Affetmenin fazileti
Kaynak:Perihan Önal
Allah’ın indinde üç çeşit davranış biçimi vardır: Birincisi kötülük yapana aynı kötülükle karşılık vermek yani kısas tatbik etmek. İkincisi affetmek. Üçüncüsü ise kötülüğü iyilikle söndürmek.
Affetmek manevî bir kazançtır sevgili kardeşlerim. Bize yapılan kötü bir davranışı affettiğimiz gün Allah’ın sevdiği bir davranışı yerine getirmiş oluruz. Bunun ne kadar huzur verici bir unsur olduğunu ancak yaşayanlar bilirler. Kim bir yanlış davranışta bulunmuşsa ve bundan pişmanlık duyup affını talep ediyorsa onu affetmelisiniz. Affetmek büyüklüktür. Allah indinde bir zarurettir, farzdır. Allahû Tealâ Mâide-45, Nahl-126 ve Bakara-178’de: “Affederseniz sizin için daha hayırlıdır.” buyuruyor. Allahû Teala affetmenizi istiyor sevgili kardeşlerim.
Peygamber Efendimiz (S.A.V) de hadîs-i şerifinde buyuruyor ki: “...Allah, affeden bir kulunun ancak şerefini artırır...” (Müslim, Birr, 69).
Affeden kişi kendisine iyilik yapar, kısas tatbik eden kişi ise kendisine kötülük yapar. Kişi bir zulme uğradığında hesabı görecek olan Allah’tır. Sizin yapmanız gereken şey sadece affetmektir. Affetmek size derecat kazandırır. Eğer affederseniz hayır kazananlardan olursunuz. “İyi ama insanları ne kadar affedersem o kadar çok hata yapıyorlar.
Ne yaparsam yapayım yine de olmuyor” diye mi düşünüyorsunuz sevgili kardeşlerim? Bilin ki o hatalar onlarla Allah arasındadır. Önemli olan bizim hata işleyenlere karşı ne yaptığımızdır. Biz yanlış yaptığımızda Allah’tan af dilemiyor muyuz? Allah da bizi affediyor. Öyleyse hata yapanları affedersek Allah da bizi affeder. Mevlâna ne diyordu: “Kusurları bağışlamakta gece gibi olun.”
Nefsine tâbî olan insanlar, nefslerindeki intikam afetinin fazlalığı sebebiyle mutlaka intikamlarını almak isterler, alamazlarsa içleri rahat etmez. Peki, Allahû Tealâ ne diyor? “Ama affederseniz sizin için daha hayırlıdır.” diyor. Öyleyse affetmeyi nasıl başarabiliriz? Affetmek, mutlaka nefs tezkiyesini muhtevasına alır. Kalben Allah’a ulaşmayı dileyerek mürşidine tâbî olan insanlar ancak nefs tezkiyesini yapabilirler.
Bunun bir misalini verelim: Bir delikanlı hacet namazını kılmış. Mürşidini görmüş, ulaşmış, önünde diz çöküp tövbe etmiş. Mürşidi diyor ki: “Yavrum, bugün ilk imtihanına giriyorsun. Merdivenlerden aşağı in, tam karşındaki odadan içeriye gir. Orada şu anda Kur’ân okumakta olan birini göreceksin. Ensesine bir tane tokat at, neticeyi de gel bana söyle.” Delikanlı emri aynen yerine getiriyor. Biraz sonra ensesini ovuşturarak geliyor.
“Efendim! Aynen dediğinizi yaptım.” diyor. “Ne oldu?” “Yerinden kalktı, o da benim enseme iki tane tokat attı.” diyor. “Tamam. Aynen böyle olması lâzımdı, güzel. Şimdi merdivenlerden in, onun sağ tarafında bir tane daha oda var. Bu sefer de o odaya gir. O adamında ensesine bir tokat at. Ve neticeyi bana söyle.” diyor mürşid.
Delikanlı gidiyor, o kapıdan da içeriye giriyor. Bir tokat da o adama atıyor. Adam şöyle geriye doğru dönmüş bakmış, ondan sonra gülümsemiş, sonra yukarıya bakmış, göz kırpmış, bir daha gülümsemiş, ondan sonra da işine devam etmiş.
Delikanlı ile bir daha hiç ilgilenmemiş. Bizimki gitmiş, demiş ki: “Yaptım dediğinizi de bu seferki hiç tokat falan atmadı bana. Hatta gülümseyip, yukarıya doğru bakıp göz bile kırptı.” “Tamam, bu da böyle olması lâzımdı. Onun sağında bir kapı daha var, oraya da gir. Bir tokat da ona at, gene gel neticeyi bana söyle.” demiş mürşid.
Delikanlı gitmiş, aynen dediğini yapmış. Ama bu sefer adam kalkmış yerinden, delikanlıya doğru iki adım atmış, bizimki iki adım geriye çekilmiş tokat geliyor diye ama tokat gelmemiş. O zat ona demiş ki: “Yavrum, bana tokat attın, Allah senden razı olsun. Şimdi ben Allah’ın karşısında kendimi sorumlu hissediyorum. Çünkü enseme tokat attığın zaman mutlaka elin acımıştır.
Ensem elini acıttığı için Allah’ın huzurunda senden af diliyorum. Ayrıca bir talebim daha var, eğer bu tokadı sana karşı yaptığım bir hatanın bedeli olarak bana atmışsan, başımın üstünde yeri var bunun. Ama bana Allah’ın huzurunda hatamı söyle ki O’nun huzurunda senden af dilemek istiyorum. Hatam neyse o hatam için senden af dilemek istiyorum.”
“Estağfurullah efendim. Hatanız falan yok.” demiş bizimki. Ve o zat demiş ki: “Yavrum, bugün bir dost kazandın. Ne zaman bir problemin olursa gel, problemlerine beraber çözüm arayacağız. Artık beni en yakın dostlarından birisi olarak kabul et. Ne zaman sıkışırsan, başın derde girerse mutlaka bana gel.”
İşte üç grup insanın misalini bu küçücük kıssada gördünüz sevgili kardeşlerim. Birincisi, nefsine tâbî olan bir kişi. İkincisi nefs tezkiyesine başlamış olan bir kişi. Üçüncüsü ise nefsini tasfiye eden yani nefsin bütün afetlerini daimî zikirle yok eden bir kişi. Allahû Teala bunların hepsini Şûra Suresinin 40, 41, 42 ve 43. âyetlerinde davranış biçimi olarak bizlere izah ediyor.
Öyleyse görüyoruz ki affedenler, nefslerinin afetlerine yenik düşmeyenlerdir. Onlar kalben Allah’a ulaşmayı dilemişler ve mürşidlerine tâbî olarak nefs tezkiyesine başlamışlardır. Allahû Tealâ A’râf-199’da da bütün insanlara affetmeyi emretmiştir.
Allah razı olsun.