" />
  • BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 11 °C

Ütopya ile gerçeklik farklıdır

Çiya Berçelan

İnsanlar arasında geleneklerle ve kültürlerle uyumlu, kabul edilebilir davranışlar normal davranışlardır. Bunlar herkes tarafından kanıksanır, kabul edilir ve farklı bir gözle bakılmaz, aykırı bulunmazlar. İnsanlar arasında gelenek ve kültür farklılığına bağlı olarak davranış biçimlerinde değişiklikler başkaları tarafından normal karşılanmayabilir.

Dünyamızın bütün toplumlarının azami müştereklerde ortaklaştığı değerler sistemi dışında kalan bir sistemi inşa etmeye kalkışmak, toplumları, halkları karşısına almak anlamına gelebilir. Bu şekilde dünya halkları ve toplumlarına aykırı bir duruma düşme karşısında halklardan gelecek tepki ve destek arasındaki makas iyice açılabilir.

Bölgemizdeki her katı/ulusçu devletin bir tane Kürdistanı bulunuyor, kimisinde ismi yasaklı, kimisinde de ismi göreceli olarak kullanılıyor. Bölgemizdeki devletlerin tamamı, dünyanın diğer devletlerinden çok daha katı ulus felsefesi ve ideolojisine dayanıyor. Bu katı ulusalcı sistemler sadece kendileri için bağımsız devlet hakkını meşru görüyor. Halbuki Birleşmiş Milletlerin birçok kararında ulusların kaderini tayin etme hakkı, bağımsız devletini kurma hakkı meşru, evrensel ve hukuksal bir hak olduğunu belirtilmiştir.

1981 tarihli Afrika İnsan ve Halkların Hakları Bildirisi ve söz konusu Bildiri’nin 19. maddesinde halkların eşitliği, 20. maddesinde de self-determinasyon hakkı düzenlenmiştir. 20. maddenin 1. fıkrasında “Bütün halklar varolma hakkına sahiptir. Ayrıca devredilmez ve vazgeçilmez self-determinasyon hakkına sahiptir. Böylece kendi siyasi düzenlerini tespit edebilirler, ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmelerini kendi özgür politikalarıyla tayin edebilirler” denilerek self-determinasyon hakkı bütün halklar için kabul edilmiştir. 2. fıkrada ise sömürge ve baskı altındaki halkların baskı altından kurtulma haklarının olduğu belirtilmiştir.

Bu bağlamda Dünya Devletlerin 2008'de Kosova’nın Sırbistan’dan ayrılmasını tanımaları, Gürcistan’ın özerk bölgeleri Abhazya ve Güney Osetya’daki gelişmeler, Ayrılma, uluslararası hukuka aykırı şekilde ilhak edilen bölgelerin ilhak eden devletten ayrılmaları halinde yine hukuka uygun kabul edilmektedir. Baltık devletlerinin Sovyetler Birliği’nden ayrılması bunun bir örneğini oluşturmaktadır.

Onların iç self-determinasyon hakkı’na istinat etmeleri tartışmasız bir şekilde kabul görmektedir. İnsan hakları sözleşmeleri muvacehesinde, ağır ayrımcılık muamelesine muhatap olan etnik ve dini gruplara ayrılma hakkının tanınması daha makul gözükmektedir

Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti’ni oluşturan altı Cumhuriyet’ten Slovenya, Hırvatistan ve Makedonya 1991’de, Bosna Hersek ise 1992 yılında bağımsızlığını ilan etmiş, geride kalan Karadağ da 2003 yılında bağımsızlığına kavuştur. Son 30 yılda Orta Asya'dan Avrupa'ya ve diğer bölgelerde meydana gelen gelişmelerla onlarca halk kaderini tayin hakkına dayanarak ulusal bağımsızlığını elde etmiştir.

Bu gelişmelerle bağımsızlığını elde eden halklar dünyamızın mevcut sistemleri ile ideolojik ve felsefi olarak uyum içinde sistemler inşa ettiler ve uluslar arası güçlerden de destek gördülerdir.

