Peygamber efendimizin ümmeti için korktuğu gizli şirk nedir?

Peygamber efendimizin ümmeti için korktuğu gizli şirk nedir?

Kaynak:Perihan Önal

Dr. Abdulcabbar Boran, Şirk ortak koşmak demektir. Evvelki ümmetlerde insanlar güneşe, aya, yıldızlara ve buna benzer putlara tapmışlar ve onları Allah’a ortak koşmuşlardır.

Bu açık şirktir. Genellikle insanlar şirki sadece açık şirk olarak algılar. Açık şirk; Allah'tan başka ilâhların varlığını kabul etmek ve onlara ibadet etmek demektir (En’âm–76,77,78). İnsan eliyle yapılmış putlara tapmak açık şirktir. Ancak bu tür bir açık şirk, günümüzde İslâm âlemi için tehlike oluşturmaz. Asıl tehlike, çağımızın en büyük hastalığı gizli şirktir.

Peygamber Efendimiz (S.A.V.) ise; “Benim ümmetim artık güneşe, aya tapmaz; açık şirk benimle beraber sona ermiştir ama ben ümmetim için gizli şirkten korkuyorum.” buyurmuştur.

Peki nedir bu gizli şirk? Gizli şirk insanın nefsini ilah edinmesidir. Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’inde gizli şirki; insanın hevasına tâbî olması, yani nefsinin taleplerine dönük bir yaşam sürmesi ve onları ilâh edinmesi olarak ifade buyurmuştur.

Casiye Suresi 23. Âyet: “Hevasını kendisine ilâh edinen kişiyi gördün mü?...”

Peygamber Efendimiz (S.A.V) başka bir hadîs-i şerifinde şöyle buyurur: “Ümmetim hakkında en çok korktuğum şey, hevâ ve tûl-i emeldir. Hevâ insanı Hak’tan alıkoyar. Tûl-i emel ise âhireti unutturur.”

Başlangıç noktasında bütün insanlar nefslerinin taleplerine dönük bir hayat yaşar. Ama kim kalben ruhunu hayattayken Allah’a ulaştırmayı dilerse, bu onu takva sahiplerinden kılar ve şirkten kurtarır. Kur’ân-ı Kerim’de Allahû Tealâ “Allah’a ulaşmayı dileyin, O’na yönelin böylece müşriklerden olmayın” buyuruyor.

30/RÛM-31: “O’na yönelin, O’na karşı takva sahibi olun, namazı ikame edin ve müşriklerden olmayın.”

Ve Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:

28/KASAS-50: Bundan sonra eğer sana icabet etmezlerse (senin hidayete erdirme davetine uymazlarsa), bil ki onlar heveslerine tâbîdirler. Allah’tan bir hidayetçi olmaksızın (hidayetçiye değil de) kendi heveslerine tâbî olandan daha çok dalâlette kim vardır? Muhakkak ki Allah, zalimler kavmini hidayete erdirmez.

Öyleyse insanlar Allah’a ulaşmayı dilemedikçe ve mürşidlerine tâbî olmadıkça hevalarına tâbî oluyorlar. Kâinatın en büyük mürşidi Peygamber Efendimiz (S.A.V) Efendimizdi. Ondan sonra bir peygamber gelmesi mümkün değildir. O nebîlerin sonuncusudur. Ama Allahû Tealâ hayatta olan bir mürşide tâbî olmamızı emrediyor, tıpkı Peygamber Efendimizden sonra hayatta kalan sahâbenin; tabiîne, tebe-i tâbiîne, etbeut-tâbiîne tâbî olduğu gibi bugün de Resûlullah’ın varisi olan evliyalar eliyle nefs tezkiyesi gerçekleşebilmektedir.

Peygamber Efendimiz (S.A.V) hadîs-i şerifinde şöyle buyurmaktadır: “Allah’a şirk koşmadan ona mülaki olana, cennet vacip olur. Allah’a şirk koşarak mülaki olana da cehennem vacip olur.”

Ruh, iki şekilde mutlaka Allah’a ulaşır: Birincisi ölümle, ikincisi ise hayattayken ruhun Allah’a ulaşmasıdır. Ruhunu yaşarken Allah'a ulaştırmayı dilemeyenler, hayatlarını gizli şirk içerisinde geçirenlerdir. Hayattayken ruhun Allah’a ulaşması, Allah’a şirk koşmadan O’na mülâki olmak demektir. İnsanlar için iki durum vardır: Ya şirktedirler ya da değildirler. Kişiler yaşadıkları ömür boyunca Allah'a ulaşmayı dilemezlerse Allahû Tealâ onları âyetlerinden gâfil sayar ve hevalarına tâbî olmuş, müşrikler olarak kabul eder (Rum Suresi 31 Âyet).

Ne zaman bir kişi nefsinin bir afetinin emrini yapar da Allah’ın o konudaki emrini gerçekleştirmezse, o olayda Allah’ı emir ve kumanda merciinden indirmiş, nefsinin bir afetini Allah’ın yerine koymuş olur. Aslında bu, şeytanı ilâh edinmek anlamına da gelir. Çünkü şeytanın talepleriyle nefsin afetlerinin talepleri hep aynıdır. Allah’ın emirlerine itaat etmemek ve yasak ettiği fiilleri yapmak istemek. Aslında şeytanın insan üzerinde zorlayıcı bir gücü yoktur. Ancak insan, nefsinin afetlerine tâbî olduğu an kendi iradesiyle şeytanın emrine girmiş olur.

Allahû Tealâ buyuruyor ki: “Onun (şeytanın) sultanlığı sadece ona yönelenlerin ve onunla Allah’a şirk koşanların üzerindedir.” (Nahl Suresi, 100)

Öyleyse kim şeytandan kurtulup Allah'a ulaşmayı diler ve mürşidine ulaşırsa, gizli şirkten de kurtulmuş olur. Böylece nefsini hem de şeytanı kendisine ilâh edinmekten uzaklaşır.

Hepinizin Allahû Tealâ’nın bu büyük hakikatinden yola çıkarak hem cennet saadetine hem de dünya saadetine ulaşmanızı Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimizi burada tamamlıyoruz. Allah hepinizden razı olsun.

HABERE YORUM KAT
YASAL UYARI: Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Hakkarihabertv.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.