" />
  • BIST 107.206
  • Altın 143,369
  • Dolar 3,5533
  • Euro 4,1312
  • İstanbul 27 °C
  • Ankara 22 °C

Kekliğim ve Zulmüm- Hüseyin Turhallı

Kekliğim ve Zulmüm- Hüseyin Turhallı
Sevgilim Kekliğim ve Zulmüm: Diyarbakır’da tek katlı, düz damlı toprak evlerin varlığı, Lice-Diyarbakır sınırına kadardır.

Genç-Lice-Kulp köylerinin evleri taştan yapılı, iki katlı ve düz damlıdır. Bu alandaki evler, ovadaki evlerden hem iç mimari hem de dış görünüş itibarıyla daha farklı ve daha heybetlidirler.

Buna bağlı olarak ova ve dağ insanının ruhsal yapılanmaları ve aile ilişkileri da farklı gelişmiştir. Örneğin dağ köylerinde aile bağları daha güçlü ve bireysel inisiyatif daha gelişkin iken ova köylerinde insanlar aile içi dahil çevreleriyle daha kavgacıdır. Ancak toplu hareket etmeye daha yatkın, devlet gibi büyük otoritelere karşı daha uysaldırlar.

Dağ köylüleri senede bir kez evlerini badana yaparlar. Bu badana doğal alandan elde edilen çeşitli renklerdeki topraktır. Mesela bizim köyde (Riz) duvarlar bir metreye kadar yosun yeşili toprak badana, yukarısı ise beyaz badana yapılırdı.

Ev boya, badana işi Mayıs ayında yapılırdı. Bazen bu iş Haziran ve hatta Temmuz aylarına kadar sarkabiliyordu.

…./….
İlkokul üçüncü sınıfta idim. Haziran’ın ilk haftasında okullar tatil olunca köye gittim. Yıpranan evin duvarlarını tamir etmek, boya –boya badana yapmak için yabanda toprak kazmaya gittik. Sanırım 7-8 kişilik bir kafile idik. Şewşin dağı yamaçlarına çıkmışken “Davudi” seslerle stranlar söyleyip kendimizce vadileri inletiyorduk. Bu arada yetmedi bir de taş yuvarlamaya başladık.

Taşların yuvarlanması ile birlikte bir keklik panik içinde bir kayanın altından fırlayarak uçtu. Kuluçkaya yatan kuşlar, ciddi hayati bir tehlike olmadıkça yuvalarını terk etmezler. Bu kadar gürültüye rağmen yerini terk etmemiş olan keklik de kuluçkaya yatmıştı.

Başta tilkiler olmak üzere tüm hayvanlar, sığınak ve yuva için en az iki giriş çıkışı olan yerleri seçerler. Kuluçkaya yatan bizim keklik de öyle bir yer seçmişti. El dokundurmadan yumurtalarını saydık. Tam 14 yumurta vardı. Yumurtalarına el değen kuşlar, yumurtalarını kırar yuvalarını da terk ederler. Yuva deliklerinden birini kapattık. Tek giriş deliği bıraktık.

Ertesi günü öğlen saatlerinde bir arkadaşımla birlikte sürüne sürüne yuvanın yanına vardık ve gömlekle aniden yuvanın giriş deliğini kapattık. Kekliği yakaladık. Bu arada keklik yumurtalarından üçünü kırdı. Geriye 11 yumurta kaldı.

Kekliği ve yumurtaları eve getirdik. Keklik daha önce bir avcının pompalı tüfekle sıktığı iki saçma yarasını taşıyordu. Saçmalardan biri hala ayağında duruyordu. Diğer yaranın üstüne ise mikrop kapmasın diye kezvan sakızını yapıştırmıştı. Geriye kalan tedavisini de biz yaptık.

Büyük bir kafes içinde kekliğe yeni güzel ve yumuşak bir yuva yaptık. Yumurtaları da kekliğin altına bıraktık. Keklik ani bir hareket ve büyük bir öfke ile yumurtalara saldırarak parçalamaya başladı. Zar zor ancak sekiz tanesini kurtarabildik.

Bu yumurtaları da götürdük kuluçkaya yatan bir tavuğun altına koyduk. Ancak o uysal tavuk, kendi türü olmayan bu yumurtaları kabul etmedi ve yuvadan atarak kırıp attı.
…./…..
Benim de artık bir aşkım, bir sevgilim vardı. Kekliği yanımdan ayırmıyor, en güzel otları onu için topluyordum. Özene bezene çift kapılı, gözlü-pencereli kafesler yapıyordum. Onunla oynarken bir bakışı bile bana büyük hazlar veriyordu.

Ne yapsam ne etsem sevgilimin gözlerindeki hüznü alamıyordum. Defalarca keklik, keklik yavrısu taklidi yaparak öttüm. Ama o bir kerecik bile benim için ötmedi. Oyunlarıma katılmadı. Ben uzaklaşınca başını çıkarır, dışarıyı kontrol ederdi ve bazen de şuursuzca kendisini kafesin çeperlerine vururdu. Hep suskundu. Tıpkı “Eşkiya” filmindeki “Kejê” gibi. Ben, kekliğimin kafesini beğenmediğini, verdiğim otları, ekmeği ve çökeleği sevmediğini düşünerek daha iyisini yapmak ve vermek için insanüstü bir çaba içinde olurdum.

