Türkiye’nin orta direği ve cevheri
Kaynak:Esra Özatak
Orta direk kavramının; hayatın, sosyolojinin, ekonominin, dünyanın tam merkezine neden ve nasıl yerleştiğini dilerseniz bugün de ben anlatayım…
Orta Direk; geçmiş dönemlerden ve kültürlerden günümüze yansıyan önemli bir mirastır. Oba Çadırlarında ve sonrasında da köyler başta olmak üzere evlerin damını ve duvarlarını sağlam tutmak amacıyla hanenin tam orta yerine çakılan en sağlam ve en kalın direğe orta direk denirmiş.
Sağlamlığı ile herkese güven verirmiş çünkü “orta direk çökerse” hanenin de dağılacağını herkes bilirmiş!
Bu bilinçle bir çadırı veya haneyi inşa etmeden önce güç, güven, gelecek teminatı olarak bilinen orta direğin tam altındaki toprağa yeni bir hanenin yapımı için gerekli olan altın/cevher de gömülürmüş.
Ne zaman ki orta direk iyice eskirse ve büyük felaketleri sağlam bir şekilde karşılayamayacağı anlaşılırsa yerine yenisini inşa etmek için gömülü altın/cevher çıkarılırmış.
Bu hikâyeden günümüze ve hatta güncel durumumuza bakmak ve yorumlamak gerekiyor. Bu toprakların güven ve güç orta direği Cumhuriyet, ikinci asrını savaşlar ve kaoslar eşliğinde karşılarken “zamanın ruhu” ile yenilenme-güncellenme-güçlenme ihtiyacının kaçınılmaz olduğunu Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge Miladı ile ortaya koydu MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli.
Çünkü karşımızda sert fırtınalar eşliğinde gelen bir yeni nizam vardı ve bu nizamı doğru anlayarak gerekli tedbirler alınmalıydı. Bahçeli bu fırtınayı çok önceden görmüş ve “iç cepheyi kardeşlik ruhu ile güçlendirmemiz gerekiyor” demişti. Demekle kalmayıp gerekli stratejik aklı da madde madde sergilemişti. Ki halâ kararlı bir şekilde sergilemeye devam ediyor.
Geldiğimiz noktada şunu gördük; “orta direğin altındaki geleceği yeniden inşa edecek teminat altını/cevheri” aslında bu vatanda hep varmış, tıpkı Devlet Bahçeli gibi.
Yeni dünya nizamını güçlü bir şekilde karşılamak üzere Türkiye Yüzyılını inşa ettiğimiz ve ülkenin “orta direğini” tam merkeze diktiğimiz bu süreçte, inanıyor ve biliyorum ki; devlet aklının en halis hali olan “Devlet Bahçeli cevheri” önümüzdeki asır için de orta direğin altına yerleştiriliyor…
ÜÇ SACAYAĞI ÜZERİNDE PİŞİYOR VE GÜÇLENİYOR TÜRKİYE
Şimdilerde Türkiye’nin elde ettiği başarıları tüm dünya konuşuyor. Savunma sanayii başta olmak üzere pek çok başlıkta önemli bir ivme kazanan Türkiye, bölgede elde ettiği huzur, güven, kalkınma, stratejik önem ile milat niteliğindeki anlaşmaların da mimarı oluyor. Mekke Antlaşması, Kalkınma Yolu Projesi, Turan Yolu bunların önde gelenlerinden sadece bir kısmı.
Günlük gelişmeleri/başarıları gerek medyada, gerek basında, gerekse de sosyal medyada sıklıkla yazıp konuşuyoruz fakat unuttuğumuz bir şey var bugün ona değinmek istiyorum.
Yukarıda saydığım ve şu an sayamadığım sayısız Türkiye başarılarının temelinde ÜÇ SACAYAĞI var;
1) Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi: Geçmişin Türkiye’sini anımsayın! Sürekli tekrarlanan seçimler, devrilen hükümetler, dağılan koalisyonlar…
İçerideki siyasi istikrarsızlık hem yurtiçinde hem de yurtdışında ciddi güvensizlik yaratıyordu. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile her şey hızlı, kararlı, güçlü bir dinamiğe sahip oldu ve Türkiye tüm dünyanın güvenli-istikrarlı limanına dönüştü.
2) Cumhur İttifakı: Cumhur İttifakı adeta Türkiye’nin sigortasına dönüştü zira tutarsız siyaset iklimi mevcut iklimin ve sistemin “herkesle yürünemeyeceğini” gösteriyor. Bu nedenle kurulan bu ittifak ve ittifakın işleyiş anlayışı tamamen Türkiye modelidir ve Türkiye menfaatleri doğrultusundadır.
3) Terörsüz Türkiye/Bölge Miladı: Devlet Bahçeli’nin ilan ettiği ve lokomotif görevi gördüğü bu milat Türkiye’nin “ustalık eseri” olmuştur. Ve Türkiye Yüzyılının da dinamosu…
Şimdi basında ve medyada konuştuğumuz her ihya başlığının bu üç temel/sacayağı üzerinde sağlam bir şekilde pişip şekillendiğini de unutmamak gerekiyor elbette.
3 METRE İPİN VAR, SEVİNEYİM Mİ DÜŞÜNEYİM Mİ?
Vaktiyle adamın biri 5 metrelik bir kuyuya düşmüş. Bir süre sonra biri gelmiş ve uzun uzun konuştuktan sonra “seni kurtarmak için ip getireceğim” diyerek gitmiş. Bir saat sonra elindeki iple gelen kişi ipi kuyuya sarkıtmış ve “hadi çık bakalım” demiş kuyudaki adama.
Kuyudaki adam bir süre susup izlemiş ipi ve adamı. Sonra da ipi tutan adama acıyan bir tebessümle bakıp; “uzattığın ip 3 metre ama ben 5 metrelik bir çukurdayım! Yani sözde varsın ama gerçekte yoksun! Bakıyorsun ama görmüyorsun! Konuşuyorsun ama anlamıyorsun! Yarım aklınla “sözde” bana yardım etmeye çalışıyor gibi göründüğün için sevineyim mi, yoksa benimle dalga geçiyorsun diye oturup düşüneyim mi bilemedim!””
Mevcut siyasetimizi trajikomik tebessümler ve bu hikâye eşliğinde sorguladığımız bu dönemde, çoğu siyasetçinin sarkıttığı ip üç metrede kalıyor kalmasına fakat bununla birlikte “kim yarım akıllı kurnaz, kim dalga geçen kötü” anlamamıza da vesile oluyor…