Çelik Fillerin Karşısında Yıkılamayan Kalpler: Gazze’nin Sessiz Çığlığı
Kaynak:Esra Özatak
Ancak bugün Gazze’de yaşananlar; uluslararası hukukun, insan hakları beyannamelerinin ve modern dünyanın tüm süslü sözcüklerinin anlamını yitirdiği sarsıcı bir kırılma noktasıdır.
Dünyanın gözü önünde sergilenen orantısız güç ve sivil halkı hedef alan sistematik yıkım, vicdan sahibi her birey için tarihin kara bir lekesidir. Bu, yalnızca bir savaş veya toprak meselesi değil; çocukların hedef alındığı, insanlık onurunun ayaklar altına alındığı bir soykırım gerçeğinin ta kendisidir.
Fakat ortada, zulmü uygulayanların hesap edemediği, modern silahların menziline girmeyen çok daha derin bir hakikat var.
Tonlarca ağırlıktaki bombalarla evleri başlarına yıktılar, o küçücük çocukları bedenlerinden kopararak, sakat bırakarak eşi görülmemiş fiziksel bir yıkım yarattılar. Ancak başaramadıkları, onları adeta çıldırtan bir şey var: O çocukları öldürerek, sakat bırakarak kalplerini yok edemediler.
Bedenler yara bere içinde kalırken, o masum ruhlar bir adım bile geri atmadı, içlerindeki o sarsılmaz direnişi söküp alamadılar. İşte bugün şahit olduğumuz o sınır tanımaz azgınlığın, o gözü dönmüşlüğün asıl sebebi budur. Zalim, masumun gözündeki o korkusuzluğu gördükçe kendi acizliğiyle yüzleşiyor ve bu yüzleşme, onun şiddetini daha da pervasızlaştırıyor.
Bu tablo, bize asırlar öncesinden yankılanan, zamanlar ve mekanlar üstü bir hakikati, Fil Suresi'ni tüm canlılığıyla hatırlatıyor.
Dünün Ebrehe'si, inancın kalbini yıkmak için dönemin en yenilmez görünen, en devasa gücü olan fillerle yola çıkmıştı. Kibirleri o kadar büyüktü ki hiçbir gücün onları durduramayacağına inanıyorlardı. Bugünün Ebreheleri ise çelikten fillerle, gökyüzünü karartan ölüm makineleriyle Gazze'nin üzerine yürüyor. Karşılarında ise, dünün Ebabillerini bekleyen o masumlar var.
Fil Suresi bize en net haliyle şunu öğretir: Ne kadar devasa olursa olsun, kibirle ve zulümle yürüyen her güç, nihayetinde siccil taşlarıyla (pişirilmiş çamurdan taşlarla) darmadağın edilmeye, "yenilmiş ekin yaprağına" dönmeye mahkumdur. Bugün o siccil taşları, enkaz altından çıkarılırken bile gökyüzüne inançla bakan o çocukların yıkılamayan iradesinde gizlidir.
Hak ve adalet terazisi bu dünyada şaşabilir; uluslararası mahkemeler yavaş işleyebilir, küresel güçler bu yıkıma göz yumabilir. Ancak unutulmamalıdır ki, mutlak adaletin tecelli edeceği bir makam vardır. Sabrın ve masumiyetin bir sınırı, mazlumun ahının arşı titreten devasa bir gücü bulunur.
Ve gün gelir, ilahi adalet hükmünü verir... Ama o kılıç kınından çıkarsa, Hak katında durdurabilene aşk olsun!
İlahi adaletin kılıcı çekildiğinde, ne çelikten filler ne de diplomatik kalkanlar işe yarar. Bu dünyada dökülen her masum kanının, koparılan her çocuk uzvunun hesabı, zerresine kadar sorulur. Gazze’nin çocukları, bugün insanlığın en büyük sınav kağıdıdır. Onların yıkılamayan kalpleri, enkaz altından yükselen tertemiz ruhları, zalimin en büyük ve kalıcı mağlubiyetidir.
Bu yüzden vicdanın sesini kısmamak, gerçeği tüm çıplaklığıyla haykırmak sadece bir tercih değil, insan olmanın en temel haysiyet borcudur. Tarih; bu yıkımı da, buna karşı dik duran yıkılamaz kalpleri de asla unutmayacaktır.