Bedava mısırın görünmeyen bedeli: özgürlük

Bedava mısırın görünmeyen bedeli: özgürlük

Kaynak:Muhammed Mehdi Aydın

Bedava mısırın görünmeyen bedeli: özgürlük

​Bir üniversite amfisinde, bir öğrencinin profesörüne sorduğu o yalın soru, aslında insanlık tarihinin en eski ve en sinsi tahakküm mekanizmasını özetliyor: “Hocam, yaban domuzlarının nasıl yakalandığını biliyor musunuz?”

​Cevap, göründüğünden çok daha derin bir sosyo-politik gerçekliğe kapı aralar. Ormanda özgürce dolaşan yaban domuzlarını yakalamak için güç kullanmanıza, onları kovalamanıza ya da doğrudan silah çekmenize gerek yoktur. Tek yapmanız gereken, her gün aynı noktaya bir miktar "bedava" mısır bırakmaktır. Hayvanlar zahmetsizce ulaşabildikleri bu yiyeceğe alıştıkça, etraflarına adım adım çekilen çitleri fark etmezler bile. Önce bir taraf, sonra diğer taraf...

En nihayetinde kapı üzerlerine kapatıldığında, özgürlüklerini çoktan kaybetmişlerdir. İşin en dramatik yanı ise şudur: Bir süre çırpındıktan sonra, tıkıldıkları o alanda kendilerini besleyen ele minnet duymaya başlar ve kendi iradelerini, kendi yiyeceklerini arama yetilerini unutarak mezbahaya doğru sessizce yürürler.

​Bu hikâye, yalnızca doğaya dair bir gözlem değil; sömürgeci, otoriter ve vesayetçi anlayışların toplumları dönüştürme ve boyunduruk altına alma yöntemlerinin en yalın özetidir.
​Zahmetsiz İmkânların Ağında Toplumsal Bağımlılık
​İktisat ve siyaset biliminin en temel yasalarından biri şudur: “Bedava öğle yemeği diye bir şey yoktur.” Sömürgeci yapılar veya otoriter yönetimler, kitleleri kontrol altında tutmak için doğrudan baskı kurmaktan ziyade, onların temel ihtiyaçlarını birer "lütuf" gibi sunmayı tercih ederler.

Çeşitli sosyal yardımlar, karşılıksız destekler, dağıtılan gıda paketleri veya sağlanan geçici kolaylıklar ilk bakışta insan odaklı bir sosyal devlet anlayışı gibi görünebilir. Ancak bu yardımların sunuluş biçimi, üretim ve istihdama dayanmıyorsa; halkın kendi ayakları üzerinde durmasını değil, sürekli devlete veya otoriteye muhtaç kalmasını hedefliyorsa, ortada sosyal bir destek değil, adım adım inşa edilen bir "çit" var demektir.

​Sürekli yardım almaya, kolaylığa ve çaba sarf etmeden tüketmeye alıştırılan toplumlar, zamanla en hayati yetilerini yitirirler: Üretme, sorgulama ve hak arama bilinci. İhtiyaçlarını kendi emeğiyle karşılamayan topluluklar, kendilerine sağlanan bu imkânların kesilmesi korkusuyla özgürlüklerinden, siyasal haklarından ve hatta kültürel kimliklerinden vazgeçmeye hazır hale gelirler. Onları besleyen elin, aslında kendi geleceklerini sınırlandıran el olduğunu görmezden gelirler.

​Hakiki Özgürlük Üretim ve Fırsat Eşitliğiyle Başlar
​Bir toplumun gerçek anlamda bağımsız ve özgür olabilmesi, o topluma ne kadar "yardım" yapıldığıyla değil, o toplumun ne kadar "üretim ve karar süreçlerine katılabildiğiyle" ölçülür. Kolaylığa alışmak, bireysel ve toplumsal ölçekte kronik bir bağımlılık yaratır. Bu bağımlılık sarmalını kırmanın tek yolu ise insanlara hazır mısır sunmak değil, onların kendi mısırlarını ekebilecekleri, toplayabilecekleri ve adil bir şekilde bölüşebilecekleri özgür bir ekosistem yaratmaktır.

​Bu noktada gerçek ve sürdürülebilir kalkınmanın sacayakları netleşmektedir:
​Üretim ve İstihdam: Bireylerin sadakaya değil, kendi emeklerinin karşılığı olan adil bir kazanca ulaşması sağlanmalıdır.
​Fırsat Eşitliği: Toplumun her kesiminin yeteneklerini geliştirebileceği, ekonomik ve sosyal hayata eşit şartlarda katılabileceği mekanizmalar kurulmalıdır.

​Ana Dilinde Eğitim ve Kültürel Özgürlük: İnsanların kendi kimlikleri, dilleri ve değerleriyle toplumsal hayatta var olabilmeleri, toplumsal özgüvenin ve bağımsızlığın teminatıdır.

​Demokratik ve Anayasal Güvence: Hak ve özgürlüklerin iktidarların iki dudağı arasında bir lütuf olarak değil, anayasal güvence altında teminat altına alınması gerekir.
​Geleceği Kendi Elleriyle Şekillendirmek

​Sonuç olarak; çitlerin ne zaman ve nasıl çekildiğini anlamak, her özgür bireyin ve toplumun birincil sorumluluğudur. Sunulan her kolaylığın, verilen her "bedava" imkânın arkasındaki görünmeyen maliyeti hesaplamak zorundayız. Çünkü bedeli özgürlük, bağımsızlık ve gelecek olan hiçbir yardım "ucuz" değildir.

​Gerçek refah, birilerinin avucundan beslenmekle değil; hukukun üstünlüğüne dayalı, fırsat eşitliğini savunan, üreten ve kendi geleceğini kendi iradesiyle çizen bir düzende mümkündür. Unutmamak gerekir ki: Kendi yiyeceğini aramayı unutanlar, günün sonunda o yiyeceği verenin kurduğu kapana razı olmak zorunda kalırlar.

HABERE YORUM KAT
YASAL UYARI: Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Hakkarihabertv.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.