• BIST 90.040
  • Altın 146,366
  • Dolar 3,6184
  • Euro 3,9314
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 11 °C

Oyun Kurmak mı Oyun Bozmak mı Akılcı?

Psikolog Murat Hasanoğlu

Ortadoğu’da değişen denklemler doğrultusunda Türkiye kendi çıkarlarını oturtacağı ince çizgiyi yeniden düşünmek ve belirlemek zorunda. Türkiye  bölgesel güç olmak istiyorsa eski siyasi taktikleri değil, yeni bir strateji üretmeyi denemelidir.

Milliyetçi duygularla kendi ülkesindeki ve çevre ülkelerdeki Kürtleri tehdit olarak değil, aklıselim ve uzun vadeli hesaplar yaparak hareket etmelidir. Bakış açısını, vizyonunu kendi sınırlarının dışında tutup yakın bölgesine ve dünyaya doğru genişletmelidir. Global sorunlarda da etkili olmalıdır.

Bu bağlamda Öze Dönüş dergisinde ve Ufkumuz.com sitesinde yazan Yazar Zeki ŞAVAŞ’ın ‘’Rojava Bağlamında Oyun Kurmak mı Oyun Bozmak mı Akılcı?’’ yazısını sizinle paylaşmak istiyorum.

Kadim zamanlardan beri siyasi sınırların değişmesi, var olan ülkelerin küçülmesi veya büyümesi, yeni ülkelerin doğuşu istisnalar hariç her zaman iç veya dış savaşların sonucunda gerçekleşmiştir. Tarihte benzerine az rastlanacak büyüklükteki Osmanlı İmparatorluğunun dağılması ve Kafkaslardan Kuzey Afrika'ya kadar onlarca yeni devletin şekillenmesi Birinci Dünya Savaşı sonucunda gerçekleşti. Almanya'nın bölünmesi İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluştu. Balkanlarda siyasi sınırların değişmesi ve yeni ülkelerin oluşması, kanlı iç savaşlar sonucu ortaya çıktı.

Ne yazık ki, beşer tarihinde insanların konuşarak, anlaşarak, kan dökmeden siyasi sınırları değiştirmesi neredeyse yok hükmündedir. İki Almanya'nın kansız birleşmesi bir örnek olarak gösterilebilir ki, bu değişim de Sovyetler Birliği gibi büyük bir yapının çökmesi sonucu gerçekleşti. Yani kansız sınır değişimleri de sonuçta dünya ölçeğindeki büyük değişimlerle ilgilidir.

Irakı'ın içinde Güney Kürdistan'ın/Başur'un şekillenmesi, Körfez Savaşı sonucu oluştu. Körfez Savaşı yaşanmasaydı, Baas rejimi çökmeseydi, Başur'un yeni bir siyasi yapı olarak şekillenmesi en azından bu sürede mümkün olmazdı.

Savaş ve siyasi sınırların değişimi konusunda doğru okuma yapmayan veya yapmak istemeyen Türkiye, yıllarca Başur için tanımayız, bırakmayız izin vermeyiz gibi reel politik karşılığı olmayan bir strateji izledi.

AK Parti iktidarıyla birlikte bu yanlış stratejiden zaman içinde dönüldü ve Başur Türkiye'nin en yakın müttefiki konumuna yükseldi, her iki taraf da bu doğru yaklaşımdan büyük kazançlar elde etti.

Iraktan sonra bu defa 2011'den beri Suriye'de korkunç bir iç savaş baş gösterdi. Büyük bir otorite boşluğu oluştu. Suriye, küresel ve bölgesel güçlerin oyun kurma, oyun bozma ve bilek güreşi yapma alanına dönüştü.

 Esed rejimi, muhalefeti bölmek ve savaş cephesini daraltmak için Kürdlere savaşa katılmamaları karşılığında bir alan açma sözü verdi.

İç savaş ve bölünme tehdidiyle karşılaşan her ülke, bu türden strateji ve taktiklere başvurur ve bu, gayet doğaldır. Kürdler de tarihi tecrübelere binaen, yani ancak iç veya dış savaşlarda kendi haklarını kazanabilecekleri şartların hasıl olduğundan/olacağından hareketle bu teklifi kabul etti.

