Başkan Kanat ile gündem!

DEM Parti, TBMM’de üçüncü büyük siyasi parti konumundadır. Güncel Meclis dağılımında ise 56 Milletvekili ile temsil edilmektedir. Sadece bölgesel bir parti olma iddiasında değil kendisini yalnızca Kürt meselesi üzerinden tanımlamıyor. Kadın hakları, emek, demokrasi, özgürlükler, yerel yönetimler ve farklı kimliklerin eşit yurttaşlığı gibi daha geniş başlıkları da siyasetinin merkezine koyuyor. Ve son zamanlarda yeni barış sürecinin merkezindeki siyasi aktörlerden biridir.

Geçtiğimiz günlerde Merzan Sanayi Bölgesindeki bir düğün salonuna akın vardı. Genç, yaşlı, kadın, erkek herkes o adrese gidiyordu. Manşer gününü andıran bir kalabalık ve duygu seli vardı. İki günde toplam 30 bin insan bir araya geldi. Yaşamlarını yitiren PKK’lılar için taziye programı düzenlendi. Bugüne kadar dans, halay, müzik ve eğlenceye ev sahipliği yapan Doğu Düğün Salonu bu kez kabaran duygu ve akan gözyaşlarıyla hüzne büründü. Tüm bu gelişmeyi ve yaşananları DEM Parti Hakkari İl Başkanı Behçet Kanat’a sordum:whatsapp-image-2026-09-21-at-13-32-58

-DEM Parti ismi neden değişiyor?

Partilerin isimleri ve örgütsel yapıları, yürütülen mücadelenin ve toplumsal ihtiyaçların ortaya çıkardığı koşullara göre yeniden değerlendirilebilir. Ancak bizim açımızdan esas olan isim değil, temsil ettiğimiz halk iradesi, demokratik siyaset anlayışı ve mücadele değerlerimizdir.

DEM Parti olarak Kürt halkının özgürlük ve eşitlik mücadelesini, Türkiye halklarının ortak demokratik geleceğiyle buluşturan bir anlayışın sahibiyiz. Örgütsel değişimler bu temel perspektiften bağımsız ele alınamaz.

Partimizin ismiyle ilgili tartışmalar varsa bunlar halkımızın, örgütlerimizin ve ilgili kurullarımızın iradesiyle değerlendirilir. Bizim için önemli olan tabeladan önce temsil ettiğimiz değerlerdir.

- Yarın seçim olsa teşkilat olarak hazırız diyebiliyor musunuz?

Biz seçimden seçime çalışan bir parti değiliz. Hakkâri’nin her mahallesinde, her köyünde, ilçelerinde ve halkımızın yaşam alanlarında siyaset yürütüyoruz.

Elbette her seçim yeni bir sorumluluk, yeni bir hazırlık ve yeni bir değerlendirme gerektirir. Örgütsel eksikliklerimizi görüyor, bunları gidermek için çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

Yarın seçim olsa hazırız diyebilmenin ölçüsü yalnızca sandık çalışması değildir. Halkın güvenini kazanmak, örgütlü olmak, gençlerle ve kadınlarla güçlü bağ kurmak, yerel sorunlara çözüm üretmek ve halk iradesini savunmak da bu hazırlığın parçasıdır.

Biz Hakkâri halkının iradesine güveniyoruz. Ancak bu güveni rehavete değil, daha fazla çalışmaya dönüştürmek zorundayız.

- İki gün süren taziye törenini nasıl yorumluyorsunuz? Kaç bin kişi katıldı? İkramlar zor olmadı mı?

Öncelikle yaşamını yitiren bütün gençlerimizi saygıyla anıyor, ailelerine ve halkımıza başsağlığı diliyoruz.

Gerçekleştirdiğimiz taziye programı yalnızca bir anma etkinliği değildi. Aynı zamanda halkımızın acısını, hafızasını, dayanışmasını ve ortak iradesini ortaya koyduğu anlamlı bir buluşmaydı.

İki gün boyunca halkımızın gösterdiği katılım, Hakkâri’de toplumsal dayanışmanın ve ortak hafızanın ne kadar güçlü olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Farklı kesimlerden insanların bu buluşmada yer alması bizim için değerlidir.

Programın kusursuz olması yönündeki değerlendirmeleri, emeği geçen bütün arkadaşlarımızın kolektif çalışmasına bağlamak gerekir. Bizim siyaset anlayışımızda başarı tek bir kişinin değil, ortak emeğin sonucudur.

