• BIST 89.270
  • Altın 146,921
  • Dolar 3,6543
  • Euro 3,9297
  • İstanbul 12 °C
  • Ankara 3 °C

‘Sandıktan çıkan özgür yaşam istemi oldu’

‘Sandıktan çıkan özgür yaşam istemi oldu’
PAJK Koordinasyon üyesi Rotinda Amed,7 Haziran seçim sonuçlarını, HDP’nin seçim başarısını, seçim sonrası HDP’ye yönelik artan saldırıları, Meclis’teki kadın vekil temsiliyetini ve çözüm sürecini değerlendirdi.

7 Haziran seçim sonuçlarını, AKP’nin Kürdistan’da neden oy kaybettiğini HDP’nin seçim başarısını, seçim sonrası HDP’ye yönelik artan saldırıları, Meclis’teki kadın vekil temsiliyetini ve çözüm sürecini PAKJ (Kürdistan Özgür Kadın Partisi) koordinasyon üyesi Rotinda Amed ile konuştuk.

Kürdistan ve Türkiye açısından bu yıl ki seçimleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

7 Haziran 2015 yılı seçimleri belki de Türkiye cumhuriyeti açısından şimdiye kadar gerçekleşen en önemli ve kritik bir seçim süreci oldu diyebiliriz. Nedenleri çok, zorlukları çok, ama başarısı da bütün bu neden, niçin ve olmazlara rağmen önemli.

Yine bir daha ki yapılacak seçimlere de özgürlük için mücadele etmenin zorluklarına rağmen başarının imkanlar dahilin de olduğunun göstergesi olmuştur. Kendi açımdan seçim kazanımlarını şöyle sıralayabilirim.

Birincisi: Kürt özgürlük hareketinin 40 yıllık mücadelesi sonucu yarattığı değerlerin başta Kürt halkı olmak üzere tüm Mezopotamya halklarına mal olması, özgür bir yaşam ve ülke için her koşul altında tereddütsüzce canını vermekten çekinmeyen bu halkların yiğit kızları ve oğullarının kahramanlıkları ve yaşam destanlarının bir sonucu olmuştur. Yani eşitsiz ortamlarda yaşayan halkların emeği ve ağır bedellerinin resmi de olmuş diyebiliriz.

İkincisi: 12 Eylül anayasasının tekçi, faşist, iktidarcı, anti-demokratik tüm yasa ve sınırların parçalanması ve yerine tüm halkların kendisini bulabileceği, ifade edebileceği, çok renkli, çok dilli, çok uluslu bir anayasanın yeniden yapılanmasına kapı aralamış, değişim için iddialı olan partilere fırsat tanımıştır.

Ve demokratik bir Türkiye, yine Kürtlerin ve tüm halkların eşit-özgür koşullarda özerkliklerinin inşasının zeminin açılması demektir. Tüm halkların bir aradanlığı demek olan, ulus devlet zihniyetinin parçalanması ve yerine demokratik ulusun inşası ve tarihin yeniden canlanması ve yaşatılması anlamını taşımaktadır.

Doğru değerlendirilir ve seçim sonrası vaatler için aynı tempoyla mücadeleye devam denilirse neden değişen ve yenilenen bir Türkiye olmasın demeyelim. Bu belki çok zor ama imkansız görülmemektedir.

Üçüncüsü: Bu seçim sonuçları elbette toplumun yarısı olanın yarım bırakılanı, öteleneni, iradesi tanınmayan ve her türlü şiddete maruz kalan kadınların başarısı olmuştur. Bu başarının yaratılması da elbette HDP çizgisinin ve programının kadın özgürlükçü bir çizgi ve yaşamın eşit temsili yetinin yeniden canlandırılmasıyla alakalıdır.