Savaştan önce Kürdlerin varlığını tanımayan, onlara kimlik bile vermeyen Baas rejimi, savaş nedeniyle Kürdlere özerk bölge vermek durumunda kaldı. Barış ortamında barışçıl yollarla hiçbir hak edinemeyen Kürdler de kaçınılmaz olarak savaş ortamının sağladığı imkanlardan yararlanmak durumunu tercih etti. Bunu yadırgamamak gerekir.

 Esed rejimiyle Kürdler arasındaki çok da aleni olmayan bu anlaşmaya Suriye'nin müttefikleri de örtülü destek verdi. Şimdi Amerika'nın da bu sürece müdahil olduğu anlaşılmaktadır.

Sonuç itibariyle Türkiye ile 900 km. sınırı olan bu ülkenin kuzeyinde bir strateji geliştirildi, siyasi literatürdeki karşılığı itibariyle bir oyun kuruldu. Burada 'oyun kurmak' olumsuz anlamda değil, inşa ve strateji üretme gücü anlamındadır. Her ülke oyun kurucu olmak ister.

Ne gariptir ki, Başur konusunda yanlış stratejiyi düzelten, bir diğer tabirle oyun kurucu rolü üstlenen AK Parti iktidarı, Rojava konusunda başından beri kendisinden önceki iktidarların Başur konusunda yaptığı yanlışı tercih etti. Bu yanlış tercihin, bu geriye dönüşün nedenleri çok açık bir şekilde kamuoyuyla paylaşılmadı.

Görünen nedenlerden biri, Rojava oluşumunun Esed rejimiyle ilişkisidir. Ne var ki, bu gerekçe, izlenen red stratejisini açıklamaya yetmiyor. Çünkü Türkiye, Rojava bağlamında ortaya çıkan durumu Anadolu-Mezopotamya, Türk-Kürd ittifakı lehine çevirebilecek imkanlara sahiptir.

Suriye Kürdleri Esed rejiminden ve Araplardan çok daha fazla Türkiye Kürdlerine ve Türkiye'ye yakındır. Rojava ile Türkiye ve Bakur'un durumu, ortadan makas atılmış bir parça gibidir. Fark, sadece aradaki makastır, yapay sınırdır. Rojava, Bakur'un devamıdır. Bu anlamda Rojava Kürdlerinin, Başur ve Rojhılat Kürdlerinden  Türkiye'ye çok daha yakın olduğu söylenebilir. Bu bir.

İkincisi, PYD'nin başkanı Salih Müslim Şam'da, Tahran'da veya Washington'da okumamış, İstanbul'da okumuştur.

Üçüncüsü, Rojava ile 900 kilometrelik bir sınır vardır. Bu, muazzam bir ilişki imkanı demektir.

 Rojava ile Türkiye arasında tarihi, kültürel, dini ve coğrafi açıdan var olan imkan, başka hiçbir ülkeyle yoktur.

Dördüncüsü, Türkiye Suriye'deki iç savaşın başından beri sınırda güvenli bir bölge oluşturulmasından yanadır.

Bütün bu sebepler dikkate alındığında, akılcı olan yaklaşım, Türkiye'nin Başur'dan daha ileri düzeyde Rojava ile stratejik bir ilişki kurmasını gerektirirdi ve bu strateji için de gerekli olan tüm imkanlar vardı ve vardır.

Türkiye Rojava'yı sahiplenerek orada güvenli bir bölge oluşturabilir, hem de Amerika'ya muhtaç olmadan. Rojava'yı ticari, kültürel, siyasi ve güvenlik müttefiki haline getirebilir. Eğer bu durum, Esed'in işine yarayacaksa, Türkiye'nin çok daha fazla işine yarayacaktır. Eğer Esed'in Rojava'daki Kürdleri Türkiye'ye karşı kullanma hesabı varsa, Rojava sahiplenilerek oyun boşa çıkarılabilirdi ve çıkarılabilir. Rojava'ya karşı çıkmak ise tam da Esed'in ve müttefiklerinin istediği oyuna/tuzağa düşmektir.

Türkiye, Rojava'yı sahiplenseydi, Türkmenlerin de güvenliğini çok daha kolay ve daha az bir maliyetle koruyabilirdi.

