" />
  • BIST 107.324
  • Altın 143,294
  • Dolar 3,5602
  • Euro 4,1499
  • İstanbul 27 °C
  • Ankara 25 °C

Kadın öyküleri cezaevi

Hamdiye Çiftçi Öksüz

Kadın öyküleriyle cezaevi: Anılarla cezaevi, Fotoğraflarla cezaevi: Bu arada bir çok kadın öyküsüyle karşılaştım.Onları dilimin döndüğünce yazmak istedim.Amacım gördüklerimi olduğu gibi yansıtmak,orada yazılacak o kadar çok şey var ki anlatılmaz.Şimdi ülkemizde acıyla yoğrulmuş mekana bile girip,görme,inceleme yaşama fırsatını yazıp sizinle de paylaşmak istedim.

Şimdi cezaevinde ilk gözaltına alındığım günden bu yana,dikkatimi çeken cezaevi gerçekliğini dallanıp budaklandırmadan sade bir dille herkesin anlayabileceği şekilde kadın öykü ve anılarını sizinle paylaşmak istedim.Ve burada anladım ki Hayat tam bitti dediğin yerden başlıyormuş. Burada bitti sanırız her şeyin.

Ama yeni bir başlangıçmış her şeye. Bir çok  gazeteci,yazar, oyuncu farklı çalışmalar yapabilmek ve onu gerçekmiş gibi göstermek için olmadık heyecanlara yelken açıyorlardı.Evet şimdi anın,hüznün, heyecanın tam içindeyim.Hem de tutuklu bir gazeteci, olarak, yazsam yasak, yazmasam ayıp olur.Çoğu zaman boynu bükük cümlelerle benim bile yazmakta zorlandığım öyküler…

….. Evet  şimdi cezaevindeydim herkesin aklına kötü gelen ve içinde bulunan tutsaklara acıyla bakılan ve “Allah Kurtarsın” dedikleri kapalı cezaevinde. Okuduğum bir kitap geliyor aklıma Mehmet Uzunun “Sen” isimli kitabı, tek başına hücrede olan bir öğrenciyi anlatıyor. Orada “Cezaevi nazlı bir kız gibidir Onu süslediğin zaman, Ona baktığın, Onu sevdiğin zaman ancak onu anlayabilir, ona yaklaşabilirsin, Cezaevinin soğuk ve yalnız dünyasında seni ileri taşıyabilecek bazı konularda uzmanlaşmanı sağlayacak bir yuva kurabilirsin” diye yazılmıştı.

Şimdi bir bir geliyor aklıma. Bende bu sözlerden yola çıkarak umudumla yola koyuldum. İyi olmalıyım cezaevinde de yapılacak çok şey vardı. Karanlık bir dünya değil aksine aydınlık bir güneş gibi…

Evet yazmalıyım biraz bunca şeyin bunca acıların içinde sessiz kalıp uyumamalıyım. Cezaevi deyip kendimi boşlamamalıyım. Aksine çalışmalıyım ben bir gazeteciyim. Sevdiklerim ziyaretime gelince bana hatırlatırlar mesleğimi. Oysa ben zaman zaman yazarların olumsuz bakış açılarından etkilenebiliyordum. Yazmalıyım bir dışarıdaki sevdiklerimin benden yazmamı  istediler. “Hamdiye Senden Bir Kitap Bekliyoruz Artık.” Söylemesi kolay tabi. Kim bilebilir ki burada yaşananları. Burası dünyanın  görünmeyen yanı. Kimse buradaki insanları görmüyor herkes unutmuş olmalı. Ama ben bütün bunları yazmalıyım.

Kadın üzerinden Kürt halkına, Kürt kadınına yaşatılan acıları yazmalıyım. Herkes görmeli bize yaşatılanları, kirli politikaları, kimse masum değil. Halkımız üzerinde her türlü kirli oyunlar oynanıyordu. Bunu burada yaşarken öğrendim.     

1 KADIN KOĞUŞUNDA BİR GÜVERCİN

Hakkari kapalı cezaevi kadın koğuşuna bir sabah ansızım bir güvercin yolunu kaybederek girdi. Güvercinin kalbi küt küt atıyordu. Sabahın sessizliğini yolunu kaybedip kadın koğuşunda çaresizce çırpınan güvercin bozdu. Bir o cama bir diğer camdan tel örgüler, demir parmaklıklar arasında çıkmak istiyordu. Çırpındıkça bir bir tüyleri uçuşuyor, yıpranıyordu. Ben özgür bir güvercinim benim demir parmaklıkla arsında ne işim var ki, dercesine şaşkınlıklar içerisinde bir yol arıyordu.