Eşit temsiliyeti eş başkanlık sistemiyle programına koyan HDP aynı zamanda bir kadın partisi olduğunu göstermiş, ama %50’ye ulaşmamayı da bir özeleştiri konusu yapmış, yapmalıdır da. Toplumsal değişiklik ancak kadınlara dayatılan egemenlikçi statünün yerle bir edilmesiyle gerçekleşebilecek bir doğru veya hakikat olacaktır.

Seçimin kazananı her türlü baskı, şiddet ve saldırıya rağmen yeni yaşam ve büyük insanlık projesiyle Türkiye siyasetinin tek düzeliğini, siyah-beyazlığını değiştiren çok renkli ve çok dilli oluşuyla tabi ki HDP olmuştur. Ve yine HDP projesinin esas mimarı olan Önderliğimizin kazanımı ve başarısı olmuştur.

Önderliğimiz tüm Ortadoğu halklarına ve hatta oluşan dünya sisteminin eşitsizliğine karşı tüm insanlığa nefes aldırtan ve yeni yaşam, özgür yaşam için insanlara yeniden düşünmesini, kime, neye ve nasıla dönük bir yaşamı sorgulatan düşünceleriyle Türkiye halklarına da HDP projesiyle yol göstermiştir.

Onun için bu seçim hem Türkiye halkları hem Kürdistan halkı için yeni yaşam ve toplumsal inşa için işe koyulmanın yolu ve başlangıcı olmuştur.

Seçimlerle sadece yeni yaşamın ilk temelleri atılmıştır. Onun için yapılacak çok ama çok iş olduğunu görerek bundan sonrasına bakmak ona göre kendimizi örgütlemek, kazandıklarımızı korumak adına kendimizi ve irademizi savunarak yeni yaşamın inşası için daha fazla çalışmak kazanımlarımıza yeni kazanımlar ekleyecektir.

Seçimin kaybedeni olarak AKP’nin seçim sonrası tavrını ve HDP’ye yönelik saldırılarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Seçimi kaybedecek olanın AKP olduğu elbette 7 Haziran akşamı açığa çıkmadı. 7 Haziran akşamı netleşti diyebiliriz. AKP’nin 12 yıllık iktidarı boyunca yapmadığı haksızlık, hukuksuzluk, yolsuzluk, yoksulluk, katliam, toplumsal bunalımlar kalmamış ve bu da artık halkı canından bezdirmiş ve sandıkta ilk uyarı mahiyetinde %10 oy kaybı mesajı verilmiştir.

Belki tümden çöp sepetine atılmamış ama ya dönüp arkanda bıraktığın enkazları görüp yeniden bir düzeltme ve özeleştiri pratiğinin sahibi olacaksın ya da biz halklar olarak tarihte nasıl ki birçok siyasi partiyi çöp sepetine attıysak seni de öyle atarız mesajları çok net ve gerçekçiydi. Elbette hitap etmiş olduğu %40’lık seçmen AKP’nin canavarlıklarını ve faşizan tutumlarını gerçek anlamda bilmiş olsalardı eminim ona bu son şansı da vermeyeceklerdi.

Ama bu seçimin önemli bir mesajı AKP’ye Kürtler tarafından verilmiştir. Kürdistan’ın neredeyse tüm illerinden AKP resmen temizlenmiştir. Şimdiye kadar AKP ye oy veren Kürt vatandaşları da özellikle son Amed, Erzurum, Bingöl saldırıları sonrası sandığa gitmeden önceki gece, AKP filmini kafalarından geçirdikleri ve şimdiye kadar seyrettikleri yanlış yoldan dönmesini bilmişlerdir. Kürdistan da AKP bir daha gelmemek üzerine silinmiştir.

AKP’nin gerçek yüzünü çekinmeden ortaya çıkaran seçim sürecine bakmak gerekirse; yenilginin kişiyi, partiyi ve devleti ne denli azgınlaştırıp, faşistleştirdiğini Kürdistan’da yürüttükleri katliamlarda görmek mümkündür.

