• BIST 82.779
  • Altın 147,577
  • Dolar 3,7780
  • Euro 4,0388
  • İstanbul 7 °C
  • Ankara 2 °C

Şerik "Hedef barış süreci"

Şerik "Hedef barış süreci"
KCK Toplumsal Alan Koordinasyon Üyesi Cemal Şerik, yapılan saldırıların sadece seçim dönemiyle sınırlı olmadığını söyledi.

Saldırıların ortak amacını, anti-Kürt ittifakı oluşturmak, Kürt’ü Kürt’le karşı karşıya getirmek olarak değerlendiren Şerik, BDP’nin çatışma ortamına çekilmeye çalışıldığını ve bunun da provokasyonlar biçiminde sistemli ve bilinçli olarak örgütlendirildiğini belirtti.

Önümüzdeki dönemde de benzer provokasyonların bu güçler tarafından planlanabileceğine işaret eden Şerik, “bu provokasyonların, AKP tarafından da, Cemaat tarafından da yapılma ihtimali vardır” dedi.

KÜRT SİYASETİNE KARŞI GELİŞEN SALDIRILAR BUGÜNLE SINIRLI DEĞİL

BDP’ye karşı son süreçte artan saldırıların sadece seçim süreciyle ilintilendirmenin eksik kalacağını, yapılan saldırıların daha kapsamlı ve hedefinin büyük olduğunu belirten KCK Toplumsal Alan Koordinasyon Üyesi Cemal Şerik, “BDP’ye yönelik saldırıları bütünlüklü bir bakış açısıyla ele almak daha doğru bir yaklaşım olur. Çünkü Kürt demokratik siyasal hareketine saldırı, BDP’yle birlikte başlamadı.

Kürt özgürlük mücadelesi, demokratik siyasal alanda mücadele başlattığı andan itibaren doğrudan saldırıların hedefi haline gelmeye başladı. 1990’ların başından itibaren sistemli olarak yürütülen saldırılar var. Hatırlanır, 1993’de o zamanki Kürt demokratik siyasal hareketine yönelik operasyonlar başlatıldı.

Hatta bu darbe olarak da değerlendirilmişti. Hatip Dicle’nin de içinde bulunduğu bir grup milletvekili yıllarca zindanda yattılar. Bununla birlikte seçilmiş bazı vekiller yurtdışına çıkmak zorunda bırakıldılar. Hala o sürgün hayatını yaşamaya devam ediyorlar. O nedenle saldırıları bugünle sınırlandırmak değil de geçmişten beri Kürt demokratik siyasetine karşı yürütülen saldırıların devamı olarak görmek daha doğru. Neden, sorusuna yanıt bu gerçeklik içinde yerini buluyor.” dedi.

DEVLET KENDİ İÇERİSİNDE NET DEĞİL

BDP’ye bugün yapılan saldırıların amacının demokratik siyaset rolünü oynamasını engellemeye yönelik olduğunu söyleyen Şerik, “devlet, yasal engellerin ortadan kaldırılması için herhangi bir adım atmıyor. Çünkü devlet kendi içerisinde net değil, bünyesinde farklı çıkar grupları barındırıyor.

Bu gruplar kendi aralarında iktidar mücadelesi yürütüyor ve sürece ilişkin farklı yaklaşımları, doğal olarak sürecin barıştan, demokrasiden, demokratik siyasetten yana evrilmesini engelleyici bir tarzda gelişiyor. BDP’ye yönelik saldırılar da bunun bir parçasıdır.”diyen Şerik sözlerine şöyle devam etti; “Önümüzdeki seçim süreci, aslında Önder Apo'nun Newroz’la birlikte başlattığı sürecin, en yaygın biçimde topluma mal edilmesi içinde imkânlar sunuyor. Şimdi engellenmeye çalışılan budur” değerlendirmesinde bulundu.

SALDIRILARIN HEDEFİ NEWROZ’DA BAŞLAYAN DEMOKRATİK SÜREÇTİR

Saldırıların asıl amacının farklı noktalara çekilmek istendiğine işaret eden Şerik, sözlerine şöyle devam etti: “Milliyetçi, şoven eğilimler alabildiğine kullanılıyor. Bunlar, BDP’ye yönelik saldırı kampanyalarına dönüştürülüyor. Bunun seçim dönemine denk getirilmesi, gerçekleştirmiş oldukları saldırıların demagojik bir çerçevesini oluşturuyor. Yoksa esas amaç, Önderliğin Newroz’da başlattığı sürecin demokratik, siyasal alanda karşılığını bulmasının engellenmesidir.”

