Dipsiz kuyu, delik ambar
Kaynak:Hakkarihabertv.com
Bereketli ama kışı çetin geçen bir dağ köyüydü. Köylünün ortak emeğiyle kurulan, yetimin, duluğun ve kışın darda kalanın hakkı olan bir 'Ortak Ambar' vardı. Bu ambarın nizamından da Gülten adında bir kadın sorumluydu. Ağzından "Köyün iyiliği" lafı düşmez, ama ambarın anahtarı hep kendi cebinde şıngırdardı.
Köyün fukarasına ayrılan sabahlık taze sütün, petek balın en hasını usulca kendi sofrasına indirir, artan yavan ekmeği "Şükür deyin" diyerek dağıtırdı. Ambarın damı akıp da şehirden yeni keresteler geldiğinde, en sağlam meşe odunlarını kendi evinin çatısına ayırtır, çürük çarık tahtaları ambarın tepesine dizdirirdi.
Bir huyu daha vardı Gülten'in; hava kararır, el ayak çekilirken, sanki köyün ta öte ucundaki değirmende acil bir işi varmış gibi yaygara koparırdı. O saatte yorgun argın tarladan dönen, atı arabası olan kimi bulursa, "Köyün işi, hadi beni oraya atıver" der, o zavallı hayvanları kendi keyfi için tepe tepe kullanırdı.
Hesap sorulmasın, defter tutulmasın isterdi. Köylü bin bir zahmetle getirdiği buğdayın çetelesini tutuşturduğunda eline, aradan birkaç ay geçer; Gülten pişkin bir gülümsemeyle çıkar gelirdi: "Kız kardeş, o kış günü rüzgar senin çeteleyi uçurmuş, kaybolmuş defter. Hele sen şu boş kağıda bir daha basıver parmağını, ayarlarız biz onu."
Hakkını arayan, nizamı soran oldu mu, başlardı köy meydanında avaz avaz bağırmaya. Amacı meseleyi çözmek değil, karşısındakini kendi bağırtısına, kendi edepsizliğine çekmekti. Bilirdi ki; asil bir at, çamurda debelenen bir gürültü ile güreşmez. Gürültü çamuru severdi, at ise sadece kirlendiğiyle kalırdı. Gülten, gürültünün ta kendisiydi ve en büyük güvencesi de yüzüne vuran güneşten bile utanmamasıydı.
Ama dağ köylerinde bir kural vardır; kış ne kadar uzun, ambarın faresi ne kadar gürültülü olursa olsun, o karlar eriyip de hasat zamanı mizan kurulduğunda, kimin ambarı boşalttığı, kimin omuz verdiği gün gibi ortaya çıkar. Gürültünün sesi gür çıkar ama, defteri eninde sonunda köylünün divanında dürülür.