Derler ya aşk her şeye kadirdir. Gerçekten de öyle. Ben kınalı kekliğime aşıktım ve bu sevgilim için dünyayı yakmaya bile hazırdım.
…/…
Ben kekliğimle mutluydum. Ama o benimle mutlu değildi. Bunu da his ediyordum ve onu mutlu etmek için elimden ne geliyorduysa yapmaya çalışıyordum.

Ona daha büyük bir kafes yapmaya karar verdim. İnce selvi dallarından yaptığım sepete malzeme yetmeyince üstü biraz açık kaldı. Eksik kısmı tamamlamak için kafesi yere indirip birkaç metre aşağıdaki dereye indim. İki üç dakika sonra geldiğimde kekliğim yoktu……

Çılgına döndüm. Ağlamıyor, yaralı vahşi bir hayvan gibi böğürüyordum. Yakında evleri olan Halam Emine koşarak geldi. “Ne oldu? Yılan mı soktu, yoksa akrep?” dedi. “Kekliğim gitti, kekliğim….” dedim.

Halam “Bir şey olmaz, yeni bir tane yakalarsın” deyince neredeyse elimdeki dehreyi kafasına indirecektim. “Kekliğim, kekliğim…. Bu derenin içindeki çalılıkların içine kaçtı. Bu deredeki ağaçları, çalılığı, yandaki tarlalarla birlikte ateşe vereceğim. Kekliğimi bulmam lazım” dedim. Başkaları da gelip aramaya katıldı. Ancak keklik gitmişti. Sevgilim bana ihanet etmişti…..
…./…..
Gittiğim her yerde kekliğimi, kekliğimin güzelliğini, ona verdiğim emekleri ve buna karşılık onun bana ihanetini anlatıyordum.

Babamla iyi bir arkadaştım. Bir gün onunla birlikte yakın köylerden birine giderken, keklik ile aşkımı ve onun bana ihanetini anlatıyordum. Babam ani bir hareketle kulağımdan tutup çekti, yukarı kaldırdı. Şaşırıp kalmıştım.

“Sen o kuşa zulüm yaptın. Tevbe edeceksin!” diye öfkeyle bağırıyordu. Canım incinmişti ben de aynı biçimde babama bağırdım. “Sen Allah’ın yeryüzündeki temsilcisi misin?” dedim.

“Hayır temsilcisi değilim. Ama ben senin baban olarak senin diğer varlıklara karşı yaptığın zulümden sorumluyum. Sen o zavallı kuşun yuvasını yıktın. Yavru olacak yumurtaları yok ettin. Onu da getirip kafese koydun. Şimdi de ona olan sevginden, aşkından ve ona verdiğin emekten söz ediyorsun. Sen bir mahluka zulüm yaptın. Bir de utanmadan onun kurtuluşuna ihanet diyorsun....

Allah “ Bana karşı işlenen günahları af ederim, ancak hayvan ve insana karşı işlenen suçları af etme yetkim yoktur” diyor. Bu keklik, yarın mahşer gününde yakamıza yapışacak ve hiçbir ibadet ne beni nede seni kurtarabilecek. Tövbe edeceksin ve bundan sonra sana kuş yakalamayı, avlamayı yasak ediyorum” dedi.

Söz verdim ve ondan sonra hiçbir hayvanı incitmedim.
.../...

Doğayı ve doğal yaşamı korumayı amaç edinen Sarım-Der gibi çevre ve doğa derneğinin kurulmasına ve faaliyet yürütmesine katkı sunmaya çalıştım. Sarım-Der şimdi Kulp-Lice-Genç üçgeninde avlanmayı ve ormandan ağaç kemeyi yasak etmiş.

Umarım doğa ve Allah, sevgiyle zulmü birbirine karıştıran biz cahilleri af eder.

Bu haber toplam 8836 defa okunmuştur
Etiketler:
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    YASAL UYARI: Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Hakkarihabertv.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Toz kokusundan ıhlamur kokularına mı?19 Temmuz 2017 Çarşamba 10:59
  • Hakkari şantiye, başkan Epcim şantiye şefi!18 Temmuz 2017 Salı 12:05
  • Ölümle tehdit özgürlüğün neresinde?17 Temmuz 2017 Pazartesi 09:53
  • Hakkarililer yine Ankara yolunda!16 Temmuz 2017 Pazar 13:09
  • 15 Temmuz!15 Temmuz 2017 Cumartesi 11:23
  • Hakkâri’mizi seviyor muyuz?13 Temmuz 2017 Perşembe 10:56
  • Umutlar tükenirken!11 Temmuz 2017 Salı 18:11
  • Canan;”Hakkari’ye haksızlık ediliyor”11 Temmuz 2017 Salı 11:07
  • Sayın başkanım Cüneyt Epcim!10 Temmuz 2017 Pazartesi 11:26
  • Hakkari meselesine MHP son noktayı koydu!10 Temmuz 2017 Pazartesi 09:50
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Hakkari Haber TV | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel :
    Savaş TAŞ - 0.(546) 273 25 56
    Yusuf TAŞ- 0.(545) 266 87 94 | Haber Scripti: CM Bilişim