‘Çözüm süreci’ ifadesinin kimi çevrelerce tartışmalı hale getirildiğini belirten Şerik, “Biz buna Önderliğimizin başlatmış olduğu sürecin, provoke edilmesi ve bu sürece karşıtlık olarak değerlendirmenin daha yerinde olacağını düşünüyoruz. Çünkü çözüm süreci dendiği zaman kamuoyunda şöyle bir yanılsama oluşuyor;

AKP hükümeti ya da devlet, sanki çözüm için adım atıyor, çözümü istiyor da, bu çözümü engellemeye yönelik çalışanlar var, biçiminde bir algı yaratılmaya çalışılıyor. Öyle değil; devlet de kendi içerisinde net değil. Kendi içerisinde bir bütünlük sağlamış değil. Bu net olmayan süreç içerisinde oluşan ortamı da tamamıyla kendi politik menfaatleri ve özel savaş çıkarları doğrultusunda kullanmaya çalışıyorlar.” tespitinde bulundu.

IRKÇI, ŞOVEN ÇEVRELERE BDP HEDEF OLARAK GÖSTERİLDİ

Son dönemdeki saldırıların, seçim çalışmaları başlamadan önce ortaya çıktığını, BDP’den önce değişik alan ve kesimlere de bu saldırıların yapıldığını dile getiren Şerik, “Şoven ve faşist saldırılar önce üniversitelerde Kürt öğrencilere karşı gelişti. Daha sonra yine aynı süreçte Alevilere yönelik saldırılar başlatıldı. Alevilerin evleri işaretlendi, tehdit edilmeye başlandılar.

Seçim süreci başladığında da bu saldırılar BDP’ye yöneldi. BDP’nin çeşitli illerde Elazığ, Erzurum ve Erzincan’da, bağlı ilçelerdeki seçim bürolarına yönelik saldırılar, kundaklanmalar yaşandı. Bu saldırılarla ırkçı, şoven çevrelere BDP hedef olarak gösterildi. Gelişen saldırıları, bütünün bir parçası olarak görmek gerektiğini belirten Şerik, “Elazığ, Erzurum, Erzincan ve Kürdistan’ın değişik alanları, geçmişte Türk özel savaş güçlerinin, MİT’in, kontrgerillanın geniş örgütlenme yaptığı bölgelerdir. Buradaki saldırıların amacı, bu alanlara Kürt özgürlük mücadelesinin girmesinin engellenmesidir” dedi.

ÖZEL SAVAŞ KENDİSİNİ YENİDEN TAHKİM EDİYOR

Şerik; Türkiye’deki metropol kentlerinde; Kürt öğrencilere, Alevilere, BDP’ye yönelik gerçekleştirilen saldırıların milliyetçilik ve şovenizmi geliştirmek, bir anti-Kürt kampanyası oluşturmak olduğunu dile getirerek, bu şoven dalgalanmaya bağlı olarak da Türkiye'de özel savaşın, milliyetçilik ve ırkçılık temelinde kendisini yeniden tahkim ettiğini belirtti.

Van, Batman, Amed ve Lice’deki saldırılarda daha çok ‘Kürdün Kürtle’ karşı karşıya getirilmesinin hedeflendiğine işaret eden Şerik, ‘‘Kürtlerin çeşitli biçimlerde karşı karşıya getirilmesi, Kürtler arasında bir savaşın başlatılması hedefleniyor. Bu hedef de tamamen MİT ve AKP projesidir. Yani Kürtlerin kendi aralarındaki bir sorundan kaynaklı bir çatışma ve savaş değil, tamamıyla MİT’in, AKP’nin projelendirdiği bir çatışma ortamının yaratılmasıdır. Bu yaratılırken de Kürtlerin birbirleriyle karşı karşıya geldiği imajı yaratılmak isteniyor.’’ dedi

ULUSAL BİRLİĞİ PARÇALAMAK İSTİYORLAR

K. Kürdistan’da PKK’nin karşısına faklı yapılanmalar çıkartılmak istendiğini belirten Şerik, ‘‘Kürtleri, ‘kendi aralarında çatışıyorlar’ biçiminde yansıtarak, Kürt halkının ilk defa yakalamış olduğu kendi aralarındaki ulus birliğini parçalamak istiyorlar, bunun basın ve medya ayağını da Rudaw TV oluşturmaktadır”dedi. Şerik, sözlerine şöyle devam etti: ‘‘Bunlar, çatışmanın bir boyutunu oluşturuyor.