Ama bir de yenilgi duygusunun nasılda ters döndüğünü ve AKP aleyhine yenilgiye dönüştüğünü görmekte ayrıca halkın iradesel duruşunun resmi olmuştur. Ağrı’da, Erzurum’da, Bingöl’de ve Amed’de yaptıkları saldırıların sonuçları onların planladığı gibi seçimi sekteye uğratmaya, halkı korkutmaya yetmemiş tam tersine sandıklara başarı yansımış, yürekler her zamankinden daha cesaretli olmuş ve AKP kendi yaptığı kötülüklerle kalmış, değim yerindeyse kazdığı kuyulara düşmüştür.

Tabi AKP’nin bu saldırılarla sınırlı kalmayacağını görmek ve buna göre tutum almak, kendimizi savunmasını bilmek önemli olacaktır.

AKP- Erdoğan ikilisi Kürtler öncülüğünde gerçekleşen ve tüm Türkiyeli halklarının başarısı olan seçimi “tamam demokrasidir, halk iradesi ve tercihidir” deyip köşeye çekilmeyeceğini hepimiz iyi bilmekteyiz. Erdoğan’ın A-B-C planları tutmadı, ne başkan oldu, ne partisi birinci oldu, ne de Kürtler siyaset dışı kalabildi.

Bu Erdoğan’ı çıldırttığı gibi elbette köşeye çekmemiştir. Yenilgi sonuçlarını ve hırçınlığını yeni dönemin savaş ve siyaset yansımasını Amed’de seçimden 2 gün sonra ortaya çıkan saldırılarda görmek mümkündür. Kaybetmenin hazımsızlığı halkı birbirine kırdırtma biçiminde planlanmıştır. Bu bakımdan savaşın startı verilmiştir.

Aslında savaş AKP ve Erdoğan cephesinden hiçbir zaman bitmemiştir. Durmayan savaş ama savaşı bildik tarzda yapmayan bir Erdoğan taktiği, 3 canın yaşamına mal olmuştur. Böylesi girişimlerin devam edeceği de bir gerçek olarak önümüzde durmaktadır. Paravan örgüt ve kişilerle sürekli bir savaş hali ve Erdoğan’ın kan emiciliğine devamın mesajı olmuştur.

Nasıl ki; Rojava da yürütülen savaşta Erdoğan ve ekibi DAİŞ destekçisi ve besleyeni ise bugün Amed’te hortlatılmak istenen JİTEM, IŞİD’i ve Hizbullah da aynı ayarda olmaktadır. Halkımızın sağduyulu ve iradesel duruşu elbette takdir edilmesi gereken bir nokta olmaktadır.

Fakat sadece sağduyulu olmak yetmemektedir. Kim nerede yaşıyorsa yaşasın örgütlü bir mekanizma ile mecliste yer almalı, kendisini savunmasını bilmeli ve örgütlü hareket edebilmelidir. Bizler yeni ve Demokratik bir Türkiye ve Özgür bir Kürdistan istediğimizi sandıkta belirttik.

Demokratik bir ortamda yaşamak istediğimizi ve özgür yaşamı birçok halk gibi Kürt halkı olarak hak ettiğimizi irademizle belirttik. Hatta bunun için binlerce bedel ödedik ve halen ödemeye de devam ediyoruz. Kürt halkı olarak savaştan korkmayan bir halk olduğumuzu, varlığımızı oluşturmak için savaşılması gerektiği yerde savaştığımızı, gerekirse savaşacak güç ve nitelikte olduğumuzu dost düşman herkes bilmektedir. Ama bizim tercih ettiğimiz yol ve savunduğumuz elbette Önderliğimizin başlatmış olduğu demokratik siyaset yoluyla gelişecek çözüm süreci olmuştur.

