Bazen sustuğun yerde yeşerir herşey
Kaynak:Muhammed Mehdi Aydın
Gecenin karanlığında, sessizliğin derinliğinde… Çünkü bazı hakikatler gürültüde duyulmaz, bazı yaralar kalabalıkların arasında iyileşmez. İnsan, kendinden uzaklaştığı kadar yorulur; kendine dönebildiği kadar olgunlaşır.
Kalabalıklar tüketir insanı. Peki ya ışıklar? Göz kamaştıran ihtişam, gerçekten aydınlatır mı ruhumuzu, yoksa yalnızca görmemiz gerekenleri mi gizler?
Ne tuhaf; bazen parıltısına kapıldığımız şeylerin esiri oluruz. Gözlerimiz güzelliğe, zihnimiz hayranlığa teslim olurken içimizdeki eksikliği görmezden geliriz. Dışarıdan aydınlanan hayatlarımızın, içeride karanlıkta kalan yanlarını fark etmeyiz. Oysa her parıltı hakikat değildir; her aydınlık da insana yol göstermez.
Belki karanlıktan bu yüzden korkarız: Bizi kendimizle baş başa bırakır. Kaçtığımız soruları önümüze koyar, susturduğumuz duyguları yeniden konuşturur. Fakat insanın kendine varması da çoğu zaman bu yüzleşmeyle başlar.
Bir tohumun toprağın altında geçirdiği sessiz zamanı düşünün. Dışarıdan bakıldığında hiçbir şey olmuyordur. Oysa görünmeyenin içinde bir hayat hazırlanır; kökler derinleşir, kabuk çatlamaya başlar. İnsan da böyledir. Bazen ilerlediğini kimse görmez, değiştiğini kendisi bile anlayamaz. Yine de içinde bir şeyler yerini bulur, eski düşünceler çözülür, yeni bir benlik sessizce filizlenir.
Belki de karanlık, yokluğun değil; oluşun başlangıcıdır.
Aydınlık bize yolu gösterebilir, fakat hangi yoldan yürüyeceğimizi her zaman söylemez. Bunun cevabı, insanın kendi içine dönmeye cesaret ettiği yerde saklıdır.
Çünkü bazı şeyler ışıkta görünür, ama insanın özü sessizlikte olgunlaşır.
Ve bazen, sustuğun yerde yeşerir her şey…