Allah ile bile olmak zikirlerdir
Kaynak:Perihan Önal
Çünkü gerçek mutluluk, Allah ile bir olmak; Osmanlı tabiriyle Allah ile bile olmaktır. İnsan Allah’la bir dostluk kurmadıkça dünya ve ahiret mutluluğuna ulaşamaz.
Peki, insan nasıl Allah ile bile olur, hiç düşündünüz mü? Allahû Tealâ ile beraber olmanın yolu, O’nu her an hatırlamak ve O’nun İsmi’ni zikretmektir. Elbette bütün ibadetler insanı Allah’a yaklaştırır. Ama Allah’a yaklaştıran en büyük ibadet zikirdir, zikrullahtır; Allah’ın İsmi’ni “Allah, Allah, Allah” diye tekrar etmektir.
29/ANKEBÛT-45: Kitaptan sana vahyedilen şeyi oku ve salâtı ikâme et (namazı kıl). Muhakkak ki salât (namaz), fuhuştan ve münkerden nehyeder (men eder). Ve Allah’ı zikretmek mutlaka en büyüktür. Ve Allah, yaptığınız şeyleri bilir.
“Allah” kelimesi, öyle bir isimdir ki bu isimdeki harflerin yan yana getirilişi ve her birinin titreşim sayılarının birbirinden farklı oluşu bir şifre oluşturur. Bu şifre, Allah’ın katından mutlak en az iki tane nurun inmesine sebebiyet verir. Kim Allah kelimesini, “Allah, Allah, Allah, Allah, Allah” diye art arda söylerse o kişi zikretmiş olur.
Eğer Allah ile bile olmak istiyorsanız, Allah’ın kanununu hayatınıza tatbik etmelisiniz. Her şey size Allah’ı hatırlatmalı sevgili kardeşlerim. Çalışırken dahi Allahû Tealâ’yı zikredebilirsiniz. Dünyanın en güzel ibadetini yapmış olursunuz.
Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V.) de aynı istikamette şöyle buyurmuştur:
“Size amellerinizin en iyisini, Rabbinizin huzurunda en temizini ve derecelerinizde en yükseğini, altın ve gümüş infak etmekten daha hayırlısını, düşmanla karşı karşıya gelip onları öldürmenizden, onların sizi öldürüp şehit etmesinden daha iyisini söyleyeyim mi?” “Evet,” dediler. Resûlullah (S.A.V.) şöyle dedi: “Allah’ı zikretmektir.” (Tirmizî 5/459, İbni Mace 2/1245)
Peki, zikir neden en büyük ibadettir? Bunun sırrını anlayabilmek için insanın yapısına bakmamız gerekir. Herkes hayata %100 afetlerle dolu olan bir nefsle başlar. Afetler, Allah’ın bütün emirlerine karşı çıkan, yasak ettiği fiilleri ise mutlaka işlemek isteyen, aynı zamanda şeytanla çok sıkı bir ilişkinin içinde yaşayan bir hüviyet taşırlar. Ruh ise muhtevasında sadece 19 tane haslet taşıyan, tekâmülün son aşamasında bir varlıktır. Ve Allahû Tealâ insanın ruhunu Allah’a teslim etmesini farz kılmıştır.
İşte Muzzemmil Suresi 8. âyet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:
73/MUZZEMMİL-8: Ve Rabbinin İsmi'ni zikret ve her şeyden kesilerek O’na ulaş.
Acaba zikirle insan ruhunun Allah’a dönüşü arasında nasıl bir ilişki söz konusudur?
Ruh bir emanettir ve bu emaneti, onun sahibi olan Allah’a teslim etmek mecburiyetindeyiz. Peki neden? Yani zikredeceğiz de ne olacak? Zikir bir hatırlama değil mi? Hayır sevgili kardeşlerim, sadece Allah’ı hatırlamayacağız. Zikir fonksiyoneldir. Yani zikir adı verilen müessese, onun tatbikatçısına Allah’tan -o kişi gerekli standartların sahibi ise- rahmet, fazl ve salâvât nurlarını getirir. Zikirden başka bir şey bunu getiremez mi? Getiremez.
Zikir bir şifredir; bir koddur. Bu kodu Allahû Tealâ sır olarak yazmamış Kur’ân-ı Kerim’e. Herkes bilsin istemiş. “Herkes Beni zikretsin.” diyor.
Öyleyse nefs tezkiyesi standartlarına nasıl ulaşacağımıza bakalım: Manevî tekâmülün başlangıç noktası, kişiyi cehennemden kurtaracak olan bir tek dilektir; Allah’a ulaşmayı dilemek. Allahû Tealâ, Allah’a ulaşmayı dileyen kişiye mutlaka mürşid sevgisi verir ve hacet namazı kıldığında ona mürşidini gösterir. Kişi mürşide ulaştığı noktadan itibaren ruhun yolculuğu başlar.
Ruh, vücuttan ayrılır ve nefs tezkiyesine paralel olarak Allah’a doğru “seyr-i sülûk” isimli bir yolculuğu gerçekleştirir. İbadetler bu kişiye büyük bir huzur verir. Ama kişi asıl zevkin, en büyük zevkin Allah’ı zikretmek olduğunu yaşar. Kalbin içinde, îmân kelimesinin etrafında fazıllar toplanmaya başlar. Ve nefsinin kalbinde %51 nur birikimi gerçekleştiği zaman, yani nefsi tezkiye olduğu zaman, kişinin ruhu hedefine ulaşır; Allah’ın Zat’ına ulaşır.
Kimin ruhu Allah’a ulaşmışsa, o kişi ermiş evliya olur. Sonra ne olur? Kişi zikrini ne kadar arttırırsa, mutluluğu o kadar üst boyutta yaşar. Çünkü zikri arttıkça nefsinin kalbinde Allah’ın nurları her geçen gün biraz daha, biraz daha, biraz daha artacaktır.
İşte bu istikamette Allahû Tealâ, Allah’a ulaşmayı dielemk kaydıyla zikri de, çok zikri de (Ahzâb-41), daimî zikri de (Nisâ-103) farz kılmıştır. Bir gün bu kişi daimî zikre ulaşabilirse, o zaman Allah’ın çok müstesna bir kulu olur. Çünkü daimî zikre ulaşan kişinin kalbinde afet kalmaz. Allahû Tealâ tarafından en çok sevilenler, daimî zikrin sahipleridir.
Hepinizin bu güzellikleri yaşamanızı Yüce Rabbimizden diliyoruz. Hepinizi çok ama çok seviyoruz.
Allah razı olsun.
DR. ABDULCABBAR BORAN
www.ibrahimlive.com
www.acboran.com