Bölgemizde bunca gelişmeler yaşanırken halkımızın Irak parçası uluslar arası güçlerin Baas diktatörlüğü karşısında verdiği destekle katı ulusçu/ırkçı Irak ölüm cenderesinden kurtularak federal Irak inşa edilmiştir. Aradan geçen bunca yıla rağmen maalesef egemen Arap ırkçı ideolojisi henüz aşılamadı. Irkçı tehditlere karşı halkımız bölgesini savunma sorumluluğunu üstlenerek geleceğini güvence altına alabilmiştir. Arap ırkçı tehditleri karşısında yasal, anayasal, idari ve askeri her açıdan öz iradesi ile geleceğini güvence altına almış, kurduğu sistemle uluslar arası kurum ve kuruluşlarla uyumlu, tanınma ve meşruiyetini sağlamıştır.

Güney Kürdistan halkları özgürlük mücadelesinde bu şekilde olumlu gelişmeler yaşanırken Kuzey Kürdistan halkının da bölgesel ve uluslar arası değişim ve dönüşümlerden etkilenmemesi düşünülemezdi. Nitekim öyle de oldu, halk özgürlüğünü elde etmek, insanlık ailesi içinde eşit hakları sahip olmak amacıyla demokratik mücadelesini yükseltmiştir. Halkımız ulusal özgürlük ve demokratik mücadelesini yükseltirken katı ulusçu/ırkçı sistemlerin imhacı özünü esnetmeye çalışma karşısında çok büyük bedeller ödeyerek hayati fedakarlıklara katlanmıştır.

Özgürlük ve demokrasi yolunda onbinlerce insan canınından olmuş, milyonlarca insan da malını, mülkünü feda etmiştir. Halkımız bu uğurda hayati fedakarlıklarına, ödediği ağır bedellere rağmen bir çok olgunun yanlış gitmesi, uluslar arası egemen demokratik güçlerle büyük çelişkiler yaşaması, bölgesel güçlerin işini kolaylaştırması üzerine inceleme, araştırma ve çözümleme yapılmasının halkımızın geleceği açısından önemsenmelidir.

Bugüne kadar bölgesel ve uluslar arası güçlerle ilişkiler, bölge halkları ile ilişkiler, savunulan ideoloji ve felsefenin uluslar arası değerlerle uyumu veya karşıtlığı, uluslar arası egemen güçlerin bölge politikaları, bölgesel güçlerin uluslar arası güçlerle ilişkileri ve çelişkileri kapsamlı derinlikli olarak çözümenmelidir.

Göreceli baskın siyasi kurumların dikte etmeye çalıştığı ideoloji ve felsefi sistemin ulusal ve uluslar arası sistemlerle hayati çelişkileri halkımıza çok büyük kayıpettireceği ortaya çıkmış, anlaşılmıştır. Bölge egemen ulus halklarına rağmen bölgesel katı ulusçı/ırkçı sistemleri Demokratik ulus paradigması dönüştürmenin imkansızlığı masanın üzerine konulup tartışılmalıdır. Arap katı ulusçu/ırkçı ulusal sistemini demokratik ulusa dönüştürmenin öncelikle Arap halklarının görevi ve sorumluluğudur. Türk katı ulusçu/ırkçı ulusal sistemini, Türk sağcısından solcusuna, demokratik ulus paradigmasını savunur noktaya getirmenin zorlukları çok açık, imkansız ve kendi sorumluluklarıdır..

Hayatın gerçekleri ile ütopyaları birbirinden ayırmanın zamanının çoktan geldiğini halkımız biliyor, herkesin de bunu bilmesinde ve bu yönde tutum almasında yarar vardır. Bölgemizde egemen ulus kültürü ile eğitilmiş, zihni, düşüncesi, fikri bu felsefe ve ideoloji ile donatılmış halkları demokratik ulus paradigmasına yakınlaştırmanın Mazlum, sömürge bile olmayan, sistemler tarafından yok sayılan Kürt halkının umuzlarına yüklenmiş bir yük olmamalı/yapılmamalıdır.

