Metin Keskin
Hakkâri’yi Böyle mi Yaşatacağız?
Hakkâri’de artık bazı şeyleri yeniden düşünmenin zamanı geldi. Bir şehir sadece yeni binalardan, beton yapılardan ve yollardan ibaret değildir. Bir şehrin kimliği; tarihiyle, kültürüyle, camileriyle, yeşil alanlarıyla, esnafıyla, yöresel yemekleriyle ve insanların bir araya gelebildiği sosyal mekânlarıyla oluşur. Hakkâri’nin bugün en büyük ihtiyaçlarından biri de bu değerleri koruyarak şehri geleceğe hazırlamaktır.
Hakkâri Evi yalnızca dört duvardan ibaret bir yapı değildir. Burası Hakkâri’nin meşhur kahvaltısının, yöresel yemeklerinin yaşatıldığı; insanların aileleriyle, çocuklarıyla, misafirleriyle gidip dinlendiği, gezdiği ve güzel vakit geçirdiği özel bir mekândır. Üstelik işletmecileri tarafından adeta gözleri gibi bakılan, her tarafı yeşillendirilen, insanlara nefes alabilecekleri güzel bir alan sunan Hakkâri Evi, şehrin kültürel yaşamına değer katan önemli bir mekândır.
Şimdi soruyorum: Böyle bir yeri neden yıkalım? Yeşili kaybetmenin, insanların nefes aldığı bir alanı ortadan kaldırmanın ne anlamı var? Başka bir araziye ne yapılacaksa yapılsın. Hakkâri’nin ihtiyaçları için başka çözümler üretilebilir. Ama insanların dinlendiği, yöresel yemeklerin yaşatıldığı, kültürün ve geleneklerin yaşadığı bu alana dokunmayalım. Çünkü Hakkâri Evi sadece bir yapı değildir; Hakkâri’nin yaşayan kültürüdür.
Hakkâri’nin tarihine ve kültürüne zaten yeterince zarar verilmedi mi? Geçmişte yapılan bazı şehircilik ve planlama tercihlerinden ders çıkarmamız gerekiyor. Ulu Camii bugün faal ve ibadete açık. Hakkâri Üniversitesi Camii de faal durumda. Gençlik Merkezi ve diğer sosyal tesisler de bugün aktif olarak hizmet veriyor. Buradaki eleştirimiz bu yapılara değil; geçmişte bazı projelerin planlanma biçimine ve şehrin ihtiyaçlarıyla ne kadar örtüştüğüne yöneliktir.
Çünkü bugün elimizde bu yapılar varken, artık geçmişten ders alarak gelecekte yapılacak projeleri daha doğru planlamak zorundayız. Bir proje yapılmadan önce Hakkâri’nin coğrafyası, nüfusu, turizmi, yeşil alan ihtiyacı, ulaşımı, otopark sorunu ve sosyal yaşamı birlikte düşünülmelidir.
Ulu Camii konusunda da geçmişten ders almamız gereken bir şehircilik meselesi vardır. Caminin bulunduğu geniş alan, daha kapsamlı bir şehircilik anlayışıyla değerlendirilemez miydi? Altında büyük bir yeraltı otoparkı, üzerinde ve çevresinde dükkânlar, pasajlar ve ticari alanlar oluşturulamaz mıydı? Böyle bir proje hem şehir merkezinin otopark ihtiyacına katkı sağlayabilir hem de cami için önemli bir ekonomik kaynak oluşturabilirdi. Hakkâri’nin ticaretine de ciddi bir canlılık katabilirdi.
Bugün geriye dönüp baktığımızda insanın gerçekten içi acıyor. Ancak burada amaç geçmişte yapılanları sürekli eleştirmek değil; geçmişten ders çıkararak bundan sonraki projeleri daha doğru planlamaktır.
Hakkâri Üniversitesi Camii ve Gençlik Merkezi gibi bugün aktif olarak kullanılan yapılar da şehrin yaşamının bir parçasıdır. Fakat artık yeni projeler yapılırken yalnızca binanın kendisine değil, çevresindeki yeşil alana, parka, sosyal alanlara, otoparka ve insanların nefes alabileceği alanlara da aynı önem verilmelidir.