Ne var ki, Türkiye, Rojava bağlamında oyun kurmak yerine oyun bozmak rolüne soyunmuştur. Güney Kürdistan ile ilgili oyun bozma politikaları sonuç vermedi, aksine oyun kurma politikası sonuç verdi. Bu tecrübe ortadayken eskiye dönüş problemli bir yaklaşımdır. Kaldı ki, Rojava konusunda eski politikalar Güney Kürdistan'a karşı uygulanan eski politikalardan çok daha zararlı sonuçlar doğurabilir ve çok daha önemli fırsatların kaçmasına sebep olabilir.

Rojava konusuna Esed ve müttefiklerine ek olarak Amerika da destek verirse, Türkiye'nin  bu stratejinin uygulanmasını engellemeye kalkması, hiç akılcı gelmiyor ve çok riskli olabilir. Oysa ki, en az riskle Rojava'yı Esed'in de, müttefiklerinin de Amerikanın da elinden alabilir ve kendi müttefiki yapabilir. Türkiye bu imkanlara sahiptir.

Türkiye'nin Rojava konusunda yapıcı, inşa edici ve oyun kurucu rol üstlenmesini engelleyen ikinci neden, PYD'nin KCK ile olan ilişkisidir. Rojava'yı tanıması dolaylı olarak KCK'yi tanıması anlamına gelecek ve bu durumun Türkiye'ye yansımaları olumsuz olacak şeklinde kaygılar taşımaktadır.

Elbette ki siyaset riskli bir alandır. Hem de en riskli alan. Ama iyi analiz yapmak gerekiyor, akılcı ve cesur adımlar atmak gerekiyor.

KCK doğrudan, PYD dolaylı olarak Türkiye menşelidir. KCK'nin kurucu lideri Türkiyelidir, Türkiye'dedir ve Türk-Kürd ittifakını savunmaktadır. PYD'nin başkanı Türkiye'de okumuştur ve bu coğrafyaya aittir. Rojava bir çok yönüyle Anadolu-Mezopotamya'nın bir parçasıdır. Türkiye, bunları kendi insanı olarak görmeli, oyunu kendi insanıyla birlikte kurmalıdır. Bu imkan ne Esed'in ne müttefiklerinin ne de Amerika'nın elinde var.

Türkiye terör, terörist ve bölünme korkularıyla hareket edip elindeki bu imkanları heba etmemelidir. Bazı tabuları kırarak birlik olma imkanı varken, bu imkanı dışlamak ve önüne geçilemeyecek gelişmelere karşı durarak çok daha riskli alanlara yönelmek hiç akılcı gelmemektedir.

Rojava ile kurulacak iyi ilişkiler, Türkiye'yi bölmez, aksine birleştirir. Anadolu-Mezopotamya alanında büyük bir Türk-Kürd ittifakına zemin hazırlar. Türkiye'deki Kürd sorununun çözümünde katalizör görevi görür.

Rojava siyasetinde HDP'nin tutumu da önem arz ediyor. Rojava konusunda HDP yapıcı ve öngörülü bir politika izlemeli, Rojava bağlamında var olan imkanlar üzerinden iktidarı ikna ve yönlendirmeye çalışmalıdır. Karşıtlık üzerinden ayrıştırıcı politikalar ve söylemlerden uzak durmalıdır.  

Kurulacak yeni hükümete de HDP'ye de Rojava konusunda büyük sorumluluklar düşüyor. Çünkü tarihi fırsatların veya fecaatlerin yaşandığı ve yaşanacağı bir dönemi tecrübe ediyoruz. Hakeza PYD ve KCK'ye de mühim sorumluluklar düşüyor ve sorumlu davranmaları gerekiyor.

Alev topuna dönüşen Ortadoğu yangınının içine düşmekle bu yangından Türklerin ve Kürdlerin birleşerek salim bir şekilde çıkması arasında tercih yapmak zamanıdır. Eğer yanlış yapılırsa, tarih, yanlış yapanları yargılayacak ama bu yanlışın bedelini biz yaşayan nesiller ödemiş olacağız.

 

Bu yazı toplam 2133 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    YASAL UYARI: Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Hakkarihabertv.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Hakkari Haber TV | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel :
    Savaş TAŞ - 0.(546) 273 25 56
    Yusuf TAŞ- 0.(545) 266 87 94 | Haber Scripti: CM Bilişim