Yemek, su, çay ve diğer ikramlar konusunda da kurumlarımızın, gönüllülerimizin ve halkımızın büyük emeği oldu. Burada önemli olan yalnızca ikramların kendisi değil, halkın birbirine sahip çıkması ve dayanışma kültürünü yaşatmasıdır.

Katılım sayısıyla ilgili net ve doğrulanmış bir rakam vermek doğru olmaz. Programın sonunda ortaya çıkan toplam katılım verileri varsa bunlar kamuoyuyla paylaşılabilir.

- Sanırım 2019 ve öncesinde hayatını kaybettiler. Niçin yıllar sonra, tam da barış sürecinde kayıpların listesi açıklandı?

Bu sorunun merkezinde insan hakları, toplumsal hafıza ve ailelerin yıllardır taşıdığı acı bulunmaktadır.

Bir insanın yaşamını yitirmesi ve ailesinin yıllarca akıbetini bilmeden yaşaması kabul edilebilir bir durum değildir. Kayıpların akıbetinin açıklanması, ailelerin gerçeği öğrenmesi ve toplumsal hafızanın korunması açısından önemlidir.

Ancak bu mesele yalnızca bugünün siyasi gündemi üzerinden değerlendirilmemelidir. Yıllardır çözüm bekleyen insani ve hukuki bir sorundur.

Barış süreci, geçmişin üzerini örtmek değil, geçmişte yaşanan acılarla yüzleşerek demokratik ve kalıcı bir gelecek kurabilme imkânıdır. Bu nedenle kayıpların akıbetinin açıklanması, ailelerin bilgilendirilmesi ve gerekli çalışmaların yürütülmesi sürecin insani boyutuyla doğrudan bağlantılıdır.

Bizim beklentimiz açıktır: Bütün kayıpların akıbeti aydınlatılmalı, ailelerin acıları giderilmeli ve hakikate ulaşma konusunda gerekli sorumluluklar yerine getirilmelidir.

- Toplamda kaç kişi yaşamını yitirdi ve naaşları nerede?

Bu konuda kamuoyuna açıklanacak rakamların resmi ve doğrulanabilir bilgilere dayanması gerekir.

Toplam sayı, isim listesi ve naaşların bulunduğu yerler konusunda yetkili kurumların açıklamaları esas alınmalıdır. İl başkanlığı olarak teyit edilmemiş bir rakam veya yer bilgisi paylaşmak doğru olmaz.

Ancak şunu açıkça ifade etmek isterim: Her bir yaşamın arkasında bir aile, bir anne, bir baba ve yıllardır taşınan bir acı vardır. Bu nedenle mesele yalnızca bir sayı meselesi değildir.

Her aile kendi evladının akıbetini bilme hakkına sahiptir. Naaşların bulunması, kimlik tespitlerinin yapılması, ailelere teslim edilmesi ve gerekli hukuki süreçlerin yürütülmesi konusunda bütün sorumluluklar yerine getirilmelidir.

Sizlerin de bildiği gibi KCK Yürütme Konseyi Murat Karayılan, şehadetlerin açıklanmasına ilişkin resmi bir değerlendirmede bulunarak toplamda 27 bin civarında şehadetin olduğunu ifade etti. Özellikle son dönemde yaşamını yitiren arkadaşların bilgilerinin kamuoyuna geç açıklanmasının temel nedeni, içinde bulunulan ağır ve çetin savaş koşullarıdır. O dönem yaşanan yoğun çatışmalar, imkânsızlıklar ve mevcut şartlar, bu bilgilerin zamanında açıklanmasının önünde ciddi engeller oluşturmuştur.

Ancak bu durum, yaşanan gecikmenin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Nitekim bu konuda gerekli öz eleştiri verilmiş, eksiklikler ve gecikmeler açıkça değerlendirilmiştir

- Demirtaş’ın tahliyesinden sonra yeni bir parti kuracağı konuşuluyor. Böyle bir durumda sizin konumunuz ne olur?

Sayın Selahattin Demirtaş, demokratik siyasetin önemli isimlerinden biridir. Kendisiyle ilgili hukuki süreçlerin adalet, hukuk ve demokratik siyaset çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Yeni bir parti kurulacağı yönündeki iddialar konusunda şu aşamada kesinleşmiş bir karar üzerinden değerlendirme yapmak doğru olmaz.

