Leyla Sapmaz
Ertelenmiş Ömürlerin Sessiz Kahramanlarına
Büyümek, çoğu insan için zamanın kendi ritminde aktığı doğal bir süreçtir. Ancak bazıları için büyümek, henüz boyu tezgaha zor yetişirken, buz gibi bir sanayi sitesinin alacakaranlığında başlar.
Onlar; sokakta misket yuvarlaması gereken yaşlarda elleri gres yağına bulanan, oyun oynamayı değil somun sıkmayı öğrenen, çocukluğunu o yağlı çırak tulumlarının cebinde unutanlardır. Hayata bir sıfır geriden değil, hiç başlamadan atılmışlardır. Onlar için çocukluk, sadece başkalarının yaşadığı uzak bir masaldır.
Zaman geçer, "gençlik" dedikleri o deli dolu çağın kapısı çalınır ama onlar o kapıdan hiç geçemezler. Gençlik; heveslerin, hataların, rüzgara karşı yürümenin değil, erkenden kurulan bir yuvanın ve bakılması gereken çocukların omuzlara binen ağır yükünün adıdır onlar için. Aynaya bakıp "Ben ne hissediyorum?" diye soracak bir anları bile olmamıştır. Hayat, onları bir çocukluktan direkt olarak ağır bir ebeveynliğe, bitmek bilmeyen bir geçim derdine fırlatıp atmıştır. Kendi hayallerini, evlatlarının kursağından geçecek bir lokma ekmek için hiç düşünmeden feda etmişlerdir.
İşin en acı tarafı ise, bu tükenişin sadece mecburiyetlerle sınırlı kalmamasıdır. Ömürlerinin büyük bir kısmı, kıymet bilmeyen, gözü doymayan, ne verilirse verilsin hep daha fazlasını isteyen insanlar için harcanmıştır. Kendi hayat enerjilerini, bir başkasının rahatı için bir mum gibi eritmişlerdir. "Bugün de kendim için bir şey yapayım" cümlesi onların lügatında yoktur. Dinlenmek suç, kendine vakit ayırmak ihanet gibi gelmiştir onlara.
O kadar çok koşmuşlar, o kadar çok başkalarının hayatını sırtlanmışlardır ki; yaşlandıklarını, yüzlerindeki çizgilerin derinleştiğini, saçlarına karların yağdığını bile fark edememişlerdir. Zaman, onlara yaşlanma ve demlenme hakkını bile çok görmüştür.
Bu satırlar, kendi ömründen çalıp başkalarının ömrüne katanlaradır. Hayatının hiçbir durağında inip de manzarayı seyredememiş, hep birilerini menzile yetiştirme telaşıyla kendi hikayesinde yok olmuş o koca yürekli insanlara...
Dünyanın bütün alkışları sussa da, omuzlarınızdaki o görünmez yükün ve nasırlı ellerinizin hakkı bu hayatta asla ödenmez.
Çocuk olmamış, gençlik nedir bilmemiş, telaştan yaşlılığını bile unutmuş o güzel insanlar... En büyük teşekkür size. Bu dünyanın çarkları bugün hala dönüyorsa, o sanayi köşelerinde başlayan ve bir ömür süren sessiz, fedakar direnişiniz sayesindedir. Sizin yazamadığınız o hikaye, insanlığın en büyük destanıdır.