Cisminle değil nefsinle insansın
Kaynak:Esra Özatak
Ahsendir. Allah'ın bütün emirlerini yerine getirir, yasak ettiği hiçbir fiili işlemez. Diğer tarafta nefsimiz, %100 afetlerle doludur. Allah'ın emirlerini işlemek istemez, yasak ettiği fiilleri işler. Şeytanın telkinlerine açıktır. Şeytan nefsimize tesir etmek suretiyle bizi mutsuz ve huzursuz kılar. İşte Allah’ın emri, nefsimizin ahsen hüviyete gelmesidir. Allahû Tealâ Tîn Suresinin 4. âyet-i kerimesinde diyor ki:
95/TÎN-4: Andolsun ki Biz, insanı (nefsini), ahseni takvim içinde (nefs tezkiyesi ve tasfiyesi yaparak en güzele ulaşabilecek özellikte) yarattık.
Ahsen-i takvim, belli bir zaman parçası, takvimi içinde ahsen olmak anlamına geliyor. Aslında insanın bir hedefinin varlığını ifade ediyor âyet-i kerime. Allahû Tealâ hepimizi bir hedefe ulaşmak üzere yaratmış. O hedef, Allah’ın bizi ulaşmak üzere yarattığı hedef: Ahsen olmak.
Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz bu istikamette şöyle buyurmuştur: "Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu” “Nefsine ârif olan, Rabbine ârif olur."
Allah katında değerli olmanın ölçüsü, nefsin karanlıklarından ne kadar arındığıdır.
İşte Mevlânâ Hz. insanlara bakıyor ve diyor ki: "Çok insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yoktu. Çok elbiseler gördüm, içinde insan yoktu." Mevlânâ Hz. bu sözle neyi anlatıyor? "Elbiseler gördüm, içinde insan yoktu." Yani dışarıda insan sureti var ama içeride sadece nefs var. Ama bir de şöyle diyor: "İnsanlar gördüm, üzerinde elbise yoktu." Çünkü kalp gözü kalbi görür. Eğer bir kalp Allah'ın nuruyla dolmuşsa o zaman elbise görünmez. Orada sadece insan görünür. Tekâmül etmiş, gelişmesini, manevî cihazlanmasını tamamlamış bir insan...
Öyleyse nefsimiz bizim imtihanımızdır. İnsanı meleklere üstün kılan şey ondaki nefstir. Ama aynı zamanda A’râf-179’da, nefsine ve şeytana esir olan bir insanın hayvanlardan daha aşağı derecede olduğu ifade edilmiştir. İşte Harut’la Marut isimli iki tane melek, Âdem (A.S)’ın Allah’ın sevgilisi olmasını yediremiyorlar kendilerine ve gidiyorlar Allahû Tealâ’ya: “Onun bizden farkı ne?” diyorlar. Allahû Tealâ diyor ki: “Onda nefs var. Eğer nefsine hâkim olmayı başarırsa sizden üstün olur.” Melekler diyorlar ki: “Bize de nefs ver, üstün olduğumuzu ispat edelim.” Allahû Tealâ bu iki meleği onlara nefs vererek Babil şehrine indiriyor (Bakara-102). Fakat iki ay dayanabiliyorlar orada sadece. Öyle hatalar işliyorlar ki, kendileri tekrar Allahû Tealâ’nın katına çıkmak istiyor. İki melek anlıyorlar ki insan olmak, o kadar kolay bir iş değil.
Öyleyse insan, üstün bir mahlûk olarak yaratılmıştır. Ama küçücük bir şartla; bu üstünlüğe lâyık olmak mecburiyetindedir. Bu liyakat bir dilekle başlar: "Ya Rabbi! Ben de ruhumu şu dünya hayatını yaşarken Sana ulaştırmayı diliyorum. Ne olur benim de ruhumu Sana ulaştır."
Çünkü ruh bir emanettir ve bu emaneti onun sahibi olan Allah’a teslim etmek mecburiyetindeyiz. Allahû Tealâ: “irciî ilâ rabbiki: Rabbine rücû et, Rabbine geri dön.” diyor (Fecr-28). Emanetin Allah’a teslimi ise nefsin tezkiyesine paraleldir.. Allah’a ulaşmayı dileyen kişi hacet namazını kılacaktır, eğer samimiyse ve kalpten dilemişse mürşidini mutlaka görecektir ve o mürşide ulaşacaktır, tâbî olacaktır.
Ondan sonra bu kişi nefs tezkiyesine başlayacaktır. “Allah, Allah, Allah,” diye zikretmesi suretiyle nefs tezkiye olacaktır.. Yaptığı zikir oranında o kişinin kalbinde Allah’ın nurları toplanmaya başlar. Nefsin kalbinde %51 nur birikimini nefs tezkiyesini ifade eder ve buna paralel ruhun Allah’a ulaştığı bu noktada kişi ermiş evliya olur.
Kişinin nefsinin kalbinde ne kadar nur varsa, o kişi Allah’a o kadar yakındır. İşte o nur seviyesi, o kişinin aynı zamanda mutluluk seviyesidir. Şu dünyada yaşadığınız ne sıkıntınız varsa, ne derdiniz varsa hepsinin dermanı Allah’ın nurlarıdır. O nurların size ulaşmasını istiyorsanız kalpten Allah’a ulaşmayı dilemelisiniz. Allah’a ulaşmayı dileyen kişilerin kalbini Allah teslime açar.
En'am Suresi 125. Âyet: “Öyleyse Allah kimi Kendisine ulaştırmayı dilerse onun göğsünü yarar ve (Allah’a) teslime (İslâm’a) açar…”
Siz Allah’a ulaşmayı dilerseniz kalbinize nur yolu açılacak ve siz de Allah diyeceksiniz ve Allah'ın katından gelen o nurlar kalbinizi aydınlatacak.
Allah hepinizden razı olsun.
DR. ABDULCABBAR BORAN