Bizim açımızdan siyaset kişisel hesaplar veya makamlar üzerinden yürütülecek bir alan değildir. Siyaset, halkın iradesi ve örgütlü mücadelesi temelinde şekillenir.

Herhangi bir yeni siyasi oluşum gündeme gelirse, bu durum ilgili kurullar, halkımız ve demokratik siyaset anlayışımız çerçevesinde değerlendirilir.

Benim konumum açısından ise esas olan görev ve sorumluluğumu halkımıza karşı yerine getirmektir. Kişiler ve makamlar geçici, halkın iradesi ve demokratik mücadele kalıcıdır.

- “Çerçeve yasa tasarısı” meclisten geçti. Yasada neler var, kimler faydalanacak? Destekliyor musunuz, korku ve endişeleriniz var mı?

Barış ve demokratik çözüm sürecini ilgilendiren yasal düzenlemeler, yalnızca teknik hukuk metinleri olarak değerlendirilmemelidir. Bunlar aynı zamanda Türkiye’nin demokratikleşmesi, Kürt meselesinin demokratik ve barışçıl çözümü ve toplumsal barışın kalıcılaştırılması açısından önem taşır.

Ancak yasanın içeriği, kimlerin hangi koşullarda faydalanacağı ve uygulama esasları konusunda somut madde metni üzerinden değerlendirme yapmak gerekir. Bu nedenle burada doğrulanmamış bir içerik sıralamak doğru olmaz.

Bizim yaklaşımımız nettir:

Yasal düzenlemeler açık, kapsayıcı ve eşitlikçi olmalıdır.

Demokratik siyasetin önünü açmalıdır.

Siyasi nedenlerle özgürlüğünden mahrum bırakılanların durumunu gözetmelidir.

Toplumsal barışı güçlendirmeli, yeni mağduriyetler yaratmamalıdır.

Uygulama bütün yurttaşlar açısından hukuk ve eşitlik ilkelerine dayanmalıdır.

Biz barış sürecini destekliyoruz. Fakat desteklemek, her düzenlemeyi koşulsuz kabul etmek anlamına gelmez. Eksiklikleri, belirsizlikleri ve olası mağduriyetleri demokratik siyaset yoluyla gündeme getirmek de bizim görevimizdir.

Korku ve endişelerimiz varsa bunları halkımızdan saklamayız; çözümünü de demokratik mücadele içinde ararız. Kalıcı barış, güven veren, şeffaf ve hak temelli bir hukuk düzeniyle mümkündür.

- Erken seçim olursa aday kriterleriniz nedir? Hakkâri’de 3.0 skor devam eder mi?

Bizim açımızdan adaylık, yalnızca seçim kazanma hesabı değildir. Aday olacak arkadaşlarımızın halkla ilişkisi, örgütsel çalışmalara katkısı, demokratik siyaset anlayışı, toplumsal değerlere yaklaşımı ve sorumluluk bilinci önemlidir.

Hakkâri halkı siyasetçisini tanır. Kimin halkın içinde olduğunu, kimin seçimden seçime ortaya çıktığını, kimin emeğe ve değerlere sahip çıktığını bilir.

Aday belirleme sürecinde halkın iradesi, örgütlerimizin değerlendirmeleri ve demokratik katılım esas alınmalıdır. Adaylarımızın halkın güvenini taşıyabilecek, görev ve sorumluluğun bilincinde olan kişiler olması gerekir.

Hakkâri’deki seçim sonuçları, halkımızın demokratik siyasete ve partimize verdiği güçlü desteği ortaya koymuştur. Ancak bu destek hiçbir zaman garanti olarak görülmemelidir.

3.0 meselesini bir skor değil, halkın bize yüklediği sorumluluk olarak değerlendiriyoruz. Hakkâri halkının güvenini korumak, her seçimde yeniden hak etmek ve daha fazla çalışmak zorundayız.

- Hükümet ve DEM heyeti birlikte objektiflere poz veriyor. Ama Hakkâri’de DEM ve AK Parti yöneticilerini bir arada göremedik. Yorumunuz?

Öncelikle şunu belirtmek gerekir: Siyasette diyalog ile siyasi ittifak aynı şey değildir.

Barış ve demokratik çözüm süreci kapsamında farklı siyasi aktörlerin bir araya gelmesi, görüşmesi ve kamuoyuna ortak görüntü vermesi sürecin gerektirdiği siyasi temasların bir parçasıdır.