Ama biz alternatifsiz ve deneyimsiz bir halk değiliz, irademizi ortaya çıkardığımız gibi korumasını da elbette bileceğiz. Onun için irademize sahip çıkmak ve korumak için öz savunma bilinciyle kendimizi demokratik siyasette yetkinleştirmek, ahlaki-politik toplum değerlerinde derinleştirmek ve savunmak temel yaşam ilkemiz ve örgütlü toplumumuzun vazgeçilmez ilkeleri olmalıdır.

İrade güçlü örgütlenmeyle açığa çıkar, örgütlenmenin daimi olması da kazandığını savunmakla gerçekleşir. Onun için Erdoğan’ın yenilgi sonucu gelişen saldırıları karşısında halk olarak ayakta olmayı bilmeli, duygunun büyüklüğü kadar aklın yaratıcılığıyla yaşamımızı örgütlemeli ve harekete geçirmeliyiz.

AKP çözüm sürecinin başından beri kendisini bu sürecin aktörü olarak gösterdi bunu seçim politikası içinde kullandılar çözüm süreci ile ilgili üzerine düşenleri yapmayan AKP seçim sonrası yine silahları bırakma çağrısı için HDP’ye gönderme yaptı neden bu ısrarla dayatılıyor?

AKP’nin bir savaş örgütü ve aygıtı olduğunu bilerek AKP geçmişte olduğu gibi şimdi de çözümün adresi değildir. Olsa olsa ancak savaşın ve katliamın adresi olur. Onun için çözüm sürecine dönük AKP bakanlarınca sarf edilen “Silah bırakma çağrısı, çözüm sürecinin filminin çekilmesi” gibi yenilgi sözlerine kulak asmamak ve kaybetmenin acı, şok sözleri olduğunu bilmek önemlidir diye düşünüyorum. Olacaksa bir çözüm süreci yeniden Önderliğimizin ve halkın gösterdiği iradesel duruşun muhataplığı ve aktörlüğüyle olacaktır. Ötesi tüketilen tüm sözler lafı güzardır.

Kısa ve uzun vadede önünüzde bir savaş süreci duruyor mu, seçim sonuçları hareketiniz açısından bir şeyleri değiştirebilir mi?

Savaşın durmadan tırmandığı bir dünyada yaşıyoruz. Değim yerindeyse 3. Dünya Savaşını yaşıyoruz. Ortadoğu her açıdan kan ağlamaktadır. Her gün yüzlerce insanın ölümüyle uyandığımız bir coğrafyada yaşamakta olduğumuzu bilerek savaş çok canlı bir biçimde yaşanmaktadır. Savaşı derinleştiren güçler ulus devlet zihniyetini savunan, uygulayan iktidarcı güçler olmaktadır.

Kürtler olarak çok uzun yıllar varlığımız için sıcak savaşımın içinde yer aldık ve halen yer almaktayız. Rojava savaşı bugün Ortadoğu da yürütülen en büyük savaş gerçekliğidir. Hem de eşitsiz koşullar ve imkanlarla yürütülen bir halk savaşıdır. Onun için kısa veya uzun vadede savaş demek yanlış olur. Ya da seçim sonuçlarının savaşı durdurması günümüz açısından biraz zor olmaktadır.

AKP, ulus devletin en iyi savunucusu ve bugün Ortadoğu’da, Rojava’da yürütülen savaşın hem destekleyicisi hem de bire bir yürütücüsü olmaktadır. O anlamıyla Kürtler savaşları durdurmak adına ulus devlete alternatif, demokratik ulus zihniyetli bir toplumu yaratmak adına Rojava’da kanton sistemiyle yeni bir model yaratmak istediği için AKP tam bir saldırıya geçti ve bu savaşın güçlü sahiplenicisi rolüne büründü. Onun için AKP ve onun gibi savaş zihniyetli devlet aklı olduğu müddetçe savaşlar durmayacaktır.