Güvercinin düştüğü yer aslında hücre olan ama kadın tutukluların gelmesi üzerine idare tarafından koğuş yapılan bir hücreydi. İçerisinde 5 ranza 10 yatak vardı. Küçük bir koridor içinde birkaç sandalye, demir pas renginde dolaplar, Pas ve Kir içinde kaybolmuş,3 pencere ve demir pas renkli üzerinde koca bir kilit  duvarda 3 kuran asılıydı. Diğer tarafta ise küçük bir mutfak içinde bir lavabo üzerinde tahtadan yapılmış yer yer çürümüş küçük bir dolapta mahkum sayısınca  tabak, bardak bir semaver ve başı olmayan bir meyve bıçağı vardı.

Mutfağın diğer tarafında ise kir içinde kaybolmuş banyo ve tuvalet vardı.Öylesine karanlık ve nefes alınmaz bir yer diki  güvercin kendisini oraya düşen bütün tutsak kadınlar gibi ani bir cehennemin ortasında hissetti.Bütün bu çırpınmaları bundandı zaten.Bu kadın koğuşu cehennemin ta kendisiydi.

Küçük ürkek güvercin koğuşun o ucundan diğer ucuna uçup duruyordu.Camları,demir parmaklıkları hızlı sert uçuşlarıyla delip geçmeye çalışıyordu.Duvardan cama sert çarpıp,çırpınıyordu. Çırpınışları o kadar sertti ki nefesi daralıyordu adeta.Çaresizliğin verdiği son çırpınışları o kadar sert ve gürültülüydü ki koğuşta bulunan 7 mahkum kadın güvercinin sesiyle uyandı. Ne kadar masum ve çaresizdi.Bütün mahkum kadınlar gibi …Şimdi her gün kadınlara nispet olsun diye avluda özgürce kanatlarını açıp uçan,o avludan diğerine uçuş yapan ve ‘bakın ben özgürüm’ diyen karma renkli güvercin şimdi kadın koğuşundaydı.

Onunda kaderi koğuştaki kadınlarla aynıydı. Şaşkın bakışlar içinde saatlerce çırpınan güvercin demir parmaklıklara çarpıp kanatlarını çok fazla zorlaması sonucu kanatlarında tüy kalmamış daracık koğuşun koridoru tüyleriyle kaplanmıştı. Yer yer dökülen tüylerde kanda vardı. Kimse kılını bile kıpırdatmıyordu. Herkes ölüm uykusundan uyanmış gibi birazdan cehennem azabı başlayacakmışçasına durgun ve heyecansızdı. Onun kurtulması için kimse bir çabaya girmiyordu. Uzun bir süre sonra dört duvar arasında kendilerinin dışında bir canlı görmek hoşlarına gitmişti.Eğer kendileri özgür olamayacaksa güvercinde özgür olmamalıydı.Umutları bitmişti.Hayatın bittiği ve dünya üzerinde yapılan günahların cezasıydı adeta kadın koğuşu.

Uzun ve zorlu bir mücadelenin ardından henüz ranzalarından çıkmayan kadın mahkumların şaşkın ve umutsuz bakışları arasında kanatlarını son bir defa açan güvercin sert bir uçuşla demir parmaklıkların arasında kanatlarını açarak acılar içinde özgürlüğe açılan yolda gözlerden kayboldu. O yine eski hayatına döndü ama kadın mahkumlar aylarca, yıllarca olduğu gibi yine demir parmaklıklar arasında kaldılar.

…….. Yaklaşık 32 yıldır süren çatışmalı ortamdan dolayı Bölgede yaşayan Kürt halkına her türlü uygulamayı göstermişlerdi. Bir yandan sınır ötesi operasyonlar, öte yandan psikolojik savaş. Bölge illerinde bin bir türlü oyun oynayarak Kürt halkını, kadınlarını, gençlerini kültürlerinden yoksun bırakarak kendi kültürlerini yaratmaya çalışıyorlardı. Kürtler kadim tarih boyunca kültürlerine, dinlerine, dillerine inanılmaz bağlı bir halktır, Bu tarih boyunca bilinir.

Mücadeleye gelince dünyada Kürtler üzerinde devrimci, azimli insan yoktur. Herkes bunu böyle bilir, böyle yazar, böyle okur. Bunu devleti yöneten siyasetçilerde çok iyi biliyor. Son yaşananlardan öyle anlaşılıyor ki Kürtler üzerinde inanılmaz bir çalışma yapılmış ve çalışmalar devam etmekte. Devlet yaptığı Kürt Açılımı yüzünden tepeden tırnağa Kürt kültürünü değerlerini araştırmıştı. Ve araştırmaların ardından diğer diğer dünya ülkelerin desteklerini alarak böyle her alanda soykırım uygulamalarına başlamış vaziyette. Kürtler ya bitecek ya da yola gelecek.

