" />
  • BIST 97.533
  • Altın 145,647
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 12 °C

TÜRKİYE DE SİVİL TOPLUM

Süleyman Seven

önemini ve sorunlarını tartışmak için de bize önemli ip uçları verir.  En genelde, Türkiye'de sivil toplum dediğimiz alanın örgütsel ve ahlaki/siyasi bir değer olarak bugünkü yapısı taradığımız zaman, Avrupa'da tarihsel olarak gelişen sivil toplum tartışmasının üç dalgasının da, bu dalgalar içinde oluşan farklı sivil toplum tanımlarının ve yaklaşımlarının da, sivil toplum alanı içinde yer aldığını görürüz.  Bu anlamda da, Türkiye'de sivil toplumun, bir taraftan hem bireysel hak ve özgürlüklerin yaşama geçirilmesi, hem demokrasiye geçiş, hem de katılımcı demokrasi taleplerini seslendiren örgütlerden oluştuğun söyleyebiliriz. Bu da, Avrupa'ya benzer bir tarz da, Türkiye'de de sivil toplumun içerdiği karmaşık, çok-boyutlu ve sorunlar içeren yapıyı bize göstermektedir.  Sivil toplumun karmaşık ve çok-boyutlu yapısı kendisini, sivil toplumu (a) STK'larla özdeşleştiren ve “örgütsel yaşam” olarak tanımlayan, (b) demokratikleşmeyle özdeşleştiren ve “demokrasiye geçişin ön-koşulu” olarak tanımlayan, ya da (c) “katılımcı demokratik toplum yönetiminin gerekli aktörü” olarak gören farklı oluşumların eş-zamanlı olarak sivil toplum alanında yer almasında göstermektedir.[1]  Bu da, farklı sivil toplum tanımlarının ve farklı sivil topluma yaklaşımların aynı anda sivil toplum tartışması içinde yer almalarını ortaya çıkartmaktadır.  Bu bağlamda da, Türkiye'de sivil topumun bugünkü yapısından konuşurken, bir taraftan çoğulculuktan ve çok-boyutlu bir yapıdan konuşurken, diğer taraftan da sivil topluma atfedilen anlamın taşıdığı “tanımsal muğlaklık” sorunundan da konuşuyoruz. 

 Tanımsal muğlaklık sorununun en önemli tezahürü, yine Avrupa'ya benzer bir yapı içinde, sivil toplum-demokrasi ilişkisin de ortaya çıkıyor. Diğer bir değişle, sivil toplumu sadece STK'lar la özdeş düşündüğümüz zaman karşımıza şu sorun çıkıyor: sivil toplum örgütlerin giderek finansal kaynak arama peşinde olan, kapasite sorunlarını üzerinde odaklaşan, ve örgütsel büyümeye giderek daha da önem veren profesyonel bir yapıya girmeleriyle birlikte, üstlendikleri demokratikleşme sürecine katkıda bulunma ve toplumsal sorunların/taleplerin kamusal tartışma alanını genişletme işlevlerini ikinci plana atmalarıyla ilişkili sorunlar.  Bu sorunlar kendilerini, hem sivil toplum örgütlerinin (STK'lar) giderek eleştirdikleri sistemin bir parçası olma tehlikesi içinde, hem de kendi aralarındaki ilişkilerde dayanışmanın giderek azalmasında  gösteriyorlar.  Ama en önemli sorun, sivil toplumun STK'lar temelinde örgütsel faaliyetleri nicel olarak artarken, bu artışın nitel olmasını sağlayacak sivil toplum-demokratikleşme ilişkisinin tam anlamda kurulamaması sorunu.

