• BIST 108.489
  • Altın 151,356
  • Dolar 3,6718
  • Euro 4,3266
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 19 °C

İradesi elinden alınan halk ve gerçek yaşam

Çiya Berçelan

Türkiye'in kuramsal ideolojik sistemi Anayasasında açıkça tarif edildiği şekliyle ''Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.'' Suriye kuramsal devlet sisteminde '' vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesi Araptır'' İran kuramsal devlet sisteminde de benzer şekilde katı ulusalcı yasa ve anayasalarında kurallar konulmuştur. 
Irak'taki sistem 2003 yılına kadar vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesi Arap olarak tarif ederdi ve zorunlu bir kuramdı.

2003 yılında Irak'ın Irkçı diktatörlük sistemine karşı Amerika Birleşik Devletleri liderliğinde uluslar arası egemen güçlerin müdahalesi ile ortadan kaldırıldı. Diktaörlüğün yıkılışından sonra yine uluslar arası egemen güçlerin önerisi ve desteği ile Irak'ta yaşayan bütün farklı halkları ve farklı inançları doğal değerleri ile eşitlik temelinde kapsayan yeni ve çağdaş bir anayasaya kavuşturuldu.

Irak dışındaki bütün bölge devletleri sistemlerini katı ulusalcı ırkçı karakterlerini aynı katılıkta ve kararlılıkta devam ettiriyor, arkasında duruyor ve bağlıdırlar. 
Irak federal devletini kurumsallaştıran, tarif eden çağdaş bir anayasaya kavuştuktan sonra Kürt halkı bölgesinde, güney Kürdistan'da iktidarını kurabilmiştir. Kürt bölgesi dışında kalan ve farklı halkların, farklı kültürlerin yaşadığı bölgelerde ise eski rejimden kalma yönetme alışkanlıkları ve ideolojik zihniyetle baskı yapılmaya devam ediliyor. Kürt bölgesine de benzer şekilde farklılıklarını özgürce yaşama iradelerine baskılar yönelmiş, fakat Kürt halkı geçmişte yaşadığı deneyimleri gözönüne alarak savunma ve güvenlik kurumları oluşturmuş ve o kurumlar sayesinde geliştirilen zora dayalı militarist baskılardan korunabilmiştir. 

Irak evrensel demokratik değerlere göre düzenlenmiş federal sistemi şekillendiren yeni anayasaya rağmen halen Arap katı ulusalcı/Irkçı ideolojik zihniyetten kurtulamamıştır. Kaldı ki diğer bölge devletlerin tekçi ideolojik anayasa, yasa, kurum ve kuramları sayesinde bundan çıkar devşiren egemen ulus tarafından şiddetle benimsenmiş görünüyor. Egemen uluslar genel çıkarlarını ideolojik ve tekçi bir sistemde gördükleri gözönüne alındığında katı ulusalcı/ırkçı zihniyetini kısa dönem içinde değiştirmesi neredeyse imkansızdır. Bugün çağdaş bir Anayasaya kavuşsa bile onlarca yıl sürebilecek çağdaş ve evrensel değerlere dayalı uzun vadeli eğitimlerle dahi egemen ulus zihniyeti esnetilemez.

Suriye halkları son üç yıldan beri mevcut katı ulusalcı/ırkçı sisteme karşı büyük bir mücadele yürütüyor. Mevcut katı ulusalcı/ırkçı ve Suriye'yi Arap devleti olarak tarif eden tekçi sisteme karşı mücadele eden farklı çevreler içinden kendisini Arap olarak görenlerin, tanımlayanların bugün bile büyük bir kısmı başta Kürt halkı olmak üzere son zamanlara kadar farklı halkları doğal değerleriyle kabul etmemişlerdir. Farklı halkların bir arada yaşadığı ve normal koşullarda özerk, otonom veya federal çağdaş bir sistem mücadelesi olması gereken masalarına dahi koyamadılar. Arap kökenli muhalefet Suriye'yi yine Arap devleti olarak tarif etmeye devam ediyor ve farklılıkların eşit haklar ekseninde buluşmasına karşı çıkmaktadır.

Bu da açıkça gösteriyor ki bölgenin egemen ulusların tamamı genel çıkarlarını mevcut katı ulusalcı ideolojik sistemlerde görüyor ve genel anlamda aynı sınırlar içinde bir arada yaşadığı farklı halkların eşitlik temelinde, özgürce doğal değerleri ile kendisini yönetebileceği demokratik ulus sistemine karşıdır.
Tek başına demokratik ulus mücadelesi verdiğini söyleyen bir kısım Kürtlerin bu koşullarda bölgede başarı şansı olabilir mi?

Bölgede devleti olan, bölgede egemen olan, Kürt coğrafyasını aralarında paylaşan, Kürt halkını doğal haklarından mahrum bırakmak için her koşulda ortaklaşan bölge devletleri egemen ulusları demokratik ulus sistemine karşıdır. Bölgede devlet olup elinde gücü bulunduran, toplayan egemen ulusa rağmen, bunları ve sistemlerini kendi kısıtlı imkanları ile değiştirip demokratik ulus inşa edeceğini iddia etmek gerçekçi olabilir mi? 

