• BIST 97.717
  • Altın 143,837
  • Dolar 3,5683
  • Euro 3,9936
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 3 °C

İki çınar bir kırgınlık

Adar Axin

Ne kötü, insanın geçmişini çok kısa bir zamanda unutuyor olması. Dahası hiçbir ders alamamış olması. Özünü, geçmişini merak edip araştırmaması tam bir felaket. Dedelerinin ne yaşadığını acılarını, sevinçlerini, hayatlarını bilmemek ne hazin.

Daha önceki yazılarımda da dile getirmiştim. Yaptığım iş dolayısıyla çok gezen ve alanlarında uzman, bilgili insanlarla konuşma ve kültür alışverişinde bulunma fırsatı kazanıyorum ki bu çok şey katıyor bana. Onlarla konuştukça kendimi buluyorum.

Kim olduğumu nereden nereye sürgün edildiğimi, akrabalarımı, milletimi daha iyi tanıyorum. Geçmişin bizim için ne kadar önemli olduğunu bilseniz oturur tarihinizi en başından yazarsınız. Geçmişi olmayan ülkelere bakın. Misal Amerika, çok büyük bir geçmişi bulunmuyor.

Kıtanın keşfinden sonra farklı ırktan insanların toplandığı kara parçası. Fakat şuan yaptıkları milyon dolarlık Hollywood filmleriyle bir tarih oluşturmaya çalışıyorlar. bu konuda ünlü düşünürlerin çok güzel sözleri var. Örneğin ünlü Romalı düşünür MarcusTulliusCicero, “tarih en büyük başöğretmendir.

Tarihini bilmeyen halklar çocuk kalırlar” demiş. Alman düşünür Johann Wolfgang von Goethe ise “bir insan 3 bin yıllık geçmişini bilmiyorsa günübirlik yaşıyor” demiş.

Yine ünlü İngiliz Arnold Joseph Toynbee de “bir millet için en büyük felaket, tarihlerinin düşmanları tarafından yazılmasıdır” demiş. Bütün bu sözler  Kürt halkına ne kadar da uyuyor farkında mısınız?

Yazıma bu hafta ilham veren iki insan oldu. Bunlardan biri hayatını Kürt halkının geçmişine, tarihine adayan İhsan Colemerg diğeri ise bölgede 1975, 1988 ve 1991tarihlerindeki olaylara fotoğraf makinasıyla tanıklık eden Enver Özkahraman.

ikisiyle de röportaj yapma fırsatı buldum.  İki insanda gördüğüm ortak bir acı var. İkisinin de yaşlarının ilerlemiş olmasının verdiği bir duygusallık ve gençlere derin bir kırgınlıkları vardı. Onların kırgınlıklarını sizlerle paylaşmadan önce şunu çok açık söylüyorum onların tek derdi başımıza gelenleri unutmamamız dahası ders almamız.

İlk röportajı Colemergi’yle yaptık. Evine vardığımızda müzede dolaşıyormuş gibi bir hisse kapıldım. Evin her tarafı tarih kokuyordu. Tam bir kültür mozaiğiyle karşılaştım.

Evdeki bütün parçalar tarihten fırlamışçasına karşımda duruyordu. İhsan hocamın dediğine göre çoğunu gezerken görmüş almış bir kısmı ise eş dosttan hediye. Her odada özel olarak düzenlenmiş duvarlar, maketler, heykeller, dinlere ait semboller...

Kısacası insanın tabiatını yansıtan her şey vardı. İhsan hocanın üzerinde ise kilim desenli bir kravat, ceketinde tarihi bir rozet, parmağında ise çok eski bir yüzük. Güler yüzüyle bizi karşıladı. Biraz sohbet ettikten sonra röportajımıza başladık. Urartular, Mitaniler, Persler derken günümüz Kürtlere kadar geldik.

O an mamostenin ağzından çıkan her söz başta beni sonra bütün Kürt gençlerini ilgilendiriyordu. Israrla söylediği şey tarihimizi öğrenmemizdi. Binlerce yıllık tarihimiz hakkında hiçbir şey bilmememiz daha doğrusu öğrenmek için hiçbir çaba sarf etmememiz onu çok derinden yaralamıştı.

Hele ki asimile olmaya doğru gitmemize ise çok ama çok öfkeliydi.  O anlattıkça  hayranlıkla dinledim. Fakat ne acı ki o hayranlıkla dinlediklerim bir masal ya da efsane değildi. Bizzat atalarımızın yaşadıklarıydı. Yani bizim geçmişimizdi yani bizdik.

