Kalbe açılan nur yolu
Kaynak:Perihan Önal
Allahû Tealâ, nefsimizin kalbinin iki kapısı olduğunu söylüyor sevgili kardeşlerim. Kalbimize Allah’tan gelen nurların girdiği bir kapı vardır; bu rahmet kapısı yani Rabbanî kapıdır. Bu kapıdan içeriye giren Allah’ın rahmeti, fazlı ve salâvâtı nefsimizin kalbini karanlıklardan (zulmetten) nura çıkarır. Fakat başka bir kapı daha vardır; zülmanî kapı. Oradan da şeytan, karanlıklarını kalbimize gönderir.
Bütün insanların kalplerinin rahmet kapısı ne yazık ki başlangıçta mühürlüdür, zülmanî kapı ise açıktır. Ne zamana kadar? Ta ki kişi Allahû Tealâ’nın hidayetine adım atıncaya, Sıratı Mustakîm’e yönelinceye kadar.
Hidayetin Kur’ân-ı Kerim’deki tarifini hatırlayacaksınız: “Muhakkak ki hidayet, Allah’a ulaşmaktır.” buyuruyor Allahû Tealâ. (Âli İmrân-73). Sıratı Mustakîm’in ise Allah’a ulaştıran yol olduğunu söylüyor (Hicr-41).
Kim Allah’a ulaşmayı dilerse sadece onlar Sıratı Mustakîm üzere olurlar sevgili kardeşlerim. Ve Allah sadece Allah’a ulaşmayı dileyen kişinin kalbindeki mührü rabbanî kapının üzerinden alır ve şeytana açık olan kapıyı kapatır.
Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki:
“Kulun îmânı istikamet bulmaz ta ki kalbi doğrulmadıkça, kalbi istikamet bulmaz ta ki dili doğrulmadıkça.” (K: Ahmet.b.Hanbel- Müsned-C.3 S.198.)
Bu hadîs-i şerifte Nebîler Sultanı (S.A.V), Allah’a dönük bir kalpten bahsediyor sevgili kardeşlerim. Kul ile Allah arasındaki ilişkilerde ana merkez kalptir. Kulun kalbinin istikamet bulabilmesi, kalbin doğrulması için evvelâ kişinin kalben Allah’a ulaşmayı dilemesi gerekir. Başlangıç noktasında bütün insanların kalpleri şeytana dönüktür. Bu sebeple de şeytanın karanlıkları o kapıdan devamlı içeri girerek kişinin şerr işlemesine sebep olurlar. Allah’ın bizden istediği şey, nefsimizin kalbini Allah’a döndürmemiz, O’na yönelmemizdir.
Allahû Tealâ Kaf-33’te Allah’a dönük kalpten şöyle bahsediyor:
50/KAF-33: Gaybda Rahmân’a huşû duyanlar ve münîb (Allah’a ulaşmayı dileyen) bir kalple (Allah’ın huzuruna) gelenler (için).
Kalbin Allah’a çevrilmesi demek: Allahû Tealâ’dan zikir yaptığımızda gelen rahmet, fazl ve salâvât isimli nurların göğsümüze ve oradan kalbimize ulaşmasını sağlayacak olan imkânların Allah tarafından bize temin edilmesidir. Zikir yaptığımızda bu nurlar Allah’ın katından kalbimize ulaşır ama içeri girebilmeleri için kalbimizin Allah’a döndürülmesi gerekmektedir.
Allah nurlarını ikişer ikişer gönderir. Ve bu nurlar yukarıdan aşağıya inerler.
39/ZUMER-23: Allah, ihdas ettiği (nurların) ahsen olanlarını (rahmet, fazl ve salâvâtı), ikişer ikişer (salâvât-rahmet ve salâvât-fazl), Kitab’a müteşabih (benzer) olarak indirdi.
Allah’tan gelen nurların kalbe ulaşması için kalbin Allah’a dönmesi yeterli değildir sevgili kardeşlerim. Bu nurların kalbe ulaşabilmesi için göğsünüzden kalbinize doğru bir nur yolunun açılması gerekir.
Allahû Tealâ En’âm-125’te buyuruyor ki: “Allah, kimi Kendi Zat’ına ulaştırmayı dilerse onun göğsünü teslime (İslâm’a) açar.”
İşte bir tek dilek, Allah’a ulaşmayı dilemek kalbi Allah’a döndürdüğü gibi, kişinin göğsünden kalbine bir nur yolu açılmasını da sağlayan anahtardır. Siz Allah’a ulaşmayı dilediğiniz takdirde Allah sizi Kendisine ulaştırmayı garanti etmiştir (Şûrâ-13, Ra’d-27) ve bunun için gerekli olan bütün işlemleri de Allah bizatihi gerçekleştirir.
Peki, Allah bir kişinin göğsünü teslime açarsa ne olur? İşte Zumer Suresinin 22. âyet-i kerimesi bunun cevabını veriyor. Diyor ki Allahû Tealâ:
“Allah kimin göğsünü İslâm için (Allah’a teslim için) yarmışsa artık o, Rabbinden bir nur üzere olur, değil mi?
O halde görüyoruz ki Allah’ın nurlarının nefsimizin kalbine girebilmesi için göğsümüzden kalbimize bir yol açılmış olması gerekiyor. Bunun tek yolu ise kalben Allah’a ulaşmayı dilemek.
Allah’a ulaşmayı dileyen kişinin kalbi Allah’a dönmüştür ve Allah o kişinin göğsünden kalbine bir yol açmıştır. Böyle bir kişi mutlak surette mürşidine tâbî olacaktır ve tâbiiyetiyle birlikte zikir yaptıkça Allah’tan gelen nurlar, nefsinin kalbine gelip yerleşerek afetleri kapı dışarı edecektir. İşte nefsin kalbindeki her %7 fazl birikiminde kişinin kalbi biraz daha, biraz daha aklanır.
Ve %51 nur birikimi gerçekleştiğinde kişinin nefsi tezkiye olmuş, karanlıkların hâkimiyeti yarıdan aşağıya düşmüştür. Unutmayın ki nefslerini tezkiye edenler felâha erenlerdir sevgili kardeşlerim (Şems-9). Bu kişi ne zaman daimî zikre ulaşır da kalbinde %100 nur birikimi olursa o zaman nefs tasfiyesi de gerçekleşir. Şeytanın onun üzerinde bir tesir icra etmesi artık mümkün değildir. Bu kişi nefsinin afetlerinden tamamıyla kurtulmuştur.
Allah hepinizden razı olsun.