Biz savaşı durdurmak adına çözümler üreten, Ortadoğu da tüm halkları peşinden sürükleyen dinamik bir güç olmaktayız. İşte bu gücümüz ve irademiz bizi büyüttüğü gibi ulus devlet aklına sahip ideolojileri küçültmektedir, buna karşı hegemon güçler adeta çılgınlaşarak üzerimize gelmekte ve savaşların bitmemesi için çok yönlü planlar yapılmaktadır.

Seçim halkların demokratik mücadeleye inanmaları açısından ve yeniden sosyalist yaşam peşinden koşmak için önemli bir adım ve irade olmuştur. Bu anlayış büyüdükçe elbette savaş zihniyetli beyinler küçülecek ve parçalanacaktır.

Ama seçimdeki halkların başarısı da ulus devlet zihniyeti için savaş gerekçesi olacaktır. Savaşı tümden ortadan kaldırmanın tek yolu tüm toplumun demokratik zihniyette yetişmesi ve mücadele etmesiyle oluşacak bir durum olmaktadır.

Seçimlerde kadınların %20’lik bir oy oranıyla mecliste yer almalarını nasıl değerlendiriyorsunuz, sizce kadın vekillerin meclisteki rolleri ne olmalıdır kadın temsili yeti ve sorunlarını nasıl görünür kılabilirler?

550 sandalyesi olan ve bunun sadece 97’sinin kadın olması bence büyük bir fiyaskodur. Türkiye cumhuriyeti meclisi kendi kanunları ve anayasasında yenilikçi ve laik olduğunu yine diğer birçok devlete göre ilerici olduğunu dile getirse de bence Ortadoğu’nun geri ülkeleri arasında olmaktadır.

Toplumun yarısı olan kadınların aynı zamanda toplumun yaratıcısı ve yaşamın varlık gerekçesi iken toplum hakkında kararların alındığı bir mecliste böyle bir tablonun olması o ülkenin veya devletin ayıbıdır. Yetmiyormuş gibi tüm televizyon programlarında büyük bir lütuf ve kazanımmış gibi bu sefer Meclis’e tam 97 kadın girmeyi başarmıştır gibi ölümü gösterip sıtmaya razı eden tavırlarda halen ülkenin ne kadar geride olduğunun başka bir göstergesidir.

Elbette eğer %20’lik bir oran yakalanmışsa da oda HDP’nin kendi listesinde %48’lere varan aday listesi ve kazanan milletvekilleriyle olmuştur. Şayet AKP’nin oyunları tutmuş olsaydı ve HDP meclise girmemiş olsaydı bu yüzdelik durumu daha da altlarda olacaktı. Onun için kazanan kadın HDP de yer alan kadın olmuştur. Yani özgürlükten yana tavır alan kadının başarısıdır.

Toplumun yarısı olan ve toplumun büyük sorunu olan toplumsal cinsiyetçiliğin yarattığı algılar sonucu toplumda yaşanan kadın katliamları, erkek egemen zihniyetin bir sonucu olarak ben seçim sonuçlarını değerlendiriyorum.

Çünkü toplumun başı ve toplumun sorunlarının tartışıldığı yerde halen kadını küçük, güçsüz ve iradesiz gören zihniyet devam ediyorsa bu sorunlarında devamı demektir. Bir toplumun ilericiliği o toplumsal yapıda var olan kadının durumuyla çok yakından alakalı olmaktadır. Kadının yerine düşünen akıl, kadın sorununu yaratan akıldır da. Bu aklın sağlıklı bir biçimde toplumun yerine düşünebileceğini düşünmek zor.

Ama bu sefer HDP yolu ve programıyla meclise giren kadınların diğer kadınları da etkileyeceklerine ve kadın aklı ve yüreğiyle düşünmeye sevk edeceklerine inanıyorum. Bir başarı olarak şayet ele alınacaksa da HDP içinde örgütlenen kadınların %40’lık bir sayıyla elde ettikleri erkek egemen aklın barajlarını da yıkarak mecliste varlıkları olarak değerlendirmek mümkün olabilir.