30  yıllık çatışmalı sürecin ardında dünya ülkelerine verilen karar bundan ötede bir şey değil. Yapılan ulusal görüşme ve yoğun diplomatik görüşmelerin ardından Kürtlere yönelik imha ve inkar politikaları arttı. Bölge halkı da Kürt özgürlük mücadelesinden uzaklaştırılacak her türlü faaliyet başlatıldı. Özellikle Kürtlerin en ince noktaları öğrenilerek bitirmeye ve ilgi alanları farklı yerlere çekilmeye başlandı.

Bölgede süren müthiş psikolojik savaşın, operasyonların yanı sıra bölgede Fethullah Gülen cemaatini devlet eliyle güçlendirmek, fuhuş çalışmaları, uyuşturucu, kaçakçılık, gasp ve akıla gelebilecek her türlü kötü ve toplum dışı olan uygulamalar Kürt halkına reva görüldü.Bu tür olumsuz uygulamalarla gençler ve Kürt halkı Kürt özgürlük mücadelesinden uzaklaştırılmak istendi.

Kadın koğuşunda bulunan kadınların hemen hepsi yapılan uygulamalar yüzünden saf temiz duygularıyla özgürlükleri ellerinden alınmıştı.Kimisi fuhuştan yatıyordu,kimi insan kaçakçılığı,kimi uyuşturucu,kimi siyasi kimisi de adam öldürmekten yargılanıyordu.Bu koğuşta ayrı ayrı suçlardan yargılanan kadınlara ev sahipliği yapıyordu.Suçları ayrı ama kaderleri aynıydı….

 2 Fuhuş cenneti ve piçom

Henüz 17 sini tamamlayıp 18’ine gün almış olan ‘M’yolunu kaybetmiş güvercin gibi hayallerinin peşinden gitmiş ve kendisini cezaevinde kirli bir oyunun içinde bulmuştu….

4-PİÇO YA HAMİLEYDİ

M. yaklaşık 3 aydır adet olmuyordu. Ne olduğunu bile anlamamıştı. Tutuklandığı gün hastaneye götürüldüğü gün  onun 4 aylık hamile olduğu söylenmişti. M. her ne kadar sevdiği kişiden hamile olduğunu söylese de aslında kimden hamile olduğunu bilmiyordu. Tutuklandığında bir anda toz pembe olan hayatı  kapkara bir çarşaf  olarak üzerine örtülmüştü…….

5-FUHUŞ VE AİLE BAĞLANTILARI…….

6-KADIN VE İNSAN KAÇAKÇILIĞI

Dışarıdayken   sürekli haberini yaptığımız ve özellikle son süreçte yoğunluğu gittikçe artan insan kaçakçılığı kadın üzerinde yapılarak hem bölge kadınları üzerinden yapılıyor hem de bölge halkına zarar veriliyordu. Yüksekova sınırında İran da , Irak da kadınlar getirilerek bölgede inanılmaz bir şekilde fuhuş yaptırılıyordu. Aynı bölge üzerinde uyuşturucu ve benzeri faaliyetler yapılmaya devam ediliyordu……

7-KADIN ÜZERİNE UYUŞTURUCU KAÇAKÇILIĞI

Yaşanan kirli savaşın en büyük bedelini her zaman olduğu gibi kadın ve çocuklar ödemeye devam ediyor. Bölgede yoğun süren çatışmalar beraberinde köy boşaltmalarını,göçleri ve yoksulluğu da getiriyordu.İşsizliğin en ağır şekilde kendisini gösterdiği Kürdistan da her gün yeni göç dalgaları yaşanıyor ve çok sayıda aile dağılıyordu.İmkanı olan gidip büyük şehirlere yerleşiyordu.İmkanı olmayanda olduğu yerde kalıp sistemin kendisine sunduğu kirli yaşam nasibini alıyordu.