Bir şehir sadece bina yaparak gelişmez.
Hakkâri’nin eski belediye binasının bulunduğu alanda ise bugün yeni bir proje ve inşaat çalışması yürütülüyor. Projenin ne kadar verimli olacağını, Hakkâri’nin sosyal ve ekonomik hayatına ne kadar katkı sağlayacağını zaman gösterecek. Burada yapılması gereken, daha şimdiden projeyi peşinen eleştirmek değil; Hakkâri halkının beklentilerinin, ihtiyaçlarının ve taleplerinin ne ölçüde karşılandığını sorgulamaktır.
Hakkâri artık geçmişteki hatalardan ders almalıdır. Yeni yapılan her proje, şehrin geleceği düşünülerek planlanmalıdır. Halkın görüşü alınmalı, uzmanların görüşleri değerlendirilmeli ve şehircilik açısından en verimli sonuç hedeflenmelidir.
Şimdi gelelim Hakkâri’nin yıllardır gündemden düşmeyen meselesine: Berçelan yolu.
Yaklaşık 20 yıldır konuşulan bir yol… Yirmi yıl!
Artık bugünün teknolojisi, bugünün iş makineleri ve bugünün mühendislik imkânlarıyla bu meselenin net bir şekilde ortaya konulması gerekiyor.
Teknik bir heyet gelsin, araziyi incelesin, bütün şartları değerlendirsin ve Hakkâri halkına açıkça anlatsın: Bu yol yapılabilir mi? Yapılabiliyorsa neden hâlâ yapılmadı? Önünde hangi teknik veya hukuki engeller var? Yapılamıyorsa bunun bilimsel ve teknik gerekçeleri nedir?
İnsanlar artık belirsizlik istemiyor. Hakkâri halkı netlik ve çözüm istiyor. Dünyada insanlar denizlerin üzerinden yollar yapıyor, dağların altından tüneller açıyor, en zor coğrafyalarda ulaşım projeleri gerçekleştiriyor. Elbette her coğrafyanın kendine özgü şartları vardır. Ancak 20 yıldır gündemde olan bir meselenin artık ciddi ve bilimsel bir değerlendirmeyle sonuçlandırılması gerektiği açıktır.
Ve bütün bunların yanında, bugün en fazla sahip çıkmamız gereken değerlerden biri de Hakkâri Evi’dir.
Hakkâri Evi sıradan bir yapı değildir. Orası Hakkâri’nin meşhur kahvaltısının, yöresel yemeklerinin ve geleneksel kültürünün yaşatıldığı bir mekândır. İnsanlar oraya aileleriyle, çocuklarıyla, misafirleriyle gidiyor. Dinleniyor, yemek yiyor, sohbet ediyor, yeşil alanın içerisinde nefes alıyor.
Üstelik işletmecileri tarafından büyük emek verilerek güzelleştirilmiş, her tarafı yeşillendirilmiş, insanlara huzurlu bir ortam sunan bir mekândan söz ediyoruz. Şimdi böyle bir yeri neden yok edelim? Hakkâri’nin zaten sınırlı olan yeşil ve sosyal alanlarını daha da azaltmanın ne anlamı var?
Hakkâri son yıllarda dağcılık ve kış turizmi açısından giderek daha fazla ilgi görmeye başladı. Özellikle son birkaç yılda farklı bölgelerden gruplar Hakkâri’ye geliyor, dağlarını, doğasını ve kış turizmi imkânlarını görmek için şehrimizi ziyaret ediyor.
Bu insanların Hakkâri’ye her gelişinde uğradığı, fotoğraflar çektiği, videolar kaydettiği, kültürümüzü ve yeşil alanımızı görsel olarak belgelediği yerlerden biri de Hakkâri Evi’dir.
Yani burası yalnızca Hakkâri halkının değil, şehre gelen ziyaretçilerin de dikkatini çeken bir kültür noktasıdır.
