Tasavvuf dertleri dert görmeme sanatıdır
Kaynak:Perihan Önal
Allah sizinle beraberse, Allah’ın sizinle beraber olduğuna inanıyor ve O’na güveniyorsanız, başkalarının sonsuz üzüntülere duçâr olacağı olaylar sizi etkileyemez.
İşte bunun en güzel örneği sahâbedir. Onların bütün hayatı çilelerle geçti. Ama tasavvuf, yani Kur’ân-ı Kerim’deki İslâm, onlara o üzüntü zannettikleri şeylerin aslında geçici olduğunu öğretti. Şikâyet etmediler, Allah’a güvendiler. Şu dünyadaki bütün dertler üzerlerine gelse bile Allah’ın yolundan ayrılmadılar. Ne oldu? Allah’a ulaşmayı dileyerek hidayete erdiler ve hem dünya hem de ahiret saadetine ulaştılar. Sahâbe bunu Kitab’ın bütününü tatbik ederek, yani tasavvufu yaşayarak başardı.
Öyleyse Nedir Tasavvuf?
Tasavvuf, Kur’ân hakikatlerini insana öğreten ilimdir. Tasavvuf, Kur’ân-ı Kerim’deki İslâm’ın hayata geçirilmesinin, Peygamber Efendimiz (S.A.V.) ve sahâbenin yaşadığı hayatın adıdır. Aynı zamanda tasavvuf, insanın dertleri dert olarak görmemesini sağlayan sanatın adıdır.
Siz kalben Allah’a ulaşmayı dileyerek Allah’a yöneldiğiniz zaman, dertlerin üzerinizdeki tesiri giderek azalır. Beklemediğiniz yerlerden Allahû Tealâ size kapılar açar. Öylesine kapılar açar ki, camları açıp “Mutluyum!” diye bağırmak gelir içinizden. Etrafınızdaki insanlar değişmeyecek, size yine yanlış davranışlarda bulunacaklar. Ama siz onların davranışlarından etkilenmeme sanatını öğreneceksiniz. Allah size bunu öğretecek ve mutlaka öğretecektir. Siz istediğiniz sürece her geçen gün mutluluk merdiveninin üzerinde yükselirsiniz.
Kişi Allah’a ulaşmayı dilediği anda Allah ona Rahîm esmasıyla tecelli eder ve o kişiyi Hakk’tan inen ilmi gören, işiten ve idrak eden biri haline getirerek mürşidine ulaştırır. Mürşide tâbî olan kişi zikir yaptıkça nefsindeki afetlerin yerini Allah’ın nurları almaya başlar. Afetler azaldıkça mutsuzluklar geriler, mutluluklar çoğalır. Daimî zikre ulaşan bir insan ise Allah’ın ihsan ettiği daimî mutluluğu yaşamaya başlar.
İşte kişi bu noktaya ulaştığında şunu fark eder: “Eskiden de aynı olaylar vardı, bugün de var. Ama artık eskisi gibi üzülmüyorum. Çünkü Allah bana yaşamayı öğretti. Mutluluğun şartlarda değil, Allah’a yakınlıkta olduğunu gördüm.”
Allahû Tealâ Mâide Suresinin 105. âyetinde buyuruyor ki: “Ey âmenû olanlar! Nefsleriniz üzerinizedir. Siz hidayette iseniz, dalâletteki bir kimse size zarar veremez.”
Hayat dikensiz bir gül bahçesi değildir. İmtihanlar olacaktır. Zorluklar olacaktır. Sıkıntılar olacaktır. Ama mü’minin bakışı farklıdır. Çünkü Allah’ı dost edinen bir insan, takva elbisesini giymiş, sağlam bir zırha bürünmüştür.
Allahû Tealâ buyuruyor ki: “Gevşemeyin, üzülmeyin. Eğer mü’min iseniz üstün olan sizsiniz.” (Âl-i İmrân-139)
“Eğer Allah size yardım ederse sizi yenecek hiçbir kimse yoktur.” (Âl-i İmrân-160)
Sevgili kardeşlerim, insan hayatının merkezine üzüntülerini koyarsa zamanla üzüntüler onu yönetmeye başlar. Şeytanın istediği de budur. Ama hayatının merkezine Allah’ı koyan bir insan için aynı olaylar artık eski ağırlığını taşımaz.
Çünkü Allah için yaşamak aynı zamanda başkaları için yaşamaktır. Kendinizi ne zaman başkalarına adayabilirseniz, o zaman kendiniz için üzülmez hâle gelirsiniz. Başkalarının mutluluğu için sarf ettiğiniz her saniye sizin için de bir mutluluk ve kazanç olur.
Peki, tasavvufu yaşayan insanların hiç mi sıkıntısı yoktur? Elbette vardır. Asr-ı saadeti yaşayan sahâbe de büyük sıkıntılar yaşadı. Peygamber Efendimiz (S.A.V.) de hayatı boyunca nice ağır imtihanlardan geçti. Ama tasavvuf onlara dertleri dert görmemeyi öğretti. Onlar Allah’a ruhlarını, fizik vücutlarını, nefslerini ve iradelerini teslim ederek mutluluğu yaşadılar. Çünkü Kur’ân-ı Kerim bir mutluluk kitabıdır. İnsan onu hayatına ne kadar tatbik ederse, huzuru da o kadar yaşamaya başlar.
Öyleyse sevgili kardeşlerim, yaşamak bir hünerdir. Bu hüneri Allah’a sığınanlar, çözümleri Allah’tan isteyenler ve gece gündüz O’na yalvaranlar kazanırlar. Tasavvuf bize dertsiz bir hayat vaadetmez; dertlerin bizi esir alamadığı bir hayatı yaşatır.
Allah hepinizden sonsuz razı olsun. Sizleri çok ama çok seviyoruz.