Allah her şeye kadirdir

Allah her şeye kadirdir

Kaynak:Esra Özatak

Dr. Abdulcabbar Boran, Bizim elimizde olan hiçbir şeye, yapacağımız hiçbir ibadete Allah’ın ihtiyacı yok sevgili kardeşlerim. İhtiyaç sahibi olan biziz. “Ol” emriyle her şeyi yapan, her şeye kadir olan Allah’tır.

Eğer Kur'ân-ı Kerim’inde bizden bir şeyler istemişse bizim adımıza, bizim mutlu olmamız adına istemiştir ve emirleri sadece bunun içindir.

Aslında Kur'ân'daki her söz bir duadır, bizim için bir duadır. Ama bu sözlü duanın fiili duaya dönüşmesi lâzım. Bunun da adı zikir, ibadetlerin sultanı. Yani siz o duayı kalbinize indirmediğiniz takdirde sizden Allahû Tealâ'ya bir şey ulaşmaz. Onun için Allah Resûlü dua için şunu ifade ediyor: “Duanızın kesinlikle kabul edileceğine îmân ederek dua edin. Ama bilin ki Allah kalbi gaflet içinde olan duasını kabul etmez.”

Öyleyse hepimiz ellerimizi kaldırıyoruz, dua ediyoruz. Ama hangi duayı Allahû Tealâ kabul ediyor? O dua kalbe inmişse, kalpten bir talep Allah'a ulaşıyorsa Allahû Tealâ onu kesinlikle gerçekleştiriyor. Onun için Allah dostlarının ifadesi şu: “O ne derse ben yaparım. Ben ne dersem O yapar.” İşte bu dizayn içerisinde insanın kendisini yetiştirmesi lâzım.

Öyleyse bizde Allah'ın bir emaneti var. Bu emaneti Allahû Tealâ Ahzâb-72’de ifade ediyor. Bu emanet ruhtur ve bu ruhun sahibine mutlaka hayattayken ulaştırılması lâzım. Ulaştırmazsak ölümle mutlaka ulaşacak. Zaten insanoğlu için sır, ruhun iki şekilde Allah'a ulaşmasıdır. O zaman ne olması lazım? Hepimizin tekrar Kur'ân'a yönelmesi lazım. Kur'ân-ı Kerim'i hayatımıza tatbik etmemiz lazım. Çünkü ilim ibadetin imamıdır. İlim olmadan, Kur'ân olmadan kurtuluş mümkün değildir. Kur'ân'ın hayata geçmesinin sağlaması ise tövbedir sevgili kardeşlerim. Bu tövbeyi yerine getirebilmek için mutlaka Allah'a ulaşmayı dilememiz lazım. Bu dilek bizi nereye götürecek? Bu dilek mutlaka bir kâmil insana bizi götürecek. Çünkü kâmil insan her şeyin anahtarıdır.

Allah bir kulu sevdi mi onu en sevdiğiyle beraber kılar. İşte kamil insan yani mürşid de Allah'ın bir sevgilisidir, alalede birisi değildir. Ne yapmıştır? Kur’ân’daki 7 safha 4 teslimi yaşamıştır. Ruhunu, fizik vücudunu, nefsini ve iradesini Allah’a teslim ederek Allahû Tealâ’ya ezelde verdiği bütün sözleri yerine getirmiştir. Nefsinde hiçbir afet kalmayan bu kişi, Allahû Tealâ tarafından başkalarını irşad etmekle vazifeli kılınmıştır.

İşte her kim kalben Allah’a ulaşmayı dilerse kalben dilediği an Allah’ın bir garantisi var. Buyuruyor ki: “Sen Beni seçtin, Bana ulaşmayı diledin. Öyleyse senin Rabbin olarak Ben seni en sevdiğime ulaştırıyorum.” Öyleyse mürşidimize bizi Allah ulaştırıyor ve bizi yedi kalp şartının sahibi kılıyor sevgili kardeşlerim. Tâbî olduğumuz zaman yedi kalp şartı ile birlikte ibadetlerin sultanı zikir devreye giriyor.