İşsizliğin olduğu yerde,insan kendi imkanları dahilinde acılığına,yoksulluğuna  çözüm üretmeye başlıyor.Bu durumu en iyi sınır ilçelerinde görmek mümkündür.Bölgede en fazla yaşanan ilçeler kuşkusuz Hakkari’nin Yüksekova ve Van’ın Başkale ilçeleridir.Yüksekova da sürekli olarak haberlerde gördüğümüz kadarıyla , yeni köprü arama noktasında şu kadar,şu kadar eroin uyuşturucu falan yakalandı deniliyor.Bu hep böyle sürdü.Özellikle son süreçte uyuşturucu pazarlığı kadın üzerinden yapılmaya başlanmıştı.Her zaman pastadan büyük pay alan kişiler sistem tarafından korunuyor,en küçük payı alan ve kullanılan kişilerde yem olarak kullanılıyor.6 çocuk annesi Maziyet ve 2 çocuk annesi Garibe , uyuşturucu pazarlığı yapılırken tutuklanmışlardı….

8-BİR ANLIK ZEVK İÇİN KAYBOLAN UMUTLAR

Tecavüz sonucu hamile kalan sıla  çocuğunun ölmesi üzerine cezaevine atılıyor 25 yıla mahkum oluyor.

10-KELEPÇELİ İLK YOLCULUĞUM

Nihayet haftalar sonra bir sabah ansızım, gardiyanlar saat 6 da ringin hazır olduğunu ve 10 dakika içinde hazırlanmamızı istediler.Pınarı Mardin’e ,Beni ve Yaralı gerilayı Bitlis’e götüreceklerdi.Bizi neyin beklediğini bilmiyorduk.Daha önce ailelerimize haber verdikleri için bu defa ne zaman gideceğimiz cezaevi idaresi bile bilmiyordu.Bu karar askeriye tarafından verilmişti.

Aniden sesiz sedasız götüreceklerdi.Günler gitmeyi bekliyorduk götürmemişlerdi.Bizlerde topladığımız eşyalarımızı açmıştık. Bu defa hazırlanmamız için bize 10 dakika verilmişti. Şafağında koşuşturmaya başladık.Hakkari’ den ayrılmak bana ölümden beter geliyordu.Hele böylesi esaret altında gitmek canımdan can alıyordu.

11-BİTLİSİN ÖZGÜRLÜK ALANI ZİNDANLAR

12-KADIN VE ÇOCUK CİNAYETLERİ

Bölgede sürekli namus cinayetleri adı altında kadın ölüm haberlerini duyuyoruz. Genellikle yapılan cinayetlere intihar süsü verilerek üstü kapatılıyor.İnsan cezaevine girince bir çok şeyin aslında bize yansıtıldığından çok daha farklı olduğunu görebiliyor.Cezaevi her şeyin bütün gerçekliyle ortaya konulan sade bir yerdi. Söz konusu kadın koğuşu olunca haliyle bütün cezaevlerinde kadın öykülerine tanıklık edebilmek mümkündü. Şimdiki öykünün kahramanı kadın üzerindeki acıların farklı şekilde yaşandığı Van M tipi cezaevinde bir kahramanı tanıtacağım sizlere.

13-MEDİNE MEMİ

Medine Memi günlerce basında Erkeklerle konuştu diye babası ve dedesi tarafından diri diri toprağa gömülen çocuk diye yayınlanmıştı.İddiaya göre Medine namus yüzünden gömülmüştü.Basında çıkan haberlere göre Babası neden erkeklerle konuşuyorsun diye sinirlenmiş ve evin yanındaki kahırlarının önünde diri diri toprağa gömülmüştü.Basın böyle yayınlamıştı.Ama yapılan bir araştırmaya göre aslında olayın hiçte böyle olmadığı iddia ediliyor.Yapılan araştırmaya göre;

14-2 YAŞINDAKİ TUTUKLU = ARGEŞ( GÜRATEŞ)

Dört duvar,dört kudurmuş duvar…

İnsana umutta verir ,karanlıkta…Biz bile cezaevini kaldıramazken Başbakanın daha önce söylediği bir sözü hatırlatarak başlamak istiyorum. ‘Kadında  olsa çocukta olsa...

15- 17 YIL CEZAEVİ SERÜVENİ VE DEVAMI

 Duvarın dili yoktu. Ne yaşananlar anlatmaya, nede yaşatılanları su yüzüne çıkarmaya,her karşılaştığım öykü bir öncekinden daha dikkat çekici ve tüyler ürpertici.Bu benim ne izlediğim bir film nede dramatik bir kitaptı.Acının,yaşantının tam kalbiydi.Bu mekanda o kadar çok şey var ki hangisine öncelik vermeliydim,hangisini yazmalıydım diye düşünürken çoğu zaman bocaladığımı ve kendimi bir gazeteciden çok onlardan biri görerek, devletin demokrasi sorunun bir parçası,bir mağduru olarak görüyordum.Siz hiç  beyninizin durduğunu ,yaşamın taş duvarlar gibi anlamsız olduğunu düşündünüz mü?Her geçen gün biten bir umut olabiliyordu.

