Af barışın zekâtıdır

Af barışın zekâtıdır

Kaynak:Perihan Önal

Dr. Abdulcabbar Boran, Sevgili kardeşlerim, insan ilişkilerinde Allahû Tealâ’nın Kur’ân-ı Kerim’de vazettiği üç çeşit davranış biçimi söz konusudur: 1- Kısasa kısas. 2- Af. 3- Kötülüğe iyilikle mukabele etmek.

Kısasa kısas, nefsine tâbî olanların yapacağı bir davranış biçimidir. Bu insanlar nefslerindeki intikam afetinin fazlalığı sebebiyle mutlaka intikamlarını almak isterler. İşte Allahû Tealâ onlara kısasla bir kapı açmış. Bakara Suresinin 178. âyet-i kerimesinde “Kısas üzerinize yazıldı.” diyor. Ama dikkat edin, “farz kılındı” demiyor.

Âyet-i kerimenin devamında ise buyuruyor ki: “Ama affederseniz sizin için daha hayırlıdır.”

Allahû Tealâ’nın istediği davranış biçimi affetmektir. Allahû Tealâ daima insanların barış içerisinde, huzur içerisinde bir hayat yaşamasını ister. Çünkü af, barışın zekâtıdır.

İnsanları birbirine düşman eden, kavgaya sürükleyen şeytandır. Bu kavgayı sonlandırmak istiyorsak mutlaka şeytanın tesirini sıfırlamamız gerekir. Bunun yolu ise tek bir dilektir; ölmeden önce ruhu Allah’a ulaştırmayı dilemektir. Allah’a ulaşmayı dileyen kişiye Allah şeytanın tesirini, kişinin şeytanla olan bağını Allah ortadan kaldırır, o mürşidine ulaştırır ve kişi, mürşidinin verdiği zikir dersine başlar. Zikirle birlikte 7 kademede nefs tezkiyesi gerçekleştiğinde nefsin afetleri %51 oranında azalmış, yerini fazl nurlarına bırakmıştır. Af, nefs tezkiyesi yapanların, ermiş evliya olanların davranış biçimidir sevgili kardeşlerim.

Eğer Allah’ın Kur'ân-ı Kerim’e koyduğu hükümlerle mutluluğu yaşamak istiyorsak, insanlarla olan ilişkilerimizde daima affedici olmak durumundayız. Daha ötesi, kötülüğe karşı hayırla mukabele ederek sabredenlerden olmalıyız.

Fussilet Suresinin 34 ve 35. âyet-i kerimelerinde Allahû Tealâ buyuruyor ki:

“Hasene (iyilik) ve seyyie (kötülük), müsavi (eşit) değildir. (Kötülüğü) en güzel şekilde karşıla. O zaman seninle arasında düşmanlık olan kişi, samimi bir dost gibi olur. Ona (kötülüğü iyilikle karşılama hasletine), sabredenlerden ve hazzul azîm (en büyük haz) sahiplerinden başkası ulaştırılmaz.”

Öyleyse kısas uygulayanlar nefslerine tâbî olanlar, affedenler Allah’a ulaşmayı dileyerek nefs tezkiyesine başlamış olanlar, kötülüğü iyilikle söndürebilenler ise daimî zikre ulaşıp iradesini de Allah’a teslim edenlerdir.

Başlangıç noktasında bütün insanlar Nefs-i Emmare standartları içerisinde hayatı yaşarlar, yani şeytanın ülkesinde bir hayatı yaşarlar. Nefsimizin manevî kalbinde 19 tane hastalık var. Şeytan, bu 19 hastalığa %100 tesir ederek kişiyi Allah’ın emir ve yasaklarına isyana sürükler.

Mâide Suresinin 91. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ buyuruyor ki: “Oysaki şeytan, şarap ve kumar ile aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah'ı zikretmekten ve namaz kılmaktan alıkoymak ister. Siz artık (bunlara) son verdiniz mi?”

Ne diyordu Yunus Emre Hazretleri? “Düşmanımız kindir bizim. Biz kimseye kin tutmazız.” Yunus, “Kısası tatbik etmeyiz” diyor. Niye kin tutmuyor? Çünkü kendisine yapılan her türlü kötülüğü affediyor. Affetmediğiniz zaman nefretin vücutta yerleşmiş hali kindir. Ama Allah'ın yardımıyla 7 kademede nefsinizi tezkiye etmişseniz affettiğiniz zaman kin yoktur, kısas yoktur. Affettiğiniz zaman derecat kazanıyorsunuz, Allah size fazlından veriyor.

Unutmayın ki Allah mutlak adaletin gereği olarak sizin affettiğiniz o kişileri kaybettikleri derecat sebebiyle cezalandırıyor. Câsiye-14'te buyuruyor ki: “Allah'ın cezalandıracağı kavmi affedin.” Dolayısıyla Allah diyor ki: “Kısas Benim işim. Ama affetmek, kötülüğe hayırla mukabele etmek o, senin işin.”

O zaman biz ne yapacağız? Biz hep affedici olacağız. Biz hep karşı taraftan yana olacağız Allah’ın izniyle. Bize karşı yapılan hatayı affetmek büyüklüğünü her zaman göstereceğiz. Kimdir affedebilenler, barışa ulaşabilenler? Onlar, Allah'ın kalplerine sevgi yerleştirdiği kimselerdir.

Allahû Tealâ, A’râf-199’da Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e affı kendisine usul edinmesini buyuruyor. Ahzâb-21’de ise Allah’ın Resûl’ünün müminler için güzel bir örnek olduğu bildiriliyor. Hz. Ayşe validemizin de belirttiği gibi, Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz kötülüğe kötülükle karşılık vermez, bağışlar ve hoş görürdü. Öyleyse bizler de onun ahlâkını örnek alarak kısas yerine affetmeyi tercih etmeliyiz sevgili kardeşlerim.

Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V), 23 sene boyunca birbirinin can düşmanı bedevileri Allah’a davet etti, ölmeden önce ruhlarını Allah’a ulaştırmaya davet etti. Daveti kabul edenler O’na biat ettiler, tâbî oldular ve çok kısa süre içerisinde zikirle nefs tezkiyesini yaparak ruhları Allah’a ulaştı. Nihai noktada ise daimî zikre ulaşarak hepsi irşad makamının sahibi oldular. Muhteşem bir dostluk ve sevgiyle birbirlerini sevmişler, kucaklamışlar. Bütün sahâbe kötülüğü iyilikle karşılayanlardan olmuşlar.

Eğer biz de sahâbe gibi bir sevgi bağı içerisinde başkaları için yaşamayı usul haline getirirsek, o zaman mutlaka bu hedefe ulaşırız. Bu sebeple seviniz ve sevdiriniz, nefret etmeyiniz ve nefret ettirmeyiniz diyoruz. Allah hepinizden sonsuz razı olsun.

DR. ABDULCABBAR BORAN

www.acboran.com

www.ibrahimlive.com

HABERE YORUM KAT
YASAL UYARI: Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Hakkarihabertv.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.