Zikrin insanın nefsinin kalbini dönüştürücü bir özelliği vardır. Rabbimizin ismini zikrettiğimiz zaman O, bizimle beraberdir. O bizimle beraberse ve biz eğer Allah’a tevekkül ediyorsak bizden daha güçlü kimse yoktur (Âli İmrân-160). Sadece bir sözümüzle sevgili kardeşlerim, sadece “Allah” diyoruz ve en güçlü oluyoruz. Biz güçlü olduğumuz için değil, en güçlü olan bizimle beraber olduğu için güçlü oluyoruz.

O zaman her noktada Allah’a müracaat etmemiz lâzım. Unutmayın ki bizim için zor olan Allah için çok kolaydır. Allah her şeye kadirdir. Bir tek dileğiniz karşılığında sizi sıfır noktasından alıp mutluluğun zirvesine çıkaracak olan Allah’tır sevgili kardeşlerim.

Peki, ama nasıl mutlu olacağız? Bize düşen bir tek dilek. Gerisini Allah gerçekleştirecek. Bizi mürşidimize ulaştıran da ruhumuzu, fizik vücudumuzu, nefsimizi ve irademizi Allah’a teslim etmemizi sağlayan da Allah’tır. Bütün bu teslimler boyunca nefsimizin kalbinde afetler giderek azalacağı ve neticede tamamen yok olacağı için adım adım artan bir mutluluğun sahibi olacağız.

İşte bütün bu teslimlerin gerçekleşmesi için olmazsa olmaz üç şartı var Allahû Tealâ’nın:

*Kalben Allah’a ulaşmayı dilemek.
*Mürşidimize tâbiiyet.
*Zikir.

Muzzemmil-8’de Allahû Tealâ buyuruyor ki: “Rabbinin ismiyle zikret ve her şeyden kesilerek O’na dön, O’na ulaş.” Ahzâb-41’de: “Allah'ı çok zikirle zikredin.” diyor. Bu da yetmez, Nisâ-103’te: “Ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken hep Allah'ı zikredin.” buyuruyor.

O halde görüyoruz ki yirmi dört saat zikirde olmamız emrediliyor. Yirmi dört saat zikrettiğinizde şeytanın fücur kapısını zikirle kilitlemiş olursunuz ve artık sadece Allah'tan beslenirsiniz. Ve Allahû Tealâ sizi adım adım teslimlerinize ulaştırır.

Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki: “Ümmetimin en şereflileri, hamele-i Kur'ân olanlardır.”

Hamele-i Kur’ân olanlar, ne yapmışlar? Kur'ân'ı kendilerine öyle mal etmişler ki; Kur’ân’ın bütününü zikirle kalplerine indirip yaşamışlar. Kur'ân sözlü kelamdır. Zikir de bu kelâmı kalbimize indiren anahtar kelimedir. Ne zaman kalben Allah’a ulaşmayı dilersek, tâbiiyetimizi gerçekleştirir ve zikre başlarsak mutlaka Allah’ın teslim dînini sahâbe gibi yaşamaya başlarız. O kadar kolay ki, o kadar basit ki. İşte her şeyin güzelini, tek adresimiz olan Kur'ân'da arayacağız. Kur'ân'ı yaşayanların başka insanlara nur ve ışık olmaması mümkün değil sevgili kardeşlerim. Siz sadece dileyeceksiniz, geri kalanını Allah gerçekleştirecek. O Allah, her şeye kaadir. O’nun sözünde asla değişiklik olmaz.

Hepinizin Allah’a ulaşmayı dileyerek Kur’ân-ı Kerim’i hayatına tatbik edenler olmanızı Yüce Rabbimizden diliyoruz. Sizleri çok ama çok seviyoruz. Allah hepinizden razı olsun.

DR. ABDULCABBAR BORAN

www.ibrahimlive.com

www.acboran.com

HABERE YORUM KAT
YASAL UYARI: Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Hakkarihabertv.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.