 Diğer taraftan da,  sivil toplumu sadece demokratikleşmeye yaptığı katkı temelinde düşündüğümüz, ve ona aşırı bir ahlaki ve siyasi değer yüklediğimiz zaman da, sivil toplum-devlet ilişkisinde önemli sorunlar çıkıyor. Sivil toplumun devlet denetimi dışında çalışma alanı muğlaklaşıyor; bazı sivil toplum örgütleri devlet denetimi sorunuyla karşı karşıyken, bazıları kendi misyonlarını devletle, ya da var olan siyasi iktidarla özdeşleştirebiliyor.[2] Örneğin kendilerini STK olarak tanımlayan düşünce kuruluşları, bağımsız bilgi üretmek yerine devlet ideolojisini yeniden-üretmeye katkıda bulunacak bilgi üretiminde bulunuyorlar. Devlet-sivil toplum ilişkisinin sorunlu olduğu diğer bir alansa, finansal ve yasal alan: devlete yakınlık ya da uzaklık STK'ların finansal kapasite artırımı sürecinde önemli bir rol oynuyor. Devletin STK'lar üzerinde oynadığı hem finansal hem de yasal denetim rolü, STK'lar arasındaki ilişkiyi bozma potansiyeline sahip bir rol. Bu rol, STK'lar arasındaki ilişkiyi dayanışmadan rekabet ve çatışmaya döndürecek nitelikte.  Tüm bu sorunlar, sivil toplum ile demokrasi arasındaki ilişkinin bozulmasına yol açan sorunlar. Bu nedenle de, yukarıda belirtildiği gibi, sivil toplumun demokrasiye katkısını geliştirmek için çok önemli bir gereksinim,  devlet-sivil toplum arasındaki sınırın iyi çizilmesidir.

 1980'lerden bu yana, dünyadaki gelişime paralel olarak sivil toplumun Türkiye'de de geliştiğini görüyoruz.  Bu süreç içinde,  STK'ların toplum içinde yaygınlaştığını, sayılarının giderek arttığını, sivil toplumun öneminin artığını, sivil toplum söyleminin siyasi partiler, hatta devlet aktörleri tarafından sürekli kullanıldığını görüyoruz.  Bugün 150.000'ne yakın STK'nın var olduğu hesaplanıyor. Bu sayı ağırlıklı olarak STK'lar oluşurken, hemşeri örgütleri, vakıflardan, meslek odaları, düşünce kuruluşları da sivil toplum içinde yer alıyor.[3]  Bu nicel artış, kendisini söylem düzeyinde de gösteriyor. Sivil toplum söylemi bugün farklı aktörler tarafından, Türkiye'nin demokratikleşmesinin ön-koşulu olarak kullanılıyor.  Tüm siyasi partiler kendilerini demokrasinin yanında gösterirken, sivil toplumun önemine referans veriyorlar.  Devlet aktörleri söylem düzeyinde hep sivil toplumun yanında. TUSİAD, MUSİAD ve SİAD gibi ekonomik baskı grupları kendilerini sivil toplum olarak topluma sunma girişimindeler, bu yolda faaliyetlerde bulunuyorlar.  Sivil toplum, söylem düzeyinde, devletin demokratikleşmesinin, güçlü ekonomi programlarının, Türkiye'nin AB'ye girme sürecinin önemli bir aktörü olarak tanımlanıyor.

 Fakat, yine dünyaya paralel olarak, Türkiye'de sivil toplumun ve STK'ların ciddi yukarda değindiğimiz önemli sorunları var. Sivil toplumun nicel olarak toplum içinde yaygınlaşmasının, ve kendisine atfedilen söylemsel önemin nitel bir yapıya dönüşmesi gerekiyor.  Tabii ki, sivil toplumun nitel olarak gelişmesini engelleyen sorunlar, Türkiye'deki devlet-merkezci siyasetle, demokrasi eksiğiyle ve bu gelişmeyi engelleyici nitelikteki yasal düzenlemelerle ilgili.  Sivil toplumu söylemsel düzeyde destekleyen devlet aktörleri ve siyasi partiler, bu önemin nitel bir yapıya dönüşmesi için katkıda bulunmuyorlar: hatta bu aktörlerin sivil topluma genel yaklaşımı geliştirici değil engelleyici nitelikte.  Bununla birlikte, sivil toplumun sorunlarını sivil topluma dışsal aktörlere referansla açıklamak ve tartışmak sınırlı, dahası indirgemeci bir eğilim taşımaktadır.  Yapılması gereken sivil toplumu sorunlarıyla birlikte kendi içinde tartışmaktır, bu sorunlara sivil toplum içinde çözümler üretmektir

Bu yazı toplam 2706 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    YASAL UYARI: Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Hakkarihabertv.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Hakkari Haber TV | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel :
Savaş TAŞ - 0.(546) 273 25 56
Yusuf TAŞ- 0.(545) 266 87 94 | Haber Scripti: CM Bilişim