RUHUN HİCRETİ
Kaynak:Perihan Önal
Ancak Kur’ân-ı Kerim’de sözü edilen asıl hicret, ruhumuzun bu dünya hayatında sahibine yani Allah’a ulaşmasıdır.
Ankebût-26’da Allahû Tealâ bu hicretten bahsediyor sevgili kardeşlerim.
29/ANKEBÛT-26 Fe âmene lehu lût (lûtun) ve kâle innî muhâcirun ilâ rabbî, innehu huvel azîzul hakîm(hakîmu).
Bundan sonra Lut (A.S), Kur’ân (İbrâhîm (A.S)’a) îmân etti (tâbî oldu) ve dedi ki: "Muhakkak ki ben, Rabbime hicret edecek olanım (ruhumu yaşarken Allah’a ulaştıracağım). Muhakkak ki O; Azîz’dir (çok yücedir), Hakîm’dir (hüküm sahibidir)."
Ne diyor Lut (A.S)? “Ben Rabbime hicret edeceğim.” diyor.
İşte bundan 14 asır önce Peygamber Efendimiz (S.A.V.) ve sahâbe hicreti yaşadılar. Fizikî anlamda Mekke’den Medine’ye göç ettiler. Ancak bununla birlikte asıl hicreti de gerçekleştirdiler; ruhlarını Allah’a ulaştırıp O’na teslim ettiler (Zümer Suresi, 18. âyet).
Peygamber Efendimiz (S.A.V.) buyuruyor ki: “Tövbe sonra ermedikçe hicret sona ermez. Güneş battığı yerden doğmadıkça da tövbe sona ermez.” (K: Ebû Dâvûd, Cihâd, 2.)
Nebîler Sultanı (S.A.V) Efendimiz burada mürşidin önünde yapılan tövbeden ve bu tövbeyle gerçekleşen asıl hicretten söz ediyor sevgili kardeşlerim. Gerçekten güneş battığı yerden doğduğu süre içerisinde tövbe kapısı hep açıktır. Ve hicret, mürşid önünde tövbeyle başlar sevgili kardeşlerim. Bu tövbe alelâde bir tövbe değil.
Bu tövbe bizi hicrete başlatır. Bu hicret nereye? İşte bu hicret, Sıratı Mustakîm üzerinden ruhun seyr-i sülûkuyle yedi gök katını aşıp yedi âlemi geçerek Allah’ın Zat’ına ulaşmasıdır. Allahû Tealâ, Rahmân Suresinin 33. âyet-i kerimesinde bir mürşid (bir sultan) olmadan bu hicretin gerçekleşemeyeceğini buyuruyor sevgili kardeşlerim.
Öyleyse asıl hicret nedir? Asıl hicret, Allah’ın Zat’ından bize üfürülen ruhun, sahibimiz olan Allah’a Sıratı Mustakîm üzerinden ulaşmasıdır, Allah’a sığınmasıdır.
Kim bu dünya hayatında kalben Allah’a ulaşmayı dilerse Allah o kişiye Rahîm esmasıyla tecelli eder ve o kişiyi -hacet namazı kılması halinde- mutlaka mürşidine ulaştırır. Mürşidin önünde tövbesini gerçekleştirip tâbî olan kişinin ruhu vücudundan ayrılıp Allah’a doğru yola çıkar.
Kişinin zikrine paralel olarak nefsi yedi kademede tezkiye olurken ruhu da seyr-i sülük adlı bir yolculukla yedi gök katını ve yedinci gök katının yedi âlemini geçerek Allah’ın Zat’ına ulaşır. İşte Kur’ân-ı Kerim’de hepimizin üzerine farz kılınan hicret budur: emanet olan ruhumuzu biz ölmeden evvel Allah’a ulaştırmak.
Unutmayalım ki bütün insanlar bir emanet taşımaktadır (Ahzâb-72). O, emanet ruhumuzdur ve mutlaka hayattayken Allah’a hicret etmelidir.
Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V.) hicret konusunda şöyle buyurmaktadır:
"Ameller niyete göredir. Herkes sadece niyetinin karşılığını alır. Kim Allah ve Resûl’ü için hicret ederse, hicreti Allah ve Resûl’ünedir. Kim de erişeceği bir dünyalık veya evleneceği bir kadından dolayı hicret ederse, onun hicreti de hicretine sebep olan şeyedir."(K: Müslim, İmâre, 155).
Bir taraftan dünyaya hicret söz konusu iken öbür taraftan Allah ve Resûl’üne hicret söz konusudur ve insanoğlu, ikisinden birisini tercih edecektir. Hicrete ehil olan insanlar, Allah’a ulaşmayı dileyenlerdir. Onlar mutlaka o hedefe ulaşacaklardır. Çünkü Allahû Tealâ bunu garanti etmiştir (Şûrâ-13, Ra’d-27).
Kişi Allah’a ulaşmayı dilemedi, hacet namazıyla mürşidini Allah’a sormadı ve mürşidine tâbî olmadı, hicretini gerçekleştiremedi, ruhunu Allah’a döndürmedi, ulaştırmadı; o zaman ölümle birlikte, ölüm melekleri ruhu beraberlerine alarak Allah’a doğru bir yolculuk yaparlar. Ve ruh, ulaşması lâzım gelen yere, gerçek sahibine, Allah’a geri döner. Yani biz istesek de istemesek de ölümle ruhumuz Allah’a ulaşır sevgili kardeşlerim. Ama orada kurtuluş yoktur.
Hadîs-i şerifte: “Allah’a şirk koşmadan ona mülâki olana cennet vacip olur. Allah’a şirk koşarak mülâki olana cehennem vacip olur.” (K: Müslim, Îmân, 151) buyurulmaktadır.
O halde görüyoruz ki kalben Allah’a ulaşmayı dileyerek mürşidine tâbî olan ve ruhunu ölmeden evvel Allah’a ulaştıran kişi kurtuluştadır.
Hepinizin yaşarken ruhunuzu Allah’a ulaştırmayı dilemenizi, böylece Allah ve Resûl’üne hicret etmenizi Yüce Rabbimizden diliyoruz. Sizleri çok ama çok seviyoruz. Allah hepinizden razı olsun.