Kısaca Kürt halkının doğal ulusal değerlerini, mevcut halklarla eşitliği esas alan özerk, otonom veya federal bir sistemde bir arada veya bağımsız yaşayabileceği bir paradigma mücadelesi daha gerçekçi değil mi? 

Mevcut katı ulusalcı sistemlerin demokratik ulus sistemine dönüştürülüp değiştirebileceği sadece iddia edilebilir, gerçek ise ancak egemen ulus isterse ve karşısında mücadele ederse mevcut katı ulusalcı sistemlerin değişmesi mümkün olabilir ve gerçekçidir. Egemen ulus istemediği ve karşısında mücadele etmediği sürece mevcut katı ulus sistemlerini Hiçbir gücün değiştiremeyeceği anlaşılmalı ve bilince çıkartılmalıdır. Türkler istemediği sürece Türkiye'deki mevcut katı ulusalcı sistem değişmeyecek, Arap halkı istemediği sürece Suriye veya Irak katı ulusalcı sistem değişmeyecek ve Fars halkı istemediği sürece de İran'ın mevcut katı ulusalcı sistemi değişmeyecektir.

Farsların yerine, Arapların yerine, Türklerin yerine rol üstlenip onların egemen oldukları sistemi değiştirmeye kalkışmak, böyle bir misyonu Kürt halkının omuzlarına yüklemek mazlum halkın boyunu aştığı gibi mazlum halkın üzerine vazife de değildir. 
Demokratik ulus teorisi yazılabilir, çizilebilir, dünyanın bütün halkları ile paylaşılabilir, nitekim yazılmış, çizilmiş de,inandırıcı olmaya da çalışılabilir, yayımlanabilir ve yaygınlaştırılabilir. Bu başka bir şey, bu paradigmayı egemen uluslar adına, bu ulusların bunca zaman çıkar devşirdiği katı ulusalcı sistemlerini değiştirme misyonunu mazlum ve düşürülmüş Kürt halkı yüklenir, sömürge bile olmayan Kürt halkının sırtına bindirmeye kalkışılırsa vebalinin altından kimseler kalkamaz.

Teorisi yazılmış, yaygınlaştırılmış, yayımı yapıldıktan sonra demokratik ulus paradigmasını benimseyen bütün egemen ulus ve halklar katı ulusalcı sistemlerin yerine demokratik ulus paradigması idame edebilirler. Bunun için egemen ulusların önünde ne kimse engeldir ne de karşı çıkmaktadır. Doğal olan, makul olan, gerçekçi olan egemen ulusların, halkların sorumluluklarını mazlum düşürülmüş bir halkın umuzlarına, sırtına yüklenmemesidir.

Bugün yaşanmakta olan, savunulan, Kürt halkının önüne konulmaya çalışılanlar hayatın gerçekleri ile örtüşmemektedir. Kürt halkı özgürlük ve demokrasi mücadelesine esas alması gereken; dünyadaki her halkın sahip olduğu temel haklara sahip olmasıdır. Kürt halkı özerklik, otonom, federal veya bağımsızlık talep edebilir. Bu talepler evrensel hukuktan kaynaklanan en doğal ve meşru hakkıdır. Kuracağı özerk, otonom, federal veya bağımsız sistemde, kendi içinde de halkın onayı olduktan sonra demokratik ulus paradigmasını esas alabilir. Doğal, doğru ve gerçekçi olan husus bunun böyle olması değil mi?

Öncelikle tartışma küçük bir üniteye indirgenirse; henüz kendi evine bile sahip değilken, mevcut durumuyla ihtiyaçlarını karşılayacak imkanlara sahip değilken, kendi evini başkası idare ediyorsa, iradesini elinden almış ve olmayan imkalara rağmen elinde her türlü gücü toplamış komşusunun evinin düzenine kalkışırsa, hedeflerse adama ne derler?

Kürt halkı henüz evini yönetemiyor, evini yönetme iradesi elinden alınmış, o iradeyi başka güçler kullanıyor. Doğal olarak kendi iradesi ile evini düzene sokamıyor, evinin düzenini başka güçler kendi adına kullanıyor. Evin sahibi olan Kürde evi ve evinin düzeni hakkında söz hakkı bile verilmemiş, gerçekte henüz kendisine bile hayrı, faydası yoksa komşusunun evini düzene sokmaya kalkışmanın inandırıcılığı teoriden öteye geçemez. Kendi evine henüz sahip değil, idaresi başkasında iken komşusunun evini düzene sokamaya kalkışmak, idaresi kendisinde olmayan evine ve komşusunun evine yeni bir sistem kuracağını, komşusuna rağmen bunu yapmaya kalkışan kişiler, gruplar, kurumların ütopya ve hayalleriyle bir halkın geleceği üzerinde oynanmamalıdır.

