YALNIZLIK…

YALNIZLIK…

Kaynak:Muhammed Mehdi Aydın

Hakkarili Şemsettin Uçar, İnsan bazen kalabalıkların içinde değil, kendi sessizliğinin derinliklerinde kaybolmak ister.

İnsan bazen kalabalıkların içinde değil, kendi sessizliğinin derinliklerinde kaybolmak ister. Çünkü kalabalıklar, insanın içindeki boşluğu her zaman doldurmaz. Bazen yüzlerce insanın arasında bile kendini yapayalnız hissedersin. Sesler duyulur, hayat bütün hızıyla akıp gider; fakat insanın içinde kimsenin ulaşamadığı sessiz bir yer vardır.

İşte yalnızlık bazen tam da orada başlar.

Bazen sadece yalnız kalmak istersin.

Yıldızların içinde kaybolmak, fezanın sonsuzluğunda adı konulmamış bir boşluğa karışmak… Dünyanın gürültüsünden, insanların beklentilerinden ve hayatın bitmeyen telaşından uzaklaşmak istersin.

Gittiğin yer belirsizdir.

Kaldığın hayal apansız…

Ne bir yön bellidir ne de varılacak bir menzil. Sadece gitmek istersin; hiçbir şey sormadan, hiçbir şeyi açıklamadan, ardına bakmadan…

Fakat insanın gitmek istemesi her zaman bir yere ulaşma arzusu değildir. Bazen bulunduğu yerden, bulunduğu hâlden, hatta kendisinden bir süreliğine uzaklaşma isteğidir.

Çünkü zamanla insan, kendisine ait sandığı pek çok şeyin aslında geçici olduğunu fark eder.

İnsanlar gelir, insanlar gider.

Dostluklar değişir, hayaller yarım kalır, sahip olduklarımız elimizden kayar. Ve bütün bunların sonunda insan yine kendisiyle baş başa kalır.

Belki de yalnızlığın en ağır tarafı budur:

İnsan, sonunda kendisiyle karşılaşır.

Kalabalıklarda saklanabilir, başkalarının sesine sığınabilir, meşguliyetlerin arkasına gizlenebilirsin. Fakat sessizlik başladığında insanın kendisinden saklanabileceği fazla bir yer kalmaz.

O zaman geçmişinle, kırgınlıklarınla, korkularınla ve susturduğun cümlelerinle yüzleşirsin.

Belki de yalnızlık bu yüzden acıtır.

Ama her acı yalnızca yaralamaz.

Bazı acılar olgunlaştırır, bazı sessizlikler insanı kendisine yaklaştırır. Bazı yalnızlıklar ise hayatındaki en büyük dönüşümün başlangıcı olur.

Çünkü yalnızlık her zaman bir terk ediliş değildir.

Bazen bir arınmadır.

Bazen dünyadan kaçmak değil, dünyanın üzerimizde bıraktığı yüklerden uzaklaşmaktır.

İnsan, başkalarının kendisi için çizdiği hayatın dışına çıkmak; kendisine biçilen rolleri, beklentileri ve yıllardır taşıdığı yükleri bir kenara bırakıp yalnızca kendisi olmak ister.

Belki de insanın en büyük ihtiyacı, her zaman birilerinin yanında olmak değil; kendi yanında olmayı öğrenmektir.

Kendi sessizliğinden korkmamak…

Yaralarına bakabilmek…

Geçmişini kabullenmek…

Ve kendisine yeniden başlayabilecek kadar cesaret edebilmek…

Çünkü insan kendisiyle barışmadan, hiçbir kalabalık ona gerçek huzuru vermez.

Bu yüzden yalnızlık, bazen insanın dünyadan çekildiği en sessiz limandır.

Orada insan durur, nefes alır, düşünür ve kendisine sorar:

“Ben gerçekten nereye gidiyorum?”

Belki de bu soru, insanın hayatındaki en uzun yolculuğun başlangıcıdır.

Çünkü bazı yollar dışarıya değil, insanın kendi içine çıkar.

Şehirler değişir, insanlar değişir, hayat değişir. Fakat insan kendisiyle yüzleşmedikçe hiçbir uzaklık gerçek bir kurtuluş olmaz.

Bu yüzden bazı gidişler kaçış değil, arayıştır.

Bazı kayboluşlar ise insanın kendisini bulmaya başlamasıdır.

Belki de insanın en uzun yolculuğu budur:

Kendisinden uzaklaşmaya çalışırken yine kendine varmak.

İşte o zaman yalnızlığın anlamı değişir.

Artık yalnızlık bir boşluk, bir terk ediliş ya da bir yenilgi değildir.

Yalnızlık, insanın kendisini yeniden duyabilmek için dünyanın gürültüsünden çekildiği sessiz bir duraktır.

Ve insan, kendisini bulduğu yerde yalnızlığın da ne olduğunu başka türlü anlamaya başlar.

Çünkü bazen dünyadan uzaklaşmak, kendine en çok yaklaştığın andır.

HABERE YORUM KAT
YASAL UYARI: Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Hakkarihabertv.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.