Dünya Yeniden 1968’e mi Dönüyor?
Kaynak:Esra Özatak
Dünya tarih literatürüne baş tacı edilen “DEJAVU” kelimesinin vatanının Fransa olması boşuna değil elbette.
Tarihi değişim-dönüşümlerin merkezi olması açısından her defasında “dejavu hafızası” yaratıyor Fransa.
Dejavu demişken anımsadım; bilim, tarih, edebiyat, siyaset alanlarında yer alan “sembolik kelimelerin” neredeyse tamamı da Fransızca. O halde Fransa’nın tarih, bilim, edebiyat, siyaset başlıklarının “anası-babası-oyun kurucusu” olduğunu ve bu başlıklarda halâ oyunları kurmak ve sergilemek konusunda heyecanlı olduğunu iyice anlamak gerekiyor…
DÜNYA FRANSA SOKAKLARINDA ŞEKİLLENİYOR
Adı “Fransız İhtilali” olarak tarihe geçse de dünyadaki yönetim/sistem/adalet anlayışlarının değişimlerini sağlayan ve “Yakın Çağı” başlatan Fransa sokakları, 1967-1968 olaylarını da başlatarak tarihe geçmişti.
1967-1968 döneminde Paris Sorbonne Üniversitesi'nde başlayan öğrenci protestoları, 10 milyon işçinin genel greve gitmesiyle tüm dünyaya ışık hızıyla yayılan “küresel bir halk hareketine” dönüşmüştü. Çünkü insanlık “tüm gelirlerin ve kaynakların sadece küçük bir gruba hizmet etmesinden ve kendisine kalan kırıntılardan” dolayı patlama noktasına gelmişti! Yani kaybedecek hiçbir şey yoktu artık!
Bir tarafta küçük bir kesim servetlere boğulmuşken, diğer tarafta halk; açlık, sefalet, hastalık, borçlar içerisinde kıvranıyordu.
O dönem yaşanan sokak olayları Charles de Gaulle hükümeti başta olmak üzere pek çok hükümeti, ismi, sistemi, anlayışı salladı.
Türkiye’de de “üniversiteler” üzerinden organize edildi o dönem ve Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan üzerinden sembolleşti. Kimin kime hizmet ettiği görüntüde belli olmayan bir iklim vardı Türkiye’de bu nedenle “herkes birbirine çarpıyordu”!
Bu “bilinçsiz çarpma/güruh psikolojisi” kardeşi kardeşin karşısına getirmiş, komşuyu komşuya düşman etmişti.
67-68 olayları (68 kuşağı) olarak yakın tarihe adını yazdıran olaylar hızla yayılmış ve idamlar, suikastlar, saldırılar, cezaevi yılları, sürgünler, korkular eşliğinde ülkede ciddi bir yıkıma sebep olmuştu Türkiye’de.
FRANSA VE AVRUPA’DA UZUN METRAJLI DEĞİL KISA METRAJLI SAHNELENİYOR. YA BİZDE?
Fransa’dan başlayıp önce Avrupa’ya sonrasında da dünyaya yayılan “dünyayı sallayan sokak olayları” iki şekilde seyretmiş.
Fransa ve Avrupa’da sokak olayları gerekli etkiyi gösterdikten hemen sonra devlet sistemi meseleyi bitirmeyi bilmiş. Yani anında “gerekli devlet müdahalesi” yapılmış ve toplumun beklentilerini karşılayacak düzenlemeler sorunsuzca hayata geçirilmiş. Sonrada hayat hızla normale döndürülmüş.
Türkiye ve diğer çoğu ülkede ise 68 döneminin travmaları halâ devam ettiriliyor! Aslında mesele tam da bu; ders almayı, unutmayı ve sorunlardan güçlenerek çıkıp yol almayı bilemedik! Ders almaya ve çözüme değil, kaosa beşik kertmesi yapıldık!
ŞİMDİ ÜNİVERSİTELER ÜZERİNDEN OYUN YENİDEN SAHNELENMEYE ÇALIŞILIYOR!