Diğer bir boyutunu da AKP oluşturmaktadır. Şu anda AKP içerisinde yer alan kesimler var, bunların geçmişte T-KDP’yle ilişkili olduğunu biliyoruz. Aynı zamanda bunların Güney Kürdistan’da değişik iş alanları oluşturduklarını ve ticari ilişkiler içerisinde olduklarını da biliyoruz. Bu çevrelerin özellikle AKP’yle ilişkileri var. Bu ilişkiler nedeniyledir ki kendilerini AKP içerisinde konumlandırıyorlar. İşte Abdurrahman Kurt, Galip Ensarioğlu gibi kişiler bunlar. Çevrelerinde Haşim Haşimi gibiler de var.

Bunlar AKP’nin içerisinde yer alan Kürtler olarak kendilerini göstermek istiyorlar ve ona dayanarak da AKP bunları bizim karşımıza çıkartıyor. Wan’da da harekete geçirdikleri de böyle bir kişiliktir, Amed’de harekete geçirdikleri de böyle bir kişiliktir. Bunların Kürtlükle hiçbir alakaları kalmamış, asimile olmuş kesimlerdir.’’

TOPLUMUN HÜDA-PAR ALGISI

Bu saldırıların üçüncü boyutu ise HÜDA-PAR denilen grubun saldırıları olduğunu ifade eden Şerik, devamında; ‘‘Aslında HÜDA-PAR’ın açılımı, Allah’ın partisi demektir. HÜDA Kürtçe’de tanrı, Allah demektir. Bunlarda bu ismi bilinçli seçiyorlar. Bu doğrudan, kitlelerin bilincini etkilemeye ve yönlendirmeye yöneliktir. Mesela AKP, kendisine AKP denilmesini istemiyor, AK Parti denilmesini istiyor.

O isimlerle toplumda bir bilinç yaratmak istiyorlar. HÜDA-PAR Hizbul-kontra geleneğinden geliyor. Kürt halkı, Hizbul-kontra partisini 90’lı yılların başında gerçekleştirmiş olduğu kanlı cinayetlerle tanıyor. Kürt toplumunda oluşan algı budur. O algıyı tersine çevirmeden HÜDA-PAR Kürdistan’da bir siyasi parti olarak çalışma yürütemez.

Bunu yapabilmesi içinde kendi geçmişiyle güçlü bir yüzleşmeyi yaşaması ve Kürt halkına karşı yaptıklarından dolayı ciddi bir özeleştiri vermesi gerekiyor. Ancak bu şekilde Hizbul-kontra faaliyetlerinden bağımsız bir siyaset yürütmek istediği kabul edilebilir. Aksi halde Lice’de Batman’da olduğu gibi halka saldırmaya devam ederse halkta buna karşı cevapsız kalmaz”şeklinde konuştu.

DİN İSTİSMAR EDİLMEMELİ

Saldırılara ilişkin çeşitli çevrelerce kamuoyuna yapılan açıklamaları değerlendiren Şerik; “HÜDA-PAR Amed belediye başkan adayı ‘Lice’de yaşanan olay, Marksist ideoloji ile İslam düşüncesinin çatışmasıdır’ diyerek aslında kendisini Kürt İslamcı partisi biçiminde bir ideolojik kılıfa kavuşturmak istiyor,” dedi.

Bu şekilde, özellikle sosyalizm ve islamın bir birine karşıt olduğu mesajının verilmek istendiğini belirten Şerik, “ Bu anlayışın islamla bir alakası yoktur; Bu ciddi bir saptırmadır, böyle bir tartışmaya da girilmemesi gerekiyor. Çünkü bu tartışmalar dinin istismarı olur. Kaldı ki PKK’nin de İslam karşıtlığı diye bir durumu hiçbir zaman olmadı. Gerçek islamın özü PKK’de temsilini buluyor.”dedi.

İSLAM’LA SOSYALİZM ÇATIŞIYOR DEMEK CİDDİ BİR SAPMADIR

HÜDA- PAR’ın İslam’ın ilk ortaya çıkış koşullarını iyi anlaması gerektiğini belirten Şerik sözlerine şöyle devam etti; “İslam savaşları döneminde yapılan ilk iş, toprakların, suların etrafındaki çitlerin ortadan kaldırılması oldu. Bu, toprağın aldığı suyun tüm topluma ait olduğunun savunulması kültürüdür.

