Sen değişirsen kâinat değişir
Kaynak:Hakkarihabertv.com
Huzursuz, sıkıntılı, başkalarından sıkıntı yüklenmiş olan ve bu sıkıntıyı başkalarına vermek üzere fırsat arayan insanlar. İşte böyle bir toplum olduk sevgili kardeşlerim. Peki, mutsuzluk yalnızca bireysel bir problem midir yoksa toplumsal bir hastalık mıdır? Öncelikle mutluluk iç dünyamızda kavgayı bitirmekle gerçekleşen bir olaydır. Neden iç dünyamızda kavga var? Her insanın bir nefsi ve bir de ruhu var içinde. Nefs afetlere, ruh ise hasletlere sahiptir.
Nefsin afetleri Allah ne emir verirse hepsine itiraz eder; Allah neyi yasaklarsa hepsini de mutlaka yapmak ister. Ruhun hasletleri ise Allah'ın bütün emirlerini mutlaka yerine getirmek ister, yasak ettiği işleri de asla yapmak istemez. Vücudun kumandanı akıldır. İkisi de akla hitap ederler ama nefsin talepleriyle ruhun talepleri birbirinin tamamen zıddıdır. Öyleyse kesintisiz bir kavga, bir kaos, bir savaş iç dünyamızda diyalektik bir kavga olarak daima vardır. Ve bu kavganın varlığı sebebiyle hep içiniz rahatsızdır, huzursuzdur ve bu huzursuzluk mutlaka etrafınıza da yansıyacaktır.
Mutluluğun anahtarı nefsle değil, ruhla yaşamaktır ya da nefsinizin afetleriyle değil, ruhunuzun hasletleriyle yaşamaktır. Para, sahip olduğunuz şeyler, otomobiller, evler hiçbir şey ifade etmez. Onlar mutluluğunuzun vasıtası değildir. Onlar nefsinizin afetlerinin tatmini için vardır. Ne zaman nefsinizin bir afetinin talebini tatmin ederseniz, bir süre sonra tekrar tekrar isteyecektir.
Nefsin afetlerini tatmin etmeye çalıştıkça devamlı sizi yiyen, sizi devamlı huzursuz eden bir makineyi hayatınız boyunca hep çalıştırırsınız. Ve elde ettiğiniz şey sadece ve sadece mutsuzluktur. Ama başka türlü de davranabilirsiniz. O makineyi size mutluluk verecek olan bir dizaynda da her zaman çalıştırabilirsiniz. Nasıl mı? Nefsteki afetleri yani hastalıkları yok ederek. Buna Kur’ân-ı Kerim nefs tezkiyesi ve tasfiyesi demektedir.
2/BAKARA-44: İnsanlara birr’i (tezkiye ve teslim olmayı) emrediyorsunuz da siz kendinizi unutuyor musunuz? Ve siz, Kitab’ı okuduğunuz halde hâlâ akıl etmiyor musunuz?
Yani Allahû Tealâ diyor ki; insanlar değişmeli. Herkes ne yapıyor? Kendi dışındaki insanların değişmesini bekliyor. Bütün şikayet edenlerin şikayetinin arkasında ne var? “O değişsin, ben sonra değiştiririm.” Ama Allah ne diyor? “Sen değiş, ben onları değiştiririm.” Ancak bu afetlerden hastalıklardan kurtulmamız Allah’ın yardımı olmadan mümkün değildir.
