağlı çözüm perspektiflerini sunmaya çalıştım. Bilinmeli ki halkların özgürlük ve demokratik talepleri çözüm sürecinde geciken her gün sadece küresel güçler kazançlı çıkacaktır. Çünkü küresel güçlerin de bölge ve halklar üzerinde kapsamlı hesapları bulunabilir.

Bölgenin bugünkü durumu ortada, zayıf noktalar belirginleşmiş, sistemlerin zaafları, halkların meşru talepleri iç ve dış kamuoyu tarafından artı ve eksi yönden destek görüyor. Olgunlaşan sosyal ve siyasl olanaklar hesapları bulunan tarafların elini güçlendirmektedir. Bu süreçte halklar temel ve meşru haklarından, taleplerinden vazgeçmeyeceklerine göre özgürlük ve demokratik alanlar bir şekilde, halkların talepleri doğrultusunda değişim ve dönüşüme tabi tutulmalıdır.

Bu süreci sistemin kendisini çağımıza göre dönüştürerek sağlaması en doğru yol olarak herkesin önünde duruyor. Sorumluluk noktasındaki herkesin felsefe ve ideolojilerini saklı tutarak süreci halklar için halklarla birlikte ve barış içinde çözümleme iradesi ortaya koymalıdır.

Bu yazı toplam 2053 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    YASAL UYARI: Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Hakkarihabertv.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Hakkari Haber TV | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel :
Savaş TAŞ - 0.(544) 543 29 43
Yusuf TAŞ- 0.(545) 266 87 94 | Haber Scripti: CM Bilişim