Leyla Sapmaz
Kurum kültürünün temeli: Çatlakları görmek ve hakkaniyeti korumak
Tarih boyunca büyük yapılar, kaleler ve kervansaraylar inşa edilirken usta başların en çok dikkate aldığı şey, yapının temelindeki en küçük çatlak veya sesti. Eski çağlarda yapı denetçileri veya "gözcü" adı verilen görevliler, binanın en zayıf halkasındaki en ufak bir sarsıntıyı bile gizlemeden merkeze bildirirlerdi. Çünkü bilinirdi ki, o küçük uyarıyı bastırmak ya da yok saymak, gün gelip bütün yapının çökmesine yol açabilirdi.
Bugün modern kurumlarımız da birer bina gibidir; ancak bu binaların harcı tuğladan değil, insan emeğinden, çalışma barışından ve karşılıklı güvenceden oluşur. İş hayatında sıkça karşılaşılan en büyük yanılgılardan biri, iş yerindeki aksaklıkları, usulsüzlükleri ya da adalet arayışlarını "görmezden gelerek" huzurun korunabileceği zannıdır. Oysa tarih bize göstermiştir ki, sorunları halının altına süpürmek yalnızca fırtınayı erteler.
Liyakatsizlik Ağları ve Cezasızlık Algısı
Kurumların en büyük felaketi, liyakatin yerini "yakınlık" ilişkilerinin almasıdır. Kendi hanesini, akrabalarını aynı çatının altına doldurarak kurumu adeta bir aile mülkü gibi yönetenler, sırtlarını dayadıkları o geçici imtiyazlara güvenirler. "Bana bir şey olmaz" mantığıyla hareket eden bu zihniyet; devletin yetkilerini kendi çıkarları doğrultusunda manipüle etmekte, benzer zihniyetteki kişilerle kümelenerek çalışma barışını adeta zehirlemektedir.
Kimi zaman bu cüret, iş yerinin sınırlarını da aşar. Görevini kötüye kullanan bu odaklar, hesap verebilirlik duygusundan yoksun olmanın verdiği şımarıklıkla; insanların mahremiyetine, evine, ailesine ve hatta dijital dünyadaki kimliklerine kadar uzanacak birsözde "hükümranlık" alanı kurmaya çalışırlar. Arkalarındaki görünmez desteklere güvenerek insanları taciz etmeyi, huzur kaçırmayı marifet sanan bu profil, aslında içinde bulunduğu yetersizliği ve zavallılığı gözler önüne serer.
Gözetme Borcu ve Kurumsal Vicdan
Türk Borçlar Kanunu’nun 417. maddesi, işverene sadece işi koordine etme yetkisi değil, aynı zamanda çalışanın kişiliğini koruma ve dürüstlük ilkelerine uygun bir düzen sağlama yükümlülüğü yükler. Bu kural, kuru bir kanun maddesinden öte, asırlardır süregelen bir adalet anlayışının bugünkü yansımasıdır.
İş yerinde bir aksaklığı dile getiren, hak arayan ya da bu tür keyfi uygulamaları rapor eden çalışma arkadaşımız, aslında yapının temelindeki çatlağı gösteren bir centilmendir. Bu kişilere karşı sistematik baskı kurmak, tecrit etmek ya da özel hayatı hedef alan ucuz oyunlar sahnelemek, sadece yasal bir ihlal değil, aynı zamanda kurumsal akla da büyük bir darbedir. Yargıtay içtihatlarında da açıkça kabul edildiği üzere, hak arama hürriyetini engellemeye ve kişileri köşeye sıkıştırmaya yönelik bu baskılar doğrudan mobbing anlamına gelir.
Sessiz Kalmanın ve Örtbas Etmenin Bedeli
Yönetim kademesinde bulunanlar için en büyük imtihan, sorunlar karşısında tarafsız kalabilmek ve denetim mekanizmalarını işletmektir. Birusulsüzlüğe göz yummak, "nasıl olsa bize dokunmuyor" diyerek bu akraba-çete ağlarını korumak, ne yazık ki o usulsüzlüğe ortak olmak demektir.
Bununla birlikte, günümüz dünyasında bilgi güvenliği ve kişisel verilerin korunması da en az çalışma barışı kadar kritik bir değerdir. Kişisel verilerin hedef gösterme amacıyla ifşa edilmesi veya kötüye kullanılması, sadece KVKK kapsamında ağır idari ve tazminat sorumlulukları doğurmakla kalmaz; aynı zamanda kurum içinde en kıymetli varlığı, yani "güven" duygusunu yok eder. Uluslararası standartların (ILO ve AİHM normları) da işaret ettiği gibi, bu tür istismarcı yapıları himaye etmek yerine temizlemek modern yönetim anlayışının vazgeçilmez bir parçasıdır.
Geleceği İnşa Etmek
Kurumların kalıcılığı, hataların ve kötü niyetli odakların üstünün örtülmesiyle değil, şeffaflıkla ve adaletle sağlanır. Tarihteki bilge yöneticiler, kendilerine en acı gerçekleri söyleyenlerden korkmaz, aksine kurumun içine sızan o çürük elmaları temizlerdi.
İş yerlerimizde huzuru ve sürdürülebilir başarıyı yakalamanın yolu; arkasına güç alarak at koşturanlara göz yumulmayan, hukuka, dürüstlüğe ve insan onuruna saygılı bir iklimi ortaklaşa inşa etmekten geçer. Unutmayalım ki adalet, günü geldiğinde o kibri ve cezasızlık algısını en sert şekilde silkeleyecek olan en sağlam kalkandır.