4/NİSÂ-49: Kendi nefslerini temize çıkaranları (tezkiye ettiklerini söyleyenleri) görmedin mi? Hayır (öyle değil). Ancak Allah, dilediği kişinin nefsini tezkiye eder…
Bu yardım ise kalpten bir dilekle bize ulaşmaya başlar. Allah hep kalplerimize bakar, hep kalbimizde o dilek var mı diye bakar. Hangi dilek? “Yüce Allah’ım, ben artık beni mutsuz eden bu afetlerimden kurtulmak istiyorum. Ben de önceden yaşamış Allah dostları gibi Seni çok seven ve Senin de çok sevdiğin, herkese sevgiyle bakan, her olaydaki güzellikleri görebilen, Sen’den her an razı olmuş kullarından olmak istiyorum. Sana ulaşmayı diliyorum, kalbimde hep Senin ve sevginin olmasını istiyorum. Lütfen, bana da yardım et Yüce Allah’ım.” İşte böyle bir dua…
Bu dilek kalpte oluşunca Allahû Tealâ anında nefs kalbinde değişiklikler oluşturur ki kalp Allah’ın nurlarını alabilen bir hüviyette olabilsin ve hemen kalbimize nefs doktorumuzun sevgisini yerleştirir. Nasıl her hastalığın bir doktoru varsa, nefs hastalıklarının da bir doktoru vardır ve doktorumuzun kim olduğunu sadece Rabbimiz bilir. O sebeple doktorumuzu Hacet namazı ile Kendisine sormamızı emretmektedir (BAKARA-45,153). Diyelim ki doktorumuza ulaştık ve onun verdiği reçeteleri uygulamaya başladık; o zaman etrafımıza bakışımızda neler değişir?
Artık başka insanlara sizi üzecek olan bir vasıta değil, sizi mutluluğa ulaştıracak olan Allah'ın yegâne vasıtaları olarak bakmaya başlarsınız ve bu bakış kalbinizdeki nur oranı arttıkça yani kalbiniz afetlerden temizlendikçe artacaktır. “Ben ne yaparım da ona bir nebze mutluluk verebilirim?
Ben ne yapabilirim de ona yardımcı olabilirim.” Bunu yaptığınız an, siz o kişiyi mutlu etmiş olursunuz ama bunu yapmayı plânladığınız andan itibaren onu gerçekleştirdiğiniz noktaya kadar asıl mutluluğu yaşayan sizsiniz. Öyleyse o kişi, daha ona mutluluğu ulaştırmayı planladığınız andan itibaren sizin mutluluğunuzun kapısıdır. Olaya nasıl bir bakışla bakarsanız, olaya nasıl bir girişle girerseniz siz, o kadarsınız. Ya kendi mutluluğunuzun mimarı ya da mutsuzluğunuzun zavallı temsilcisi, seçimi siz yaparsınız. Sizden çevrenize ne ulaşırsa onlardan size sadece onun eşiti geri döner.
Siz başkaları için yaşadıkça Allah için yaşarsınız. Allah için yaşayan herkes aslında kendi mutluluğunun anahtarını eline geçirmiş olan bir insandır. Kulvara eşit şartlarla girdik. Kim Allah'ın güzelliklerini keşfedebilirse bu keşif, Allah'ın ilâvesiyle sonsuz boyuta ulaşır.
İşte sahâbenin başlangıcı; kötülüğe kötülükle mukabele eden insanlar. Sahâbenin sonu; iyiliğe iyilikle mukabele eden insanlar. Toplumun hepsi değişmiş, yapı değişmiş. O yapıda toplumun bütün fertleri birbirleri için yaşıyordu. Toplumun birbirine karşı olan davranışları toplumun bütün fertlerini mutluluğun doruğuna çıkarmıştır. Onun için dünya şartlarında fakir insanlar olan sahâbe, mutluluğun bütün boyutlarını yaşamışlardır.
Neden onlar tatbik etsin de siz etmeyesiniz? Öyleyse şimdi kendinize sormalısınız: “Mutlu muyum?” diye. Eğer “mutsuzum” diyorsanız Allah sizden ilk adımı atmanızı bekliyor. Unutmayın ki; mutsuzluğunuzun sebebi başka insanlar değil. Allah'ın kanunları sizin için de çalışıyor. Allah sizi de mutlu etmek istiyor, bu güzellik aynı zamanda sizin için de geçerli.
Hepinizin Allah’ın dostlarından olabilmenizi Yüce Rabbimizden diliyoruz. Sizleri çok ama çok seviyoruz. Allah hepinizden razı olsun.