Kur’ân’daki mutluluğu neden yaşayamıyoruz?
Kaynak:Muhammed Mehdi Aydın
İşte Peygamber Efendimiz (S.A.V) hadîs-i şerifinde buyuruyor: “Ümmetimden ilk kaldırılacak şey, emanet ve huşûdur.”
Emanet nedir? Ruhumuzun dünya hayatında Allah’a ulaşmasıdır. Ruhun Allah’a bu dünyada ulaşması kişinin mutlak bir talebine bağlıdır: Kalben Allah’a ulaşmayı dilemesine. Allah’a ulaşmayı dileyen kişiye Allah mürşid sevgisi verir ve hacet namazı kılıp Allah’tan sorması halinde onu mürşidine kesin olarak ulaştırır ve kişi için Allah’a teslim yolculuğu başlar. İşte iblis bu noktada insanları tuzağa düşürmüş sevgili kardeşlerim. İnsanı hem dünya hem de ahiret saadetine ulaştıracak olan anahtarı unutturmuş.
Emanet unutulunca huşû da unutulmuş. İşte bu sebeple insanlar huzursuz ve mutsuz bir hayat yaşıyorlar. Oysaki Allah'ın istediği tek şey insanların mutluluğudur. Kur’ân-ı Kerim’i de mutluluk reçetesi olarak indirmiş. Fakat biz insanlar hep farklı kaynaklara yönelmişiz. İşte ne diyor Said-i Nursi Hazretleri? “Kur’ân gibi bir mucize-i baki varken başka kaynak aramak aklıma zaid gelir.” Mevlâna ne diyor? “İnsanoğlu aradığı şeyi yanlış adreste arıyorsa gerçekte aramıyor demektir.”
Öyleyse neden Kur’ân’ı yaşayamıyoruz? Çünkü ilim insanlardan alınmış, Kur’ân sadece bir kitap olarak kalmış. Bugün insanlar mutluluğu dünyevileşmede arıyor: mal, makam, şöhret… Oysa huzursuzluğun sebebi dışarıdaki şartlar değil, nefsin kalbindeki afetlerdir. Resûlullah (S.A.V) hadîs-i şerifinde diyor ki: “Bir zamanlar gelecek Kur’ân’ın resmi, İslâm’ın ismi kalacak. İnsanlar İslâmi isimlerle anılacaklar ama İslâm’dan en uzak kişiler olacaklar. Mescitleri dışarıdan mamur ama içindekiler hidayetten mahrum.”
Kur’ân-ı Kerim’e göre hidayet, Allah’a ulaşmaktır sevgili kardeşlerim (Âli İmrân-73, Bakara-120). İşte Kur’ân elimizde olmasına rağmen insanlar bugün Allah’a ulaşmanın farziyetini bilmiyorlar. Çünkü iblis Allah’a ulaşma dileğini de mürşide tâbiiyeti de dîn tatbikatından uzaklaştırmış. Oysaki sahâbe Peygamber Efendimiz (S.A.V)’le hidayeti yaşadılar. Zumer-17’ye göre hepsi Allah’a ulaşmayı dileyerek ruhlarını Allah’a ulaştırdılar. Onlar kâinatın en büyük mürşidine; Nebîler Sultanı’na tâbî oldular.
Peki, ya sonra? Tarihimize baktığımız zaman ne görüyoruz? Osman Gazi’nin mürşidi Şeyh Edebali, II. Murad’ın mürşidi Hacı Bayram Velî, Fatih’in mürşidi Akşemseddin, Mevlâna’nın mürşidi Şems, Yunus’un mürşidi Taptuk Emre… Onlar Kur’ân’daki İslâm’ı yaşamış, insanlara örnek olmuşlardır. Bugün de bütün insanlar tıpkı bir Yunus Emre gibi Allah dostu olma potansiyel adaylarıdır. Yeter ki serbest iradesini doğru kullansın ve kalben Allah’a ulaşmayı dilesin.
Allah’a ulaşmayı dilemek cennetin anahtarıdır, Kur’ân’ın da giriş kapısıdır sevgili kardeşlerim. Allah’ın bize verdiği serbest irademizle Allah’ın yolunu seçersek eğer, mutluluğu hem dünya hem de ahirette yaşayanlardan olabiliriz.
2/BAKARA-256: Dînde zorlama yoktur. irşad yolu (hidayet yolu, Allah’a ulaştıran yol), gayy yolundan (dalâlet yolundan, şeytana, cehenneme ulaştıran yoldan) açıkça (ayrılıp) ortaya çıkmıştır. Artık kim tagutu (şeytanı ve şeytana ulaştıran yolu) inkâr edip de Allah’a îmân ederse (mü’min olur, Allah’a ulaştıran yolu tercih ederse), böylece o, (Allah’tan) kopması mümkün olmayan urvetul vuskaya (sağlam bir kulba, mürşidin eline) tutunmuştur...
Âyet-i kerimeden açıkça anlaşılıyor ki Allah’ın yolu ile şeytanın yolu birbirinden kesin olarak ayrılmıştır. Bir tek dilek sizi şeytana kul olmaktan kurtarıp Allah’ın kulu kılacak anahtardır. (Zumer-17). Ve gideceğiniz yer ebediyyen kalmak üzere cennettir.
Sevgili kardeşlerim, Rabbimizin bize verdiği maide sofrasına lâyık insanlar olmak istiyorsak bunun yolu Rabbimize teslimden geçer. İşte İslâm’ın özü budur: İslâm kelimesi “slm” kökünden gelir ve teslim demektir. Allahû Tealâ hepimizin üzerine 7 safha ve 4 teslimi farz kılmıştır. Allah’a ulaşmayı dilemek, mürşide tâbiiyet, ruhun Allah’a teslim, fizik vücudun Allah’a teslimi, nefsin teslimi, muhlis olmak ve iradenin teslimi. İbadetleriniz sizi bu hedef emirlere taşıyacak vasıtalardır. Zikir, bu ibadetlerin en üstün olanıdır ve manevî tekâmülünüz yani Allah’ın teslim emrini gerçekleştirmeniz mürşidinize tâbiiyetinizden sonra yapacağınız zikre bağlıdır. Allahû Tealâ zikri, çok zikri ve daimî zikri hepimizin üzerine farz kılmıştır.
Allah hepinizden razı olsun.