" />
  • BIST 107.463
  • Altın 142,712
  • Dolar 3,5616
  • Euro 4,1411
  • İstanbul 29 °C
  • Ankara 28 °C

Kitabın kokusu

Adar Axin

Koku alma duyusu en önemli duyularımızdan biridir ve beynimizin duygu, hafıza ve yaratıcılığı etkileyen kısmında yer alır. Koku alma duyusu 24 saat boyunca çalışır ve hiçbir zaman “kapatılamayan” tek duyudur.  Vücudun ilk ve en tanımlayıcı deneme mekanizmasıdır, bir ortamın iyi ya da kötü olduğunu anında değerlendirir.  İnsanda koku duyusu, hafızada önemli bir rol oynar. Hafızayı canlandırır. Misal hepimizin ilkokulda kokulu silgileri olmuştur ve hala hatırlarız. Ve ya bazen bazı kokular bize birilerini anımsatmıştır.

Ne var ki bazı kokular unutuluyor. Örneğin kitapların kokusu. Aslında müthiş bir koku. Bilenlerin burnunda şuan o kokunun beliriverdiğini hisseder gibiyim. Kütüphanelerde bu koku çok keskindir. O kokunun doğadan geldiğine inananlardanım. Sayfalarını çevirdiğinde kokusuyla beraber içine alırsın harfleri. Hele sarı saman kâğıtlarının üzerinde harfler dans etti mi o kokular bir başka güzel oluyor. Ama dedim ya bu koku unutulmaya yüz tutmuş.

Bu yazıyı yazmama vesile olan bir olay geçti başımdan. 24 yaşında üniversiteli bir gençle aramda geçen bir diyalog. Bana hayatında kütüphaneye hiç gitmediğini hatta şuana kadar hiç bir kitabı okumadığını esasında kitap okumayı sevmediğini söyledi. Toplum olarak bu gence benzeyen bir profilimiz var. Kitaplara yabancıyız. Okuyan bir millet değiliz. Bir kitabı okumak yerine görsele daha yatkınız. Yani TV, internet, telefon vs. daha cazip geliyor bize.

Oysa diziler, filmler başkasının hayalidir. Karakteri başkası oluşturmuştur. Başkası onu konuşturmuştur. Evet, kitaplarda da karakterler var hatta tasvir edilmiştir çoğu kitapta ama onun geri kalan bütün her şeyini biz hayal ederiz. Mekân bizim hayal ürünümüz. Keza olayda adı geçen herkesi biz belirtiriz beynimizde. Yani kısacası yazılı metinler sonsuz bir düşünme payı veriyor bizlere. Misal J. R. R. Tolkien’in eseri olan yüzüklerin efendisi beyaz perdeyle buluşmadan önce benim için daha farklıydı.

Frodo, Gandalf, Aragorn ve bütün karakterleri kafamda tasarlamıştım. Mekânuçsuz bucaksız benim hayalimde. Oysa görselde kadraja sığdığı kadardır dünya. Görselliği burada küçümsemiyorum. Şuan bu işin zirvesinde bulunan James Cameron, LucBesson, MajidMajidi, BehmanGhobadi gibi usta yönetmenler elbette ciltler dolusu kitabı dakikalar içerisinde anlata bilir.

Ama bir kitabı okuyup onu beyinde canlandırma konusunda aslaaynı fikirde değilim. Çünkü ellerinle avuçladığın kitapta yok olmak ayrı bir tattır. Onun kokusu beyne kazınırken harflerin bu hazım sırasında müthiş bir yardımseverliğini görürüz. Sefilleri okumakla izlemek aynı tat değildir. Kaldı ki okumakla görmek aynı şey değiller.

Son zamanlarda fenomen olan bir dizi var. Muhteşem Yüzyıl. İzleyici kitlesi dudak uçuklatıyor.  Aynı olaylar zaten yazılı vardı. Ki yaşanmış tarihi olayı anlatıyor. Fakat kaçımız okudukFatih’i Süleyman’ı Yada kaçımız tanırız Nazım’ı, Orhan’ı, Anter’i, Uzun’u... Ama sosyal medyada entelektüel görünmek için onların anıldığı günlerde resimlerini paylaşırız. Kaçımız biliriz Rıfat Ilgaz’ın daktilosu olmadığı için Hababam Sınıfı’nı el yazısıyla yazdığını. 

Global köye dönüşen dünyada kütüphanelerde yok oldu kitaplarda. Artık tablet ve cep telefonlarından bile kitaplar yüklenip okunuyor. Bu ağaçların kesilmemesi için iyi bir adım peki ya o kitabın kokusu…

 

Bu yazı toplam 2041 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 5
  • Facebook Yorumları 0
    YASAL UYARI: Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Hakkarihabertv.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Hakkari Haber TV | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel :
    Savaş TAŞ - 0.(546) 273 25 56
    Yusuf TAŞ- 0.(545) 266 87 94 | Haber Scripti: CM Bilişim