Yoksa Türkiye’nin demokratikleşmesine daha uzun bir yol var gibi gözükmektedir. Özellikle HDP’li kadın vekillerin özgür yaşam ve özgür iradeyle mecliste yer almaları erkek egemen zihniyete onun savaş isteyen aklına ve yüreğine, toplumu felakete süren projelerine dur diyebilecek nitelikte ve güçte olduklarına inanıyorum.

Çünkü onları ne anayasal baraj, ne erkek egemen baraj durduramamıştır. Ancak kadınlar birleşir ve örgütlenirse TBMM’nin neredeyse yüz yıllık imajı, erkek yüzlü tablosu değişebilir, dönüşebilir.

Uzun dönemler Kürt milliyetçiliği ile yargılanan HDP seçim sonuçları ile tüm Türkiye halklarını kapsadığını bir kez daha gösterdi bu aşamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bin yıllar öncesi bu coğrafyada yaşayan tüm halkları yeniden bir çatı altında bir araya getirmenin sevinci ve coşkusunu yaşamaktayız. Çünkü Mezopotamya halkları içinde yer alan Kürt, Türk, Arap, Ermeni, Çerkez, Asuri ve dini anlamda tüm inançların yer aldığı bir yelpazenin meclise girmesi hem o halkların çabası ve emeğiyle olmuş ama aynı zamanda Önderliğimizin ideolojik görüşlerinin hayat bulması açısından tarihsel bir anlam içermesi itibariyle anlamlıdır.

Bu fırsatı iyi değerlendirmek ve kalıcı kılmak başta 80 milletvekilinin önünde olan bir görev, daha sonra o yelpazeye EVET diyen iradeli halkın görevi ve elbette Kürt özgürlük hareketi olarak halkların kendi yaşamlarını örgütlemek adına yarattıkları değerleri korumak bizim görevlerimiz arasında olacaktır. Bu temelde meclisteki her vekile başarılar diliyor ve başarıların daimi olması adına da sizi oraya gönderen tüm oyların hakkını vermek adına demokratik yaşamı yaratmanın mücadelesinden asla vazgeçmeyin demek istiyorum. Size verilen emanet oylar yoktur.

Sizin partinizin güçlü programına yine özgürlüğe olan tutkuya verilen oylar vardır. Ve yine sizler diğer partilere verilen emanet oyları geri alan temel dinamik ve demokratik değerlere sahip yeni yaşamın partisi ve öncülerisiniz.

Seçimlerde ortaya çıkan tablodan sonra hareket olarak nasıl bir yol izleyeceksiniz?

Hareket olarak izlediğimiz yol ve rollerimiz çok net olarak önümüzde durmaktadır. Biz Önderliğimizin ve şehitlerin ortaya koymuş olduğu emeğin güçlü savunuculuğunu yapmaya devam edeceğiz. Her şeyden önce 2015 yılını Önderliğimizin özgürlük yılı yapmaya dönük iddialıyız. Bunun için yaptığımız tüm çalışma ve ortaya çıkan tüm sonuçlar bu perspektif sonucudur. Yine bizim için demokratik kurtuluş ve özgür yaşamın inşası temel çalışma olacaktır.

Yaratılan her değerin toplumsal hafızamızda yaşayan canlı tarihin yeşermesi demektir. Ve yeşeren her yeni tarihin de korunup kollanması ve topluma mal edilmesi tarihsel sorumluluklarımız arasında olmaktadır. Bugün ortaya çıkan sonuçlar tarihin derinliklerinde direnen ve hep canlı kalan özgürlük tutkusunun sonuçları olmaktadır, Özgürlük kazanacaktır. anf

Bu haber toplam 1441 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    YASAL UYARI: Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Hakkarihabertv.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Hakkari Haber TV | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel :
Savaş TAŞ - 0.(546) 273 25 56
Yusuf TAŞ- 0.(545) 266 87 94 | Haber Scripti: CM Bilişim