Kaldı ki Kürt halkı varlığını kanıtlama, özgürlük ve demokrasi mücadelesinde bölgedeki bütün halklarla dost ve kardeş olmayı, dost ve kardeş kalmayı benimsemiştir. Kürt halkının tarihtengelen kardeşlik kültürü ve tutumu egemen baskın uluslar tarafından istisnalar dışında kabul görmemiştir. Bugün bile baskın egemen kültürde sosyal ve kültürel doğal değerleri ile kuram ve kurumların hiçbirinde Kürt halkının karşılığı bulunmadığı gibi yok sayılmaya devam ediliyor. Böyle katı ulusçu/ırkçı sistemlere sahip bölge halkları mevcut hallerinden çok memnun da görünüyor ve bu halkları demokratik ulus sisteminin paydaşlığına getirmenin sorumluluğu da kendilerinde ve görevleridir.

Bölgemizi Avrupa Birliği örneğindeki gibi bütün halkların eşit, özgür demokratik bir sistemin çatısı altında, bir arada ve kardeşçe yaşaması akla uygundur. Fakat böyle bir sistem bölge halkları gerçekliği ile uyuşmuyor, uluslar arası farklı dinamiklerin de çıkarı ile uyumlu değildir. Bir sorun uluslar arası dinamikler ise diğer sorun da halkların içinde bulunduğu eşit olmayan koşullar ve gelecekteki farklı beklentileridir.

Bölgesel ve uluslar arası gerçekliğin ekseninde eşitliğin ancak federal demokratik bir sistemle veya bağımsızlıkla mümkün olacağı ortadadır. Dünyanın egemen sistemi görmezden gelinemez, yok sayılamaz.

Bölgemizdeki katı ulusalcı/ırkçı istemleri ile global egemen sistemler arasındaki çelişkiler mazlum halkların nefes almasını sağlamıştır. Yaşadığı koşullardan dolayı mazlum hakların da mazlumu Kürt halkının özgürlüğü için uluslar arası güçlerin desteğine hayati derecede ihtiyacı vardır. Kürt halkının özgücüne dayanması önemli ve anlamlı,ancak Kobanê'de görüldüğü gibi imha temelinde yönelen, çok vahşi ve barbar düşmanlara sahiptir.

Kobanê'de halkımıza imha temelindeki yönelim bölgedeki katı ulusçu/ırkçı sistemin dışında olmadığı uluslar arası egemen güçlerin kapsamlı müdahalesi ile ortaya çıktı. Bölgesel güçlerin hesaplayamadığı bu uluslar arası müdahale halkımızı çok büyük bir imhanın çemberinden çıkarıp almış, kurtarmıştır. Halkımızın özsavunma gücünün bütün fedakarca direnişine rağmen karşısındaki kuralsız, vahşi, barbar gücü durduramakta zorlanmştır. Xaneqin'den Efrin'e kadar büyük bir coğrafya üzerinde, halkımıza yönelik ima planları özsavunma gücü yanında uluslar arası egemen güçlerin desteği ile boşa çıkarılmıştır.

Ülkesinde çok büyük tehditlerle karşı karşıya bulunan halkımızın geleceği, özgür, demokratik ve dünya ile uyumlu bir sistemde bulunmaktadır. Bu ve buna benzer bir çok nedenle halkımızı hiçbir kişi veya kurum, kişisel veya grupsal sosyal, siyasal egolarını tatmin etmenin aracı yapılmamalıdır. Farklı ütopik hayallarin peşinde koşanlar olabilir, ancak ne bölgemiz, nede yaşam bunu kaldıramaz.

Bu yazı toplam 1502 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 2
  • Facebook Yorumları 0
    YASAL UYARI: Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Hakkarihabertv.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Hakkari Haber TV | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel :
    Savaş TAŞ - 0.(546) 273 25 56
    Yusuf TAŞ- 0.(545) 266 87 94 | Haber Scripti: CM Bilişim