Veren el, alan elden üstündür
Kaynak:Esra Özatak
Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in hadîs-i şerifinde ifade buyurduğu gibi Allah’ın katında veren el, alan elden her zaman üstündür.
Sevgili kardeşlerim, her şeyin en güzel olduğu bir ortamda yaşamak istemez misiniz? O zaman veren el olun. O verdiklerinize karşılık, Allah’ın size ne kadar çok şeyi geri getirdiğini göreceksiniz. Verdiğinize karşılık aldıklarınız kıyas bile edilemez. Daima onlardan çok daha fazlası size geri gelecektir. Allahû Tealâ Bakara-261’de buyuruyor ki:
2/BAKARA-261: Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, her sünbülünde (başağında) yüz adet tane (tohum) olmak üzere, yedi sünbül (başak) veren bir tek tohumun durumu gibidir. Allah, dilediği kimse için (onun rızkını) kat kat artırıp verir. Ve Allah Vâsi’dir, Alîm’dir.
İnsanlara yardım etmek Allahû Tealâ’nın temel emridir sevgili kardeşlerim. İmkânı olan, imkânından bir kısmını mutlaka başkalarına vermelidir. Bu hepimizin üzerine düşen bir borçtur. Neden? Çünkü o kişi sadece kendisi için değil, başkalarının da ihtiyacını karşılamak üzere bir gayretin sahibidir. İşte o kişi Allah katında, sadece kendisi için çalışan insanlardan daha çok kazancın sahibidir.
Çünkü kazandığı parayla sadece kendisine lâzım gelen şeyleri temin etmekle kalmıyor, başka insanlara da yardımda bulunuyor. İşte İslâm’ın temelinde bu müessese vardır. İhtiyaç sahiplerine mutlaka yardım edilmelidir. Bu sebeple kazancımızın bir kısmı, daha kazandığımız andan itibaren bize ait değildir. İslâm, kazancın %2,5’inin başkalarına verilmesi lâzım geldiğini söylüyor. Bu rakam %5 olur, %7 olur. Kim ne kadar isterse o kadar verir. Ama en çok verenler, Allahû Tealâ tarafından bu açıdan en çok sevilenlerdir.
Kur’ân-ı Kerim’de insanla Allah arasında 28 basamaklık bir manevî tekâmül merdiveni söz konusudur sevgili kardeşlerim. Bu basamakların muhtevası içinde Allah için infâk edenlerin en alt seviyesinde Allah’a ulaşmayı dileyenler vardır. Ne zaman kalben Allah’a ulaşmayı diler de mürşidinize tâbî olursanız nefs tezkiyeniz başlar ve bu 28 basamak boyunca giderek artan bir infâkın sahibi olursunuz. Allah için en çok verenler daimî zikrin sahibi olarak iradelerini de Allah’a teslim edenlerdir. İşte Hz. Ebûbekir bu minvalde bütün insanlığa örnek teşkil etmiştir.
Biliyorsunuz, Peygamber Efendimiz (S.A.V.), sahâbeden Allah yolunda infâkta bulunmalarını istediğinde, Hz. Ömer büyük bir heyecanla malının yarısını getiriyor ve içinden, “Bu defa Ebûbekir’i geçebilirim” diye geçiriyor. Ancak Hz. Ebûbekir, sahip olduğu her şeyi getirip ortaya koyuyor. Peygamber Efendimiz (S.A.V.) ona: “Ya Ebû Bekir! Ailene, çoluk çocuğuna ne bıraktın?” diye sorunca da Hz. Ebûbekir: “Onlara Allah ve Resûlü’nün sevgisini bıraktım.” diye cevap veriyor.
Öyleyse siz de Allahû Tealâ tarafından çok sevilmek istemez misiniz sevgili kardeşlerim? Elbette istersiniz. Öyleyse gereğini yapın. Bilin ki mutluluğun sırrı aldıklarınızda değil, verdiklerinizde saklıdır. Allah size ne verdiyse başkalarına vermeniz içindir.
Neye sahipseniz verin. Verin ki Allah size daha çok versin. Unutmayın ki siz hayatınızdan Allah için neyi çıkartırsanız, Allah onun çok daha ötesini size verir. Allah’ın kanunu değişmez. Allah, elindekilerini ihtiyaç sahiplerine verenleri sever. Verecek bir şeyiniz yoksa bile güzel davranışlarınız, affedici olmanız, hoş görülü olmanız, bunların hepsi de geçerlidir.
Öyleyse hepimiz için yaşamak, Allah’ın verdiği ömür kadardır. Önemli olan, bu ömrü huzur ve mutlulukla geçirebilmektir. İşte bunun yolu da paylaşmaktan geçer. Sakın ola ki bunu yaparken nefsinizin afetlerine yer vermeyin. “Ben senden üstünüm. İşte al, bu parayı da harca!” tarzında kendinize bir övünme payı çıkarıyorsanız, vermenin mutluluğunu asla yaşayamazsınız. Burada nefsiniz devreye girmiştir. Mutluluk zannettiğiniz bir mutsuzluğu yaşarsınız. Sevgili kardeşlerim, kendinize bu zulmü yapmayın. İnsanları sevin. Sevginin ışığında onların bir ihtiyacını giderdiğiniz zaman duyacağınız şey sadece mutluluktur.
Allahû Tealâ Necm-39’da diyor ki: “İnsan için çalışmasından başka bir şey yoktur.” Öyleyse hepiniz çalışacaksınız, kazanacaksınız ve başkalarına da yardım eden insanlar olacaksınız.
Öyleyse ne mutlu para kazananlara ve o parayı Allah’ın emrettiği ölçüler içerisinde, hatta daha fazlasını başkalarına verenlere. Bu bir cömertlik müessesesidir. Cömertlikse Allahû Tealâ’nın insanı manevî açıdan mutlu edeceği çok özel bir durumdur.
Hepinizin Allah’ın indinde en üst seviyede verenlerden olmanızı diliyoruz. Sizleri çok ama çok seviyoruz.