Adab-ı Muaşeret

Adab-ı Muaşeret

Kaynak:Esra Özatak

Dr. Abdulcabbar Boran, Adab-ı muaşeret, insan ilişkilerinde uyulması gereken nezaket kuralları, görgü ve edep anlamına geliyor. Adab-ı muaşerette esas olan söz değil, davranış biçimidir.

Adabın ve güzel ahlâkın sahipleri, kusurları affedebilenlerdir, kötülüğe karşı hayırla mukabele edenlerdir. Onlar, Resûlullah (S.A.V) ve O’nun sahâbesini kendilerine örnek alanlardır.

Bütün Allah dostları edebi en üst boyutta yaşamışlardır. Yunus Emre diyor ki:

"Gezdim Halep ile Şam’ı, eyledim ilmi talep.
Bir de baktım ilim bir hiç imiş, illa edep illa edep.”

Edep itaatir, edep tevazuudur, edep Allah için kendini defterden silmektir. Hepimiz bir sosyal hayatın içindeyiz. Diyelim ki aile ortamında eşimiz bir hata yaptı. Biz her hatada intikam almaya devam edersek o aile devam edebilir mi? İşte bugün boşanmaların arkasında ne var? Boşanmaların arkasında tamamen Kur'ân'a uymamak var. Nefs tezkiyesini ve tasfiyesini yapmamak var. Oysaki sadece A’râf-199’u hayatımıza geçirebilsek, Allah’ın “affedin” emrini gerçekleştirebilsek mutluluğu yaşayacağız.

İşte bu hayata biz bu edebi öğrenmeye geldik. Öğrenebildiğimiz kadar dini yaşarız, mutluluklar bizimle olur.

Allahû Tealâ, bir dilek karşılığında hepimize dünya ve ahiret mutluluğunu garanti ediyor. Kalben ulaşmayı dileyeceğiz sevgili kardeşlerim. Bu talebi kalbimizde gördüğü an Allah bize Rahîm esmasıyla tecelli ediyor ve geri kalan her şeyi Allah gerçekleştiriyor. Bizi Hakk’tan inen ilmi işiten, gören ve idrak eden biri haline getiriyor Allahû Tealâ.

Hakk’tan inen ilim, Kur’ân’daki 7 safha 4 teslimi içerir. İşte bu 7 safha 4 teslimi ve adabın bütün unsurlarını öğrenmemiz ve yaşamamız için her devirde Allah mürşidler gönderiyor. Kim Allah’ın kendisi için tayin ettiği mürşide ulaşırsa -ki ulaştıran da Allah’tır- o kişi Allah’ın hedef emirlerini, ruhun, fizik vücudun, nefsin ve iradenin Allah’a teslimini adım adım gerçekleştirecektir. Tâbiiyetle birlikte yaptığı zikir, kişiyi nefs tezkiyesine ve tasfiyesine ulaştırır ve ancak nefsini Allah’a teslim edenler adab-ı muaşereti bütünüyle yaşayanlardır. Onlar kötülüğe iyilikle mukabele edenler, kendilerini sevmeyenleri de sevenler ve affedenlerdir.

Öyleyse kimdir adab-ı muaşerete riayet edenler? Mutlu olan insanlardır. Bizi mutlu edecek şey, çok ev sahibi olmamız, makam sahibi olmamız, eş sahibi, güzellik sahibi olmamız değildir. Şu dünyadaki hiçbir şey bizi bu mutluluğa ulaştıramaz. Mutluluk, Kur’ân-ı Kerim’i hayatımıza geçirmektedir. Mutluluk, Allah'ın fazlıyla ve rahmetiyle gerçekleşir. Allah’ın rahmetini ve fazlını kalbe taşıyan anahtarsa zikirdir.

Allahû Tealâ Ra’d Suresinin 28. âyet-i kerimesinde buyuruyor ki:

“Bilin ki kalpler ancak Allah'ı zikretmekle mutmain olur.”

Hedef mutluluksa zikirsiz bir mutluluk hiç kimse için mümkün değil sevgili kardeşlerim. Zikirsiz bir hayat, hayat değildir. Zikir kalbi yumuşatır, nefsi tezkiye eder, affı kolaylaştırır, kötülüğe karşı hayırla mukabele etmeyi mümkün hale getirir. Adab-ı muaşeretin kaynağı da zikirdir.

Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in buyurduğu gibi, şeytan Âdemoğlunun kalbi üzerine sinmiş vaziyettedir. Zikir yoksa şeytan insana karanlıklarını, vesveselerini gönderiyor ama kişi zikir yapıyorsa şeytan derhal kaçıyor. Öyleyse hayatımızda şeytanı tutmak istemiyorsak, Allah’la birlikte olmak istiyorsak zikri mutlaka hayatımıza geçirmemiz lazım. Farzların en önemlisi, ibadetlerin sultanı zikirdir.

Öyleyse edepli insan kimdir? Edepli insan nefsini tezkiye ve tasfiye eden, Allah’ın ahlâkıyla ahlâklanan kişidir.

Sizleri çok ama çok seviyoruz. Allah hepinizden razı olsun.

DR. ABDULCABBAR BORAN

www.ibrahimlive.com

www.acboran.com

HABERE YORUM KAT
YASAL UYARI: Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Hakkarihabertv.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.