Fransa sokakları, şimdilerde yeniden ısınmaya başladı. İspanya’da yaşlı bir kadının evinden atılmasıyla başlayan sokak olayları İspanya hükümetini 29 Kasım 2026’da erken seçime götürecek. Ki o yaşlı kadın geçtiğimiz gün hayatını kaybetti ve büyük ihtimalle bu dönemin tarihe geçecek sembolü olacaktır.
67-68 döneminde öğrenci olaylarıyla başlayıp sonrasında da dünyaya yayılan o dönemin bire bir aynısı ile yüzleşmeye hazır olmak gerekiyor! Çünkü yaşanan siyasi, diplomatik, ekonomik, sosyolojik, psikolojik kaoslar ve yönetim sistemlerinin onlarca yıl “saman altına gizlediği” gerçeklerle toplumun tek tek yüzleşmesi derin bir darbenin gelmesi için gerekli zemini hazırladı. Ayrıca şehirlere-ülkelere-STK’lara-yönetim çarklarına bakınca değişimi ve gelişimi reddeden “hep aynı isimler” tüm düzeni kendi etrafında dönme dolap gibi çeviriyor. Bu “dönme dolap anlayış” sosyolojik nabza tavan yaptırmış durumda.
Özetle toplumlar; “kirli sepetlerinden” kurtulmak istiyor.
BU DİPTEN TEK ÇIKIŞ UMUDU ZİHNİ-FİKRİ-KALBİ AYDINLAR
Dünyanın ve insanlığın bundan sonraki tek ihtiyacı; YÜREK AYDINLARI/DEVRİMCİLERİ…
Çünkü tüm sistemler, güvenler, inançlar, değerler hızla çöküyor ve bu çöküş bir süre sonra dibi görecek! İletişim çağı tahtları, bahtları, maskeleri tarumar etmeye devam ediyor…
O karanlık dipten çıkış için de “yürek aydınları/devrimcileri” rehberliğine ihtiyaç duyulacaktır.
DADANMIŞLAR-ADANMIŞLAR-SİL BAŞTAN-DEVRİM-UYANIŞ-MİLAT-İNŞA-NUH’UN GEMİSİ-FIRTINA BÜKÜCÜ
“Terörsüz Türkiye ve Bölge” ile birlikte yaklaşık iki yıldır fazlasıyla kullandığım birkaç kelime-metafor var. Neredeyse her yazımda bu kelimeleri-metaforları defalarca kullanıyorum. Elbette ki bu kullanımlar boşuna değildi çünkü “büyük bir yıkım” geliyordu ve SİS ÇANI misali uyarmak gerekiyordu tıpkı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli gibi!
“Dadanmışlardan kurtulup adanmışlarla yola devam etmeli, eskinin cümleleri ve mantığıyla gitmiyor artık, iletişim çağı tüm tahtları ve bahtları tarumar etti, sil baştan başlamak gerek bazen, makamların ve etiketlerin değil emek ve yüreğin vaktidir, Nuh’un gemisi eşliğinde tarih yeniden yazılıyor…”
Birkaç yıldır her mecrada yazıp zikrettiğim bu cümleler tam da bugün yüzleştiğimiz “yıkım sürecini ve sonrasında gerçekleşmesi gereken yeniden inşa” miladını anlatıyordu aslında.
YENİ BİR YIKIM VE İNŞANIN EŞİĞİNE GELDİ DÜNYA
İnsanlık dönülmez bir eşiğe daha getirilmek üzere bu nedenle “fırtına önlenemiyorsa fırtına bükücü olmak” gerekiyor. Fırtınaların ortaya çıkardığı eksikleri, sorunları, ihtiyaçları, yıkılmışları, çözüm yollarını görmeli, anlamalı ve gerekli tavrı net bir şekilde ortaya koymalı.
Bilhassa da ADALET konusunda sorunlar ve suistimaller asla göz ardı edilmemeli. Zira her sorun “adaletsiz işleyiş” sebebiyle baş gösterir!
Ekonomik adalet, sosyolojik adalet, hukuki adalet, anayasal adalet, emekte ve kazançta adalet, liyakatta adalet ve daha nice başlıkta ihtiyacımız olan tek şey; ADALET!