Şimdi bunu savunan kimdir? PKK’dir. Toplumsal yaşamı, toplumsal alandaki paylaşımların geliştirilmesini savunan PKK’dir. Yine İslamiyet, ilk ortaya çıktığı zaman Ortadoğu’da ezilenlere, yoksullara dayanıyor; en aşağıdakilere, ötekileştirilmişlere dayanıyor. Bunları bugün temsil eden kimdir? PKK’dir, BDP’dir. Şimdi bu gerçeğe karşı farklı bir demagojik üslup kullanarak, yaşanan savaşlar, İslamla- Sosyalizm arasında yaşanıyor, denilmesi ciddi bir saptırmadır; Dinin özü komünal, demokratik ve barışçıldır; dolayısıyla sosyalisttir.”

DEVLETİ PAYLAŞIM SAVAŞI SÜRÜYOR

Fethullah Gülen’in son yapmış olduğu ‘çatışmaların artarak şiddetleneceği’ açıklamalarının ABD’den bağımsız olmadığını değerlendiren Şerik, “bu açıklamalar ABD’den bağımsız olmadığı gibi AKP’nin iktidar oluşu da ABD’den bağımsız değildir. AKP, ABD’nin hazırlayıp bir toplum mühendisliği projesi olarak Türkiye gerçekliğine oturttuğu bir partidir.

Bu projede Fethullah Gülen teşkilatının da önemli bir rolü var. Aslında her ikisi de hem Gülen teşkilatı hem de AKP, ABD’nin Türkiye’ye yapmış olduğu müdahalenin farklı biçimlerdeki yapılanmalarıdır. Şimdi bunlar arasında bir hegemonya savaşı, yani devleti paylaşım savaşı sürüyor. Ve uluslararası güçler bu çatışmaya kendi cephelerinden bir biçim verme arayışındadır.” tespitinde bulundu.

PROVOKATİF ARAYIŞ İÇİNDELER

Türkiye’deki çatışmalı siyasi ortamdan yararlanarak çeşitli provokasyonlara başvurulduğunun altını çizen Şerik, sözlerine şöyle devam etti; “İşte bugün Aydınlık Gazetesinin PKK’ye karşı başlatmış olduğu kara propaganda ve saldırı kampanyası da bunun bir parçasıdır. Bununla yapılmak istenilen, PKK’nin bu çatışmada taraf olmasını sağlamaktır.

PKK’nin bu çatışmalarda bir taraftan yana olması için provokatif arayışlar içindeler. Örneğin BDP’ye yönelik saldırılar, Kürt öğrencilerine yönelik saldırılarda bu yöntemler arasında yer alıyor. Fakat bu önümüzdeki dönemde -geçmişte yapıldığı gibi- farklı boyutlara tırmanabilir.” 99’daki geri çekilme ve son Oslo görüşmeleri döneminde de buna benzer olayların yaşandığını dile getiren Şerik, “Devlet içerisinde örgütlü durumda olan güçlerin Önder Apo’nun Newroz’da başlattığı sürece rağmen, farklı şekillerde harekete geçerek mevcut rejimin farklı bir noktaya evrilmesine neden olabilir.

Bu AKP tarafından da, Fethullah Gülen teşkilatı tarafından da gerçekleştirilebilir. Ayrıca daha önce Ergenekoncu diye nitelendirilip devre dışı bırakılan, eski ulusalcı kesimler de var, tabi bunların hepsi de kendi çıkarları doğrultusunda provokasyonlar yaratıp, saldırılar gerçekleştirerek, çatışmaların yeniden şiddetlenmesine neden olabilirler.”uyarısında bulundu.

Son olarak Türk Genelkurmay Başkanı Necdet Özel faktörünün de bu tarz provokasyonlarda yer alabileceğine işaret eden Şerik, “Daha önce Cudi dağında yaşanan çatışmalarda kimyasal silahları kullandığı için ‘kimyasal Necdet’ adıyla anılan bu kişinin komutasında Roboski’de de bir katliam gerçekleşti. Bu tür kişiliklerin önümüzdeki dönemde daha şiddetli çatışmaların ortaya çıkmasına neden olabilecek saldırılar başlatmaması için hiçbir neden yoktur. Bu kişiyi Fethullah Gülen de, AKP de ve hatta ‘ihanet’ ettiği Silivri’deki ‘arkadaşları’ da çok rahat kullanılabilir” diyerek sözlerini tamamladı.

 

 

 

Bu haber toplam 1385 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    YASAL UYARI: Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Hakkarihabertv.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Hakkari Haber TV | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel :
Savaş TAŞ - 0.(546) 273 25 56
Yusuf TAŞ- 0.(545) 266 87 94 | Haber Scripti: CM Bilişim