Turizm gelişirken kültürümüzü de korumak zorundayız. Dağlarımızı, doğamızı ve kış turizmimizi tanıtırken Hakkâri’nin geleneksel yaşamını, yöresel yemeklerini, kahvaltısını ve mimari değerlerini de yaşatmalıyız.
Bu nedenle Hakkâri Evi’ni yıkmak yerine onu daha da geliştirmeliyiz. Daha fazla tanıtmalı, turizme daha güçlü şekilde kazandırmalı ve gelecek nesillere bırakmalıyız.
Hakkâri Evi kesinlikle yıkılmamalıdır.
Orası yeşil kalmalıdır.
Hatta daha fazla yeşillendirilmelidir.
Hakkâri’nin kültürüyle, doğasıyla ve gelenekleriyle bütünleşen bir alan olarak yaşatılmalıdır.
Hakkâri’nin kültürüne sahip çıkmak zorundayız. Çünkü kültür kaybolduğunda sadece bir bina kaybolmaz. Bir şehrin hafızası kaybolur. Bir neslin hatırası kaybolur. Bir şehrin kendine özgü kimliği kaybolur.
Bu nedenle Hakkâri Evi konusunda halkın tepkisi dikkate alınmalıdır. Halkın görüşü alınmalıdır. Halkın talepleri dinlenmelidir.
Şehrin geleceği planlanırken Hakkâri halkı kararların dışında bırakılmamalıdır.
Artık Hakkâri’nin değerlerine sahip çıkalım. Geçmişte yapılan projelerden ders çıkaralım. Bugün aktif olan Ulu Camii, Hakkâri Üniversitesi Camii, Gençlik Merkezi ve diğer sosyal tesisleri şehrin ihtiyaçları doğrultusunda değerlendirelim. Yeni projeleri planlarken geçmişte yapılan hataları tekrar etmeyelim.
Eski belediye alanındaki yeni projenin de Hakkâri’ye en fazla faydayı sağlayacak şekilde uygulanmasını, halkın ihtiyaçlarının gözetilmesini ve şehrin sosyal ve ekonomik hayatına katkı sunmasını istiyoruz.
20 yıldır gündemde olan Berçelan yolunu bilimsel ve teknik bir çalışmayla neticelendirelim.
Ve en önemlisi Hakkâri Evi’ni yıkmayalım.
Orayı yaşatalım. Orayı yeşile boğalım.
Hakkâri’nin kahvaltısını, yöresel yemeklerini, geleneklerini, misafirperverliğini ve kültürünü gelecek nesillere aktaralım.
Çünkü Hakkâri’nin ihtiyacı sadece beton değildir. Hakkâri’nin ihtiyacı yeşildir. Hakkâri’nin ihtiyacı kültürdür. Hakkâri’nin ihtiyacı sosyal yaşamdır. Hakkâri’nin ihtiyacı ticarettir. Ve Hakkâri’nin en büyük ihtiyacı, kendi geleceği hakkında söz sahibi olmaktır.
Artık kararlar Hakkâri halkıyla birlikte alınmalıdır. Halkın talepleri dinlenmeli, projeler halkın ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirilmelidir. Çünkü bu şehirde yaşayan insanlar, kendi şehirlerinin ihtiyaçlarını en iyi bilen insanlardır. Hakkâri’nin tarihini, kültürünü ve yeşil alanlarını korumak hepimizin sorumluluğudur.
Yıkmak kolaydır.
Asıl mesele yaşatmaktır.
Ve biz Hakkâri’nin değerlerinin yaşatılmasını istiyoruz.
Hakkâri Evi yaşamalıdır.
Berçelan yolu artık çözüme kavuşmalıdır.
Şehrin sosyal ve ticari alanları halkın ihtiyaçlarına göre planlanmalıdır.
Hakkâri’nin yeşiline, tarihine ve kültürüne sahip çıkılmalıdır.
Çünkü Hakkâri sadece bugünün değil, gelecek nesillerin de şehridir.
Hakkâri’de kültür yaşatılır. Kültür kaybolmaz.
Kültürümüzü yok etmek değil, geleceğe taşımak zorundayız.