Trump'ın Büyük Blöfü
Kaynak:Hakkarihabertv.com
Hakkarili Ömer Ak, yazısında;" Amerika'nın "İran halkına yardım edeceğiz, devam edin" tiyatrosu ve sömürgeciliğin çağdaş makyajı Birileri yine sahnede. Elbette ki süslü bir girişle: “İran halkı yalnız değildir. Size yardım edeceğiz. Mücadeleye devam edin!”
Bu cümleleri duyduğunuzda midenizin bulandığını hissediyorsanız, yalnız değilsiniz.
Çünkü bu cümleler 1953’te de söylendi.
1979’da da söylendi.
2003’te Irak’ta, 2011’de Libya’da, 2010’larda Suriye’de de neredeyse kelimesi kelimesine kullanıldı.
Hep aynı senaryo:
“Sizi özgürleştireceğiz”
“Demokrasi getireceğiz”
“Diktatöre karşı yanınızdayız”
Halk ayaklanır / isyan büyür / kaos çıkar
Müdahale gelir (ya doğrudan ya vekâleten)
Ülke harabeye döner
Batılı şirketler gelir, sözleşmeler imzalanır
Yeni kukla yönetim kurulur
Ertesi gün kimse o “özgürleştirdiğimiz halk”ı hatırlamaz
Şimdi aynı filmin fragmanını İran için oynatıyorlar.
Lütfen şu basit gerçeği bir daha tekrar edelim:
Amerika’nın hiçbir zaman başka bir milletin özgürlüğünü umursadığı olmamıştır.
Umursadığı tek şey, o milletin kaynakları, jeopolitik konumu ve direnme kapasitesidir.
İran’da rejimi sevmiyor olabilirsiniz.
Çok ağır eleştirilecek, değiştirilmesi gereken pek çok şey olabilir.
Ama şunu unutmayın: Sömürgeci, senin zulmünden rahatsız olduğu için değil, senin bağımsızlığından ve direncinden rahatsız olduğu için seni “kurtarmaya” geliyor.
Bugün Twitter’da, televizyonda, YouTube’da “devam edin, biz yanınızdayız” diye twit atanların çoğu ya saf ya da maaşlı.
Arada kalan küçük bir kesim de var: hem rejimden nefret ediyor hem de Amerika’nın kucağına oturmanın ülkeyi Suriye’den beter edeceğini görebiliyor.
İşte o küçük kesim haklıdır.
İran halkı eğer bir gün değişim istiyorsa,
bunu Washington’dan, Londra’dan, Tel Aviv’den gelen “yardım” tweetleriyle değil,
kendi örgütlülüğüyle, kendi bedeliyle, kendi iradesiyle yapmalıdır.
Çünkü tarihin tekerrürden ibaret olduğu doğru değil.
Tarih, aynı tuzağa ikinci defa düşenlerin tekrarından ibarettir.
Sömürgecinin “yardım” dediği şey, zincirin yeni modelidir.
Ambalajı değişir: demokrasi ambalajı, insan hakları ambalajı, özgürlük ambalajı…
Ama içindeki mal aynıdır: bağımlılık, yağma ve uzun vadeli itaat.
O yüzden en net cevap şu olmalı:
“Teşekkürler ama gerek yok.
Kendi işimizi kendimiz göreceğiz.
Siz kendi işinize bakın.
Zaten buralarda çok fazla vaktiniz oldu.”
Milletin kanmaması gereken tek şey var:
“Kurtarıcı” diye gelenin, aslında en büyük cellat olduğudur.
Gerisi laf-ı güzaf.