Ancak bu durum, yerelde bütün siyasi farklılıkların ortadan kalktığı anlamına gelmez.

Hakkâri’de biz halk iradesinin, demokratik siyasetin ve yerel yönetimlerin üzerindeki baskıların kaldırılmasını savunan bir siyasi anlayışla hareket ediyoruz. AK Parti’nin politikalarını eleştirdiğimiz konular vardır. Bu eleştirilerimizi sürdürürken demokratik diyalog kanallarının açık olmasını da savunuyoruz.

Bizim kimseyle kişisel bir sorunumuz yok; politikalarla ve halkın haklarını zedeleyen anlayışlarla mücadelemiz var.

Eğer süreç gerçekten demokratik bir çözüm ve toplumsal barış hedefliyorsa bunun Hakkâri’de de karşılığını görmek isteriz. Halkın iradesine saygı, yerel demokrasinin güçlendirilmesi, kayyım anlayışının son bulması ve halkın sorunlarının çözümü bu karşılığın temel göstergeleridir.

Bizim için fotoğraf vermekten daha önemli olan, halkın sorunlarını çözmeye dönük somut adımların atılmasıdır.

- Son olarak neler söylemek istersiniz?

Başta Hakkâri halkımız olmak üzere, bu süreçte emeği geçen bütün kurumlarımıza, örgütlerimize, kadınlarımıza, gençlerimize ve yoldaşlarımıza teşekkür ediyorum.

İçinden geçtiğimiz süreç, hepimiz açısından tarihi bir sorumluluk taşıyor. Bu sorumluluk yalnızca yöneticilerin değil, bütün halkımızın ortak sorumluluğudur.

Bizler geçmişten bugüne büyük bedeller ödemiş bir halkın temsilcileriyiz. Bu nedenle siyasetimizi günlük hesaplar, kişisel çıkarlar veya makamlar üzerinden değil; halkımızın özgürlüğü, eşitliği, onuru ve demokratik geleceği üzerinden yürütmek zorundayız.

Barış sürecini destekliyoruz. Ancak barışın yalnızca silahların susmasıyla değil, halkların eşitliği, özgürlüğü, adalet ve demokratik hukuk temelinde kalıcılaşacağına inanıyoruz.

Hakkâri halkı bugüne kadar iradesini defalarca ortaya koydu. Bizim görevimiz bu iradeye layık olmak, halkımızın sorunlarını sahiplenmek ve örgütlü mücadelemizi daha da büyütmektir.

Halkımızın iradesi bizim gücümüz, ortak mücadelemiz geleceğimizdir.

Bu arada Amedspor’a değinmeden geçmemek gerek. Bu başarı halk nezdinde yalnızca sportif bir sevinç değil, güçlü bir duygusallık karşılık yaratıyor. Çünkü Amedspor’a sahiplenme, sıradan bir taraftarlığın ötesinde kimlik, kültür ve aidiyet duygusuyla buluşan toplumsal bir sahiplenmedir. Deplasmanlarda karşılaştığı haksızlıklara rağmen Amedsporu’un buna kendi sahasında misafirperverlikle sahada da futboluyla ve tribünde güçlü bir dayanışmayla cevap vermesi çok anlamlıdır.

Amedspor, bugün farklı kesimlerden insanları aynı sevincin etrafında buluşturuyor. Bu nedenle Amedspor, sadece futbol oynamıyor, sporun kardeşlik, dayanışma ve birlikte yaşama duygusuna da katkı sunuyor. Amed’in sevinci artık sadece Diyarbakır’ın değil Türkiye’nin birçok yerinde karşılık bulan ortak bir sevince dönüşüyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YASAL UYARI: Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Hakkarihabertv.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.
Hakan Taş Arşivi

DOĞRU YAPMIYORUZ!

16 Eylül 2026 Çarşamba 13:58

BİZE BUNU YAPMAYIN!

08 Eylül 2026 Salı 16:33

Piruzbeyoğlu ile gece sohbeti!

07 Eylül 2026 Pazartesi 09:21

Osman Ölmez'in ardından!

03 Eylül 2026 Perşembe 17:24

Hakkari Belediye Başkanına açık mektup

03 Ağustos 2026 Pazartesi 14:33

Otluca'ya biraz ilgi!

27 Temmuz 2026 Pazartesi 12:29

Ortak sorun ortak sorumluluk!

20 Temmuz 2026 Pazartesi 10:21