Ömrümüzden gün geçmesini istemiyorduk ama bu kahrolası bekleyiş,bitsin.Ve ömrümüzden bu zindan faslımız bitsin,geçsin istiyorduk,her  ne kadar bu günler bütün ömrümüzü etkileyeceğini  bilmemize rağmen.

16-ZEYNEP ANANIN ZİNDAN ÖYKÜSÜ

Bölgede kadın olmak çok zordu.Hele anne olmak hiçte sanıldığı kadar kolay değildi.Dışarıda sürekli barış özlemlerini yenileyen anneleri çok görmüştüm.Şehit cenazelerinin tabutları üzerinde, ağlayan,polis tarafından sürüklenen kadınları,coplanmasına rağmen çocuğunu bırakmayan anneleri gördüm.Öldüğünü öğrendiği   halde bir gün oğlunun geleceğini hayal eden anneleri gördüm.3 çocuğu ve eşinin cenazesinde olan anneler gördüm.Ama cezaevine giren yaşlı bir anayı ilk defa görüyordum.Onu  görmek bile yüreğimi parçalamaya yetti.

17-YOKTAN BÜYÜK BİR VAROLUŞ YARATAN RUKEN YETİŞKİN

Zindan’da yeni öykülerle yeniden anlam vermeye çalışıyordum yaşama. Burada bütün kadınların kaderi aynı çizilmişti; ama bazıları boyun eğmeyi seçerken ,diğerleri ise direnmeye seçmişlerdi.Boyun eğenler yürekte acı bir tablo çizerken, direnenler onurlandırılıyor .Saygı duymayı kabul ediyorlardı. Bu zindanda yazılacak çok şey vardı ama ne yazık ki, kendin olmaktan çıkamayıp taş duvarların esiri olabiliyorsun. Öylesi dönemlerde sadece zaman geçsin istersin, mevsimler, aylar, yıllar birbirini kovalıyordu.

Yazmalıyım,bu zindanın yüreklere çizdikleri acıları su yüzüne çıkaracak bozuk bile olsa satırları dizip tarihe ışık tutmak istiyordum. Bunun için 2010 projem olan ama zindan etkisinden dolayı sürekli ertelediğim bir çalışmada Yüksekova belediye başkanı RUKEN YETİŞKİN'le görüşüp kısa bile olsa yaşantısını kaleme almaktı. Benim için bir fırsattı aynı mekanı paylaşıyorduk. Daha önce onunla röportaj yapmıştım hem günlük gazetesinden yayınlanmış hem de Almanya ve ABD'de yayınlanıp ilgi görmüştü.

Şu anda bu kadar çok kadınla bir arada olmak bir gazeteci için büyük bir fırsattı. Değerlendirmeliyim. Ruken yetişkin Hakkari gibi feodal zihniyetli bir ilde belediye başkanı olmak kolay…

18-ZİNDAN ÇOCUKLARI

 Kadın koğuşumuza yeni bir güvencin düşmüştü.Ama bu defaki çok küçük ve nadide bir gül gibiydi.zindan  çocuğu olmak zordu.Zindanda büyümek.Tamda yaşamı  anlamlandırmaya çalışırken cezaevine düşmek kolay değildi.

Şimal(3), Argeş (4),Kibela(4),Emir(2) ve daha adını bilemediğim yüzlerce ,binlerce Kürt çocuğu zindanlarda büyüyor ve maalesef bunlar ne ilk ne de son zindan çocukları olacak.

19-İRANDAN BAŞLAYIP TÜRKİYE ZİNDANLARINDA BİTEN  NUJİYANIN ÖYKÜSÜ

Eylül ayları, bazen yeniden bağlar insanı hayatta,umut verir,bazen de yıkar gider hesapsızca ihaneti kollarında taşır.Zindan da her gün yeni hikayelerin,yeni kahramanlarıyla tanışıyorduk.Yazarak yaşananları anlatabilir miyim diye çok düşündüm.Biliyorum yaşanan bunca şeyin anlam gereği anlatmak mümkün olmayacak ama en azından var olduğunu bilmek için yazmak istedim.Mekanımız her gün yeni kişilere ev sahipliği yapıyordu. Ardından cezaevi anıları ve fotoğrafları

Bu yazı toplam 17720 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 3
  • Facebook Yorumları 0
    YASAL UYARI: Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Hakkarihabertv.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Hakkari Haber TV | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel :
    Savaş TAŞ - 0.(546) 273 25 56
    Yusuf TAŞ- 0.(545) 266 87 94 | Haber Scripti: CM Bilişim