Kalbin Çapası Nereye Bağlı?

Kalbin Çapası Nereye Bağlı?

Kaynak:Esra Özatak

İnsan korktuğu şeyin esiri, sevdiği şeyin peşinde; güvendiği şeyin ise gölgesinde yaşar. Bu yüzden insanın kendisine sorması gereken en ağır ve en hakiki soru şudur:

“Ben gerçekten kime dayanıyorum?”

Çünkü dil, “Allah’a güveniyorum” diyebilir; fakat imtihan geldiğinde kalbin hangi kapıya koştuğu, gerçek dayanağını ortaya çıkarır.

Bir gemiyi düşünün…

Denizin ortasında kocaman bir gemi. Dalgalar onu sağa sola savurabilir. Fakat geminin bir çapası vardır. Çapa denizi durdurmaz; geminin sürüklenmesini engeller.

Müminin kalbi de böyledir.
Hayatın denizi hiçbir zaman tamamen sakin olmayacaktır. Bazen hastalık, bazen ayrılık, bazen maddî sıkıntı, bazen insanların vefasızlığı, bazen beklenmedik bir kapının kapanması; fakat mesele fırtınanın hiç çıkmaması değildir.
Mesele, fırtına çıktığında kalbin nereye bağlı olduğudur.

Allah Teâlâ buyurur:
اَعُوذُ بِا للّٰهِ مِـنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيــمِ
بِسْــــمِ اللّٰهِ الرَّحْمَـنِ الرَّحِيـمِ
> “Kim Allah’a tevekkül ederse, O kendisine yeter.”
(Talâk, 65/3)

Tevekkül, sebepleri terk etmek değildir. Elini işe uzatıp kalbini işe bağlamamaktır. İnsanlara iyilik yapıp karşılığını onlardan beklememektir. Malı elinde tutup kalbine sokmamaktır. Bir kuldan yardım görüp yardımın hakiki sahibini unutmamaktır.
Resûlullah ﷺ de şöyle buyurur:
> “Eğer siz Allah’a hakkıyla tevekkül etseydiniz, O sizi kuşları rızıklandırdığı gibi rızıklandırırdı.”
(Tirmizî, Zühd, 33)

Kuş yuvasında oturup rızkını beklemez; sabahleyin yuvasından çıkar, arar, çalışır ve Allah’ın takdir ettiği rızka ulaşır.
Demek ki tevekkül tembellik değil, kalbin Allah’a teslimiyetidir.
İşte tasavvufun terbiyesi de burada başlar: Sebebe sarıl, fakat sebebi ilâh edinme.
İnsandan iste, fakat insanı mutlak kapı zannetme. Çalış, fakat neticeyi kendinden bilme.
Kapı açılırsa şükret, kapanırsa Rabbine sığın. Çünkü bazen Allah verdiğiyle terbiye eder, bazen vermediğiyle. Bazen açtığı kapı bir nimettir; bazen kapattığı kapı daha büyük bir nimetin muhafazasıdır.
Kur’ân-ı Kerîm bize şöyle bildirir:
اَعُوذُ بِا للّٰهِ مِـنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيــمِ
بِسْــــمِ اللّٰهِ الرَّحْمَـنِ الرَّحِيـمِ
> “Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey sizin için hayırlıdır; olur ki sevdiğiniz bir şey de sizin için şerdir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.”
(Bakara, 2/216)
Öyleyse mesele yalnızca “Rabbim bana ne verdi?” değildir. Asıl mesele:
“Rabbim verdiğinde de alındığında da benim kalbim yine O’nda mı?”

Mal gider…
Allah kalır.

İnsan gider…
Allah kalır.

Makam gider…
Allah kalır.

Sağlık değişir…
Allah kalır.

Dünya bütün yüzünü değiştirir…
Allah’ın kudreti değişmez.
İşte kalp bunu gerçekten idrak ettiğinde, insanın korkuları küçülmeye başlar. Çünkü insan artık dünyadan güvence istemez; güvencesini dünyanın Sahibinde arar.
Kur’ân’ın kalbe bıraktığı o muazzam hakikat şudur:
اَعُوذُ بِا للّٰهِ مِـنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيــمِ
بِسْــــمِ اللّٰهِ الرَّحْمَـنِ الرَّحِيـمِ
> “Bilesiniz ki kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.”
(Ra‘d, 13/28)

Belki de kalbimizin en büyük imtihanı budur: Çapamız Allah’ta mı, yoksa Allah’ın verdiği şeylerde mi? Allah bize mal versin; malın kulu olmayalım.
İnsanları sevditsin; insanlara kulluk etmeyelim.
Makam versin; makam bizi büyütmesin. Sebepleri önümüze koysun; sebepler bizi Rabbimizden uzaklaştırmasın.

Ve kul, zamanla şu teslimiyet makamına yaklaşsın:
“Ya Rabbi…
Sebeplere sarılırım ama onlara dayanmam.
İnsanları severim ama kalbimi onlara teslim etmem.
Malı elimde tutarım ama gönlümde taşımam.
Kapıları çalarım ama kapıların sahibini unutmam.
Çünkü bilirim ki; beni ayakta tutan sebepler değil, Senin kudretindir.”
İşte o zaman fırtına bitmese bile kalp sürüklenmez. Çünkü geminin çapası sağlamdır. Ve o çapa Allah’a bağlı bir kalptir.

HABERE YORUM KAT
YASAL UYARI: Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Hakkarihabertv.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.