Üç Çeşit Tövbe Vardır

Üç Çeşit Tövbe Vardır

Kaynak:Dr. Abdulcabbar Boran

Dr. Abdulcabbar Boran, Tövbe; yapılan günahlardan Allahû Tealâ’nın affını dilemek, Allah’ın affetmesini istemektir.

Kur’ân-ı Kerim’de 3 çeşit tövbe yer alır. Bir, devamlı günah işleyip de tövbe eden insanlar var. İnsanlar suç işlerler ve de bu suçlarının affı için Allah’û Tealâ’dan devamlı talepte bulunurlar. “Ya Rabbi!” derler, “Ben bir günah işledim. Beni bağışla.” Burada Allahû Tealâ’nın o tövbeyi affedip etmeyeceği konusunda hiçbir garanti söz konusu değildir. Bu statüde bulunan insanlar, bu tövbenin kabul edileceğinden hiçbir zaman emin olamazlar. Allahû Tealâ da zaten emin olmaları konusunda bir şey söylemiyor. “Affedebilirim” diyor ama affedip etmeyeceği konusunda kesin bir teminat vermiyor.

35/FÂTIR–5: Ey insanlar! Muhakkak ki Allah’ın vaadi haktır. Öyleyse dünya hayatı sizi sakın aldatmasın. Aldatıcılar da sizi Allah ile (affına güvendirerek) aldatmasınlar.

Öbür taraftan da yine Allahû Tealâ diyor ki: “Büyük günahları işleyenler bile Benim affımdan ümit kesmesinler.”

39/ZUMER-53: De ki: "Ey nefsleri üzerine israf yüklemiş (haddi aşmış) kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Muhakkak ki Allah, günahların hepsini mağfiret eder (sevaba çevirir). O, muhakkak ki O; Gafûr’dur (mağfiret eden), Rahîm’dir (rahmet nuru gönderen)."

Öyleyse ne demek istiyoruz? Yani Allahû Tealâ günahlarımızı affedeceğine dair bir teminat veriyor mu? Gayet tabii. Allah günahlarımızı affedeceğine dair bir teminat veriyor. Günahlarımızın hepsini örteceğine dair garanti veriyor, daha öteye de geçiyor, onları sevaba çevirmek konusunda da garanti veriyor. Sevgili kardeşlerim, gelin beraberce Mevlâna’ya bakalım, ne diyor Mevlâna? “Ne kadar tövbeni bozmuş olursan ol, gene gel.

Bu dergâh, ümitsizler dergâhı değildir.” diyor. Acaba neye dayalı olarak söylüyor Mevlâna bunu? Mevlâna’nın bir bildiği var. İşte o bildiği şeyi size söylemek için buradayız. Dergâhın içinde olmak neyle mümkün? Tövbe etmekle mümkün. Yani irşad makamının önünde yapılan bir tövbe söz konusu. Onların bildiği o şey, başka bir tövbe.

“Büyük günahları işleyenler bile Bizden ümidini kesmesinler.” demekten Allahû Tealâ’nın muradı: “Onlar eğer Bana ulaşmayı dilerse Ben, onların büyük günahlarını da küçük günahlarını da günahlarının hepsini örterim.” diyor.

8/ENFÂL-29: Ey âmenû olanlar! Allah’a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.

Kur’ân-ı Kerim’de bahsedilen ikinci tövbe şekli, işte bu tövbe; irşad makamının önünde yapılan tövbedir. Allah, onların günahlarını sevaba çeviriyor ve tövbeleri affedilmiş olarak ruhları Allah’a yöneliyor, sonunda da Allah’a ulaşıyor.

Kişi önce Allah’a ulaşmayı kalben diler. Allah, Rahîm esmasıyla tecelli eder, gözlerindeki ve kulaklarındaki engelleri kaldırır, kalbindeki ekinneti alır, yerine ihbat koyar. Böylece Allah, kişinin kalbindeki hidayetle kalbinin nur kapısını Allah’a çevirir, göğsünden kalbine nur yolunu açar. Kişi huşûya ulaşır ve mürşidini görür. Ardından on tane ihsanla kişi irşad makamına ulaşır ve tâbî olur. Allah, Allah’a ulaşmayı dileyen ve Allah’ın gösterdiği mürşide tâbi olan kişinin bütün günahlarını affeder, yetmez; günahların tümünü sevaba çevirir.

25/FURKÂN–70: Ancak kim (mürşidi önünde) tövbe eder (böylece kalbine îmân yazılıp, îmânı artan) mü’min olur ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa, o taktirde işte onların, Allah seyyiatlerini (günahlarını) hasenata (sevaba) çevirir. Ve Allah, Gafur’dur (günahları sevaba çevirendir), Rahîm’dir (rahmet nuru gönderendir).

Mürşidin önünde yapılan bu tövbeyle kişi nefs tezkiyesi yaparak salih amel işlemeye başlar. Ruhunu Allah’a ulaştıran kişi, zikir artışıyla fizik vücudunu da Allah’a teslim eder. Sonra daimî zikrin sahibi olur. Ulûl’elbab olur. Fakat mürşide ulaştıktan daimî zikre ulaşana kadar da işlediği günahlar vardır. Daimî zikrin sahibi olduktan sonra o kişinin bu günahlarını da Tövbe-i Nasuh’la Allah örter ve sevaba çevirir. Daimi zikirle afetlerin hepsi yok olmuştur, bu nedenle Tövbe-i Nasuh, artık bozulması mümkün olmayan bir tövbedir. Daimî zikirle kişi, nasuh tövbesiyle Allahû Tealâ’nın huzurunda tövbe eder. Bu da üçüncü tövbe şeklidir:

66/TAHRÎM–8: Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı dileyenler)! Allah’a Nasuh Tövbesi ile tövbe edin! Umulur ki Rabbiniz, sizin günahlarınızı örter ve sizi altından nehirler akan cennetlere koyar. O gün Allah, nebîleri ve O’nunla beraber olanları mahzun etmez. Onların nurları, önlerinde ve sağlarında koşar. “Rabbimiz, bizim nurumuzu tamamla ve bize mağfiret et (günahlarımızı sevaba çevir). Muhakkak ki Sen, her şeye kaadirsin.” derler.

“Allah benim günahlarımı affetmez, benim kurtuluşum yok.” diye düşünen insanlar bir bilseler ki Allah’a ulaşmayı diledikleri zaman bütün günahları örtülecek, mürşide ulaştıkları zaman da günahları sevaba çevrilecek, daimî zikre ulaştıkları zaman da nefslerinde afet kalmadığı cihetle dönülmesi mümkün olmayan bir tövbeyle bir kez daha mağfiret edilecekler.

Allah insanı o kadar çok seviyor ki; insanlar bunu bilselerdi işte o zaman Allah’ın yolunun dışında kalmaları, Allah’a ulaşmayı dilememeleri mümkün olmazdı. Allah bütün günahlarını affetmeye hazır; kişi yeter ki sadece Allah’a ulaşmayı dilesin.

www.ibrahimlive.com

HABERE YORUM KAT
YASAL UYARI: Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Hakkarihabertv.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.