Yakınma değil, yekinme zamanı

Yakınma değil, yekinme zamanı

Kaynak:Perihan Önal

Yaşar İçen: Günümüz dünyasının en büyük sorunlarından biri de; sürekli yakınan, bezgin, karamsar, çözümsüzlük üzerinden çürüyen ve çürümüşlüğü ile toplumu çürüten insanlar!

Laf aramızda bu tarz “negatif enerjili” insanlarla yüz yüze gelmemek ve hatta aynı ortamda bulunmamak için elimden geleni yapıyorum. Çünkü negatif enerjili insanların olduğu yerlerde ruhum, enerjim, kalbim, zihnim nefes alamıyor ve tükeniyor gibi hissediyorum.

Düşünsenize meymenetsiz suratların zikrettiği “amalar, fakatlar, lakinler, olmazlar” havada uçuşuyor ve siz pes etmeden ısrarla inatla onlara karşı YEKİNİYORSUNUZ!

Bu YAKINAN tayfa sadece günlük hayatın içerisinde değil, her yerde. Bilhassa da siyasette, basında, medyada ve akademik camiada fazlasıyla varlar! Oysa ki siyasetin ve aydınların; en fazla düşünmesi, üretmesi, çalışması, anlaması, gelişmesi, geliştirmesi, ayması ve aydınlatması gereken yıllarını yaşıyor Türkiye ve bölge.

Basın ve medyayı takip ettiğimde de değişen bir şey yok ve gördüğüm tek özet şu; bireysel menfaatler eşliğinde YAKINMA var, ortak kazançlar üzerinde YEKİNME yok!

“Çözüm süreci denemeleri” içerisinde aktif olarak yer alan, prangalı kalemleri ve amalı-fakatlı-lakinli cümleleri eşliğinde “her hayrı şerre çevirenlerden” de sıkıldı ve bunaldı vatandaş!

Hatta samimiyetle şunu söylüyor vatandaş; “o gazeteci-yorumcu-yazar kesimi varsa işin içinde mutlaka yine bir hayal kırıklığı ve oyun vardır, o zaman ben yokum”!

Oysa ki YAKINMA YEKİN devrine iki yıl önce hep birlikte geçiş yapmıştık ve bu paslı prangalı kalemlerden, zihinlerden, cümlelerden kurtulacaktık!

’Şikayet ve rehavet; zihni ,bedeni, ruhu paslandırır’ der eskiler.

Türkiye yıllarca “yakınanların” gölgesinde amalara, fakatlara, lakinlere mahkum edildi. Üreten ve çalışan zihinler, ‘camdan duvarlara’ hapsedildiği için yurtdışına çıkmak zorunda kaldı.

“Geriye itilenler” için de mesele başarısız olmaları değildi. Mesele “kötüye hizmet edemeyecek” kadar iyi olmalarıydı,vatan odağından çıkmamalarıydı ve ideallerinden taviz vermemeleriydi.

İki yıldır Terörsüz Türkiye yi ve bölgeyi konuşuyoruz.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın arkasında bu yola ne katabiliriz ya da bu kurtuluş miladını geniş kitlelere nasıl anlatabiliriz düşüncesiyle YEKİNİYORUZ.

Türkiye ve bölge ülkelerinden milyonlarca yürek bu yola dualarını katıyor.

Malum kesime dönüp baktığımızda ise yine aynı tablo ile yüzleşiyoruz; YAKINMAK ve yaygara çıkarmak ve baltalamak dışında hiçbir şey yok!

Oysa ki muhalefetten ve malum kesimden beklenen şuydu;varsa bizim söylediklerimizde bir sorun,eksik,gedik siz tamamlayın. Ya da mevcut sorunları çözmek için oturup çalışın ve en iyisini siz hazırlayın oturup onu konuşup tartışalım! Ama YOK!

Eleştiri, muhteşem bir yetenek cevheridir ve toplumlar için önemli bir ihtiyaçtır.

Eleştiri; koca koca taşları alıp kafa, göz, cam, duvar, kalp kırmak değildir!

Eleştiri; küçük küçük taşları alıp eksik ve sorun görülen yerleri onarmak ve geliştirmektir…

Şimdilerde yeni ceza yasa taslaklarını ve sivil anayasayı konuşuyoruz ülke olarak. Malum kesim yine, yeniden, sadece, körü körüne YAKINIYOR!

Buyrun sizde kafa yorun, çalışın, bir şeyler hazırlayın, YEKİNİN hep birlikte onu konuşalım diyoruz. Yine kuru gürültüden başka bir şey yok ortada!

Terörsüz Türkiye'yi ve bölgenin içinden geçtiği kaos iklimini “en iyi vatandaş anladı” ve bu tünelden çıkmak için emeğini, yüreğini, samimiyetini koydu ortaya.

Terörsüz Türkiye sürecinde üçüncü bir köşe/taraf olmadı, neden biliyor musunuz?

Üçüncü bir köşe, etki, masa olmadı çünkü bu sürecin içinde YAKINMAYAN YEKİNEN milyonlarca yürek vardı…

HABERE YORUM KAT
YASAL UYARI: Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Hakkarihabertv.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.