Gelelim Enver Amcama. Amca dediysem bildiğiniz akrabalık bağı değil. Çünkü o herkesin amcası. Onu tanıyan herkes ona mesaj çeker “Enver amca benim babamın ya da annemin fotoğrafı var mı sende ?”İşte onun amca olması oradan geliyor.

Kendisiyle yaptığım röportajın en başında kendisi de dile getirdi. Biyolojik ya da fiziki olarak akrabalık hiç önemli değil. Hepimiz akrabayız ve ben herkesin amcasıyım. Enver amcanın kırgınlığına geçmeden önce onun hakkında biraz bilgi vermek istiyorum.

Enver amcayı herkes Hakkarili sanır ki bunu sanmakta da haklılar. Çünkü artık oda kendisini Hakkarili olarak hissediyor. Hakkari’de akrabaları olmuş herkesle dost ve ahbap olmuş. Köy İşlerinde memur olması da bu konuda çok etkili olmuş.

Köy köy dolaşıp o köydeki insanların hayatlarını, yaşam şekillerini fotoğraflarıyla ölümsüzleştirmiş. İşte o yüzden o herkesin amcası. Onu gören gençler kim olduklarını söylemeden “ Enver amca benim babamın ya da akrabalarımdan kimsenin resmi var mı sende” diye sormasıyla Özkahraman herkesin amcası olmuş.

Gelelim kırgınlığına. Enver amca başta da belirttiğim gibi bölgede yaşanmış olaylara tanıklık etmiş ve onları belgelerle bu güne kadar taşımış. Halepçe, Enfaller, sürgünler ve nice dramlara şahit olmuş. Anlatırken sık sık gözlerinden yaşlar aktı.

Hele Saddam’ın zulmünden kaçarak Kürdistan dağlarını aşıp Çukurca’ya gelen halkı anlattığında tüylerim diken diken oldu. İşte bütün bunlara kırılmıştı Enver amca. Bizim sanki o günleri yaşamadık gibi davranmamıza, görmememize kırılmıştı.

Çukurca’da kurulan kampta ellerinden kayıp giden hayatları anlattığında ne kadar da haklı olduğunu anlatıyordu. O kışın ortasında çamurun içinde doğum yapan kadını anlatınca inanın kendimi tutamadım bende ağladım. Bir alana toplanmış binlerce insana yardım edemediklerini, gözlerinin önünde öldüklerini anlatınca ellerimin bir süre sonra üşüdüğünü hissettim.

Çünkü devlet o insanlara yardım etmeyi suç sayıyordu. Peşmergelere yardım yataklıktan cezaevinin yolunu gösteriyorlardı. Ve bu devlet bu iğrenç politikasını bugünde Şengal, Kobanê kısacası bütün Kürt halkı üzerinde uyguluyor. İnanın bana Enver amca konuştukça o tarihte yaşamayı ve her türlü baskıya rağmen o insanlara yardım etmeyi istedim.

İşte iki ulu çınarın kırgınlıkları bunlar. Bizim iki gün öncesini hatırlamamamız. Babamızın, dedemizin kim olduğunu bilmememiz. Tarihimizin düşmanlarımız tarafından yazılması. Bütün bunlar zamanın gençlerine kırılmak için yeterli sebepler değil mi? Peki biz geçmişimizi bilmeden nereye gidiyoruz.

Sevgili gençler ben size sadece iki değerli insanın kırgınlıklarına kasıt oldum. İnanın bana sizde o yaşa geldiğinizde onların endişelerinin farkına varacaksınız.

Ama geç olmadan okuyup öğrenelim. Kendimizi vatanımızı, atamızı bayrağımızı bilmemiz gerek. Ha şunu da bütün samimiyetimle söylüyorum. Kürt gençleri anadan doğma sivri bir zekâya sahiptir.

Atalarımızın her sözü bir tarihi anlatır aslında " Dıjmînê Bava na be dostêlawâ"

Bu yazı toplam 4156 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 3
  • Facebook Yorumları 0
    YASAL UYARI: Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Hakkarihabertv.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Hakkari Haber TV | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel :
    Savaş TAŞ - 0.(546) 273 25 56
    Yusuf TAŞ- 0.(545) 266 87 94 | Haber Scripti: CM Bilişim