Yusuf Yetiş
Kentsel dönüşüm hayat kurtarır
Türkiye, coğrafi konumu ve jeolojik yapısı gereği tarih boyunca büyük yıkımlarla karşılaşmış, ağır bedeller ödemiş bir deprem ülkesidir. Yakın tarihimize damga vuran 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi ve hafızalarımızda tazeliğini koruyan 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli büyük afet, bizlere acı bir hakikati defaatle hatırlatmaktadır: Deprem değil, ihmal ve yorgun binalar hayat alır.
Bugün başta kadim kentimiz Diyarbakır olmak üzere İstanbul, Adana, Gaziantep, Van, Malatya ve daha birçok ilimizde, görünürde ayakta duran ancak strüktürel ömrünü tamamlamış binlerce "yorgun bina" bulunmaktadır. Bu yapılar, her an yaşanabilecek bir sarsıntıda büyük risk taşımakta ve kentsel dönüşümün ne kadar acil bir zorunluluk olduğunu gözler önüne sermektedir.
Yapısal Yorgunluk Nedir? 20–30 Yaş Üzeri Binaların Durumu
Bir binanın yaşı 20 ile 30 yılı aştığında, taşıyıcı sistemlerinde ve tesisat altyapısında "yapısal yorgunluk" baş gösterir. Yıllar boyunca çevresel faktörlere, korozyona, nem değişimlerine ve irili ufaklı sarsıntılara maruz kalan beton mukavemetini kaybeder; donatı demirleri paslanarak incelir ve kolon-kiriş birleşim noktalarındaki direnç zayıflar. Tıpkı insan vücudu gibi binalar da yaşlanır ve yorulur.
Dünyanın gelişmiş ülkelerinde belirli bir hizmet ömrünü tamamlamış yorgun yapıların içinde yaşanmasına müsaade edilmezken; ülkemizde ne yazık ki ömrünü tüketmiş bu binaların hâlen yoğun bir konut stoğu olarak kullanıldığına şahit olmaktayız.
Binalardaki Aşırı İç Yükler ve Bireysel Hatalarımız
Yorgun binaların taşıdığı statik risklerin yanı sıra, daire sakinlerinin bilinçsiz müdahaleleri ve iç mekân düzenlemeleri de tehlikeyi büyütmektedir. Zaten yorulmuş olan taşıyıcı sistemlere ilave olarak ağır vitrinler, devasa mobilyalar ve kontrolsüz yüklemeler yapılmaktadır. Bu durum hem bina statiğine ilave yük bindirmekte hem de olası bir sarsıntı anında acil tahliye koridorlarını kapatarak can kaybı riskini artırmaktadır.
Çözüm: Devlet-Millet İş Birliği ile Hızlı Kentsel Dönüşüm
Yorgun binalardan kurtulmanın ve güvenli geleceği inşa etmenin yegâne yolu, kentsel dönüşüm projelerine amasız, fakatsız destek vermek ve bu süreci hızlandırmaktır. Bu doğrultuda atılması gereken öncelikli adımlar şunlardır:
Toplumsal Bilinçlendirme: İnsanlarımızın kentsel dönüşümü ticari bir kazanç değil, bir hayati güvenlik meselesi olarak görmesi sağlanmalı ve dönüşüm bilinci hızla yaygınlaştırılmalıdır.
Rehberlik ve Teşvik: Devletimiz, bilimsel veriler ve teknik yönlendirmeler ışığında vatandaşlarımıza her türlü kolaylığı, kredi imkânını ve rehberliği sunmaya devam etmelidir.
Yapı Stoğunun Yenilenmesi: Vatandaşlar olarak bizler de "önce can güvenliği" diyerek binalarımızın risk analizlerini yaptırmalı, gerekiyorsa yenilenmesi yönünde irade ortaya koymalıyız.
Sonuç: Tercih Bizim, Karar Bizim, Hayat Bizim
Depreme ne kadar hazır bir millet olursak, afetlerin yıkıcı etkilerini o kadar azaltabiliriz. Unutmayalım ki hayatımızı ve sevdiklerimizi korumak bizim elimizdedir. Yorgun binaları yenilemek, güvenli yaşam alanları oluşturmak ve kentsel dönüşüme sahip çıkmak hepimizin insani ve vatandaşlık görevidir.
Karar bizim, tercih bizim, geleceğimiz ve hayatımız bizimdir.