Kısas mı affetmek mi?
Kaynak:Esra Özatak
Delikanlı tokadı patlatır adamın ensesine. Adam da kalkar, bunun ensesine bir tokat atar. Bizimki mürşidine durumu anlatır. Mürşidi: “Güzel, böyle olması gerekiyordu. Şimdi ikinci odadaki şahsın ensesine bir tokat atacaksın.” der.
Delikanlı ikinci zatın ensesine de bir tokat aşk eder. O zat tokatı kimin attığına bakar. Sonra yukarıya bakıp gülümser. Sonra da Kur’ân’ı okumaya devam eder. Tokat gelmez. Bizimki mürşidine anlatır, mürşidi der ki: “Tamam yavrum! İkinci odada her zaman bu olur. Şimdi üçüncü odaya git.”
Üçüncü odada da Kur’ân-ı Kerim okuyan, daha yaşlı, beyaz sakallı biri vardır. Delikanlı ona da bir tokat patlatır. Ama bu sefer kişi kalkar ve der ki: “Evlâdım, senden özür dilerim. Muhakkak ki bu olay, daha evvel sana veya bir başkasına yaptığım bir yanlış fiilin bana yansıması, kefareti olmuştur. Ben senden özür diliyorum. Bana hatamı söyle düzelteyim, bir daha yapmayayım. İkinci olarak, ensem senin elini acıttığı için senden özür dilerim. Ve üçüncü olarak da bu tokatla bir dost kazandın. Bu noktadan itibaren nerede yardıma ihtiyacın olursa ben hazırım.”
Kur’ân-ı Kerim’de üç çeşit davranış biçimi vardır: Kısasa kısas, affetmek ve kötülüğe iyilikle karşılık vermek.
Zulme uğradıktan sonra hakkını geri alan, kısasa kısas tatbik eden kimselerin üzerinde bir ceza, günah yoktur.
42/ŞÛRÂ-41: Ve gerçekten zulme uğradıktan sonra hakkını geri alan kimseler, işte onlar; onların üzerine (aleyhlerine) bir yol (ceza) yoktur.
Ceza zulmedenlerin üzerinedir, onlar için elîm bir azap vardır.
42/ŞÛRÂ-42: Fakat insanlara zulmedenlerin ve yeryüzünde haksız yere zorbalık yapanların üzerine (aleyhlerine) yol (ceza) vardır. İşte onlar; onlar için elîm bir azap vardır.
Ama Allah’ın insan ilişkilerinde kazanmamızı istediği davranış biçimi, affetmek ve kötülüğe iyilikle mukabele etmektir:
42/ŞÛRÂ-43: Ve elbette kim sabreder ve bağışlarsa muhakkak ki bu, gerçekten azîm (büyük) işlerdendir.
42/ŞÛRÂ-40: Bir kötülüğün cezası onun misli kadar kötülüktür. Fakat kim affeder ve ıslâh ederse artık onun ecri (mükâfatı) Allah’a aittir. Muhakkak ki O (Allah), zalimleri sevmez.
Kim affederse mükâfatı Allah’a aittir; yani affetmek derecat kazanmaktır. Kötülüğe iyilikle mukabele etmek ise daha büyük derecelerin sahibi olmaktır. Kim başkalarının kendilerine karşı yaptığı kötülüğe iyilikle mukabele ederse, bu kişi Allah katında çok kazanç sahibi olur. Böyle bir kazanç, manevî kazançtır.
İnsan nefsi başlangıçta 19 afetle mücehhez olduğu için kısas yapmaya meyillidir. Affedenler, Allah’a ulaşmayı kalpten dileyip, mürşidlerine ulaşıp nefs tezkiyesine başlayanlardır. Kötülüğe iyilikle karşılık verenler ise, Kur’ân’ın bütününü yaşayan yani ruhlarını, fizik vücutlarını, nefslerini ve iradelerini Allah'a teslim edenlerdir. Allahû Tealâ'nın bütün insanların ulaşmasını istediği hedef budur.
41/FUSSİLET-33: Allah’a davet eden ve salih amel (nefs tasfiyesi) yapan ve: “Muhakkak ki ben teslim olanlardanım.” diyenden daha güzel sözlü kim vardır?
41/FUSSİLET-34: Hasene (iyilik) ve seyyie (kötülük), müsavi (eşit) değildir. (Kötülüğü) en güzel şekilde karşıla. O zaman seninle arasında düşmanlık olan kişi, samimi bir dost gibi olur.
41/FUSSİLET-35: Ona (kötülüğü iyilikle karşılama hasletine), sabredenlerden ve hazzul azîm (en büyük haz) sahiplerinden başkası ulaştırılmaz.
Allah hepinizden razı olsun.