Bu bağlamda tasarlanan teori iyi işlenmiş, özellikle mazlum, düşürülmüş toplumu kapsama kapasitesi çok iyi hesaplanmış, ikna gücü yüksek bir ütopya da olabilir. Bu da özellikle Kürt halkı için taraslanmış, belirtilenmiş de olabilir. Ülkesi dört parçaya bölünmüş, üç egemen ulusun yoğun asimilasyon uygulamaları altında, yakın tarih boyunca iradesi ve geleceği üzerinde çok boyutlu oyunlar ve etrikalar geliştirilmiş, zora dayalı imha operasyonları altında can çekişir duruma getirildiği gerçekliği ortada duruyor. Mazlum ve iradesi elinden alınmış bu halkın öncelikle özgürlüğünü ve iradesini eline alması doğal hakkı ve gerekiyor.

Bugün Kürt halkının karşı karşıya kaldığı en büyük sorun öncelikle dünyadaki her halkın sahip olduğu haklara sahip olma mücadelesine sarılmasıdır. Her halk gibi ülkesinde irade ve iktidar sahibi olması, daha sonra ülkesinin sistemi hakkında halkın genel olarak onay vereceği bir sistemin inşasını projelendirmesidir. Dünyadaki mevcut sistemlerden farklı da olabilir, halkın onayı olduktan sonra ortada global sistem ile uyumlu bir sorun dışında sorun da kalmayabilir.

Kaldı ki iradesi elinden alınmış mazlum bir halkın durumunu bilimsel olarak açıklamak gerekirse; a) Zayıf, kuvvetsiz, mecalsiz, takatsiz b) Hafif, dayanıksız c) Metanetsiz d) Sebatsız e) Akılsız, şaşkın f) Eksik g) Hükümsüz h) Kuvvetsiz, zayıf, cansız, cılız, güçsüz, aciz, dayanıksız, halsiz, iradesiz, hafif, silik, sulu ı) Yapılması istenmediği hâlde yapılan (davranış), irade dışı, gayri iradi. i) Yapılması istendiği halde yapılamayan (davranış) gibi terimlerle açıklanabilir. Bu durum bireyler için olduğundan daha fazla toplumlar ve halklar için de geçerlidir.

Mevcut koşullar gözönüne alındığında devleti olmayan bu halkın özerk, otonom veya federal bir sistem içinde bölgesinde irade ve iktidar sahibi olması mümkündür. Ayrıca belirtilmeli ki irade ve iktidar sahibi olmadan özgür de olunamaz, halklar için özgürlüğün anlamını bulması için bağımsız veya özerk, otonom ve federal sistemle yönetim sahibi olmasıdır, bunlar yoksa sadece sözde özgür olarak tarihe geçecektir.

Kürt halkının içinde bulunduğu şartlar ve koşullar gereği dostu az, düşmanı çok olan bir halktır. Global dünyada genel olarak devletler arası ilişkiler karşılıklı çıkara dayalı yürütülüyor. Kürt halkının coğrafyasında sahip olduğu bütün olanakları egemen bölge güçleri kullandığı için global ilişkilerde de sadece bölgenin egemen devletlerin menfaatine kullanılıyor. İradeyi de iktidarı de bu egemen güçler kullanıyor, iç ve uluslar arası ilişkilerde onların çıkarını temsil ediyor. Küçük bir örnek olarak da güney Kürdistan iradesi ve iktidarı global gerçekliği görerek kaynaklarına kendileri hükmetme mücadelesi vererek kazadı. Coğrafyasındaki kaynakların egemenliği merkezi idareye bırakılmış olsaydı kendilerinin irade ve iktidarı şekilcilikten öteye geçemezdi.

Bütün dünya halkları için geçerli ve egemen sistemin genel karakteri, güçlü olma, hükümet etme, irade sahibi gibi değerler üzerine inşa edilmiştir. Kürtlerin bir bölge dışında coğrafyasında içinde bulunduğu durumun gözler önüne serilmesi ve ortaya çıkarılması gerçeği ile yüzleşmeleri gerekiyor.

Birçok bölgesel egemen gücün Kürt kurumlarının irade ve iktidarını mümkün olduğunca zayıf düşürme çabası, hedefi olduğu biliniyor. Bunun için belli merkezlerden yine Kürt kurumları üzerinden farklı proje ve senaryoları güçlü yayınlarla halka ulaştırılıyor, hergün her saat halkı bu projeksiyon altında bırakıyor, beynini ve algısını kendi çıkarları doğrultusunda yönetmeyi hedefliyor. Öyle ki halkın kendisi için iyi veya kötü sistemin hangisi olduğunu ayırt etmeyecek şekilde basın ve yayınlarıyla karartarak perdelemeye çalışıyor. Kürt halkı için de karanlıkları aydınlığa taşıyacak ışık, her halk gibi bağımsız veya özerk, otonom ve federal sisyemle irade ve iktidarı hedeflemesinden geçmektedir.

Bu yazı toplam 1123 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    YASAL UYARI: Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Hakkarihabertv.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Hakkari Haber TV | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel :
Savaş TAŞ - 0.(544) 543 29 43
Yusuf TAŞ- 0.(545) 266 87